Öğrenci affı...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in basına yansıyan beyanatından; öğrenci affıyla ilgili yasa taslağının eylül ayı içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderileceği, ekim ayında da yasalaşacağı anlaşılıyor. Yine basından öğrendiğimize göre Bakan Çelik, öğrenci affının kaliteyi düşüreceğini, ancak bu konuda yoğun bir istekle karşılaştıklarını, dolayısıyla böyle bir affı gündeme getirme durumunda kaldıklarını söylemiş...
Gazetelerden bu haberi okurken devlet adamıyla siyasetçi arasındaki farkı düşündüm. Devlet adamı doğru olanı yapar, siyasetçi ise daima pragmatik davranır. Millî Eğitim Bakanlığı koltuğunda bir siyasetçi değil de, bir devlet adamı oturuyor olsaydı, eğitimin kalitesini düşüreceği peşinen bilinen bir af bilmem gündeme gelir miydi?
Bu yaklaşımımızın halk nazarında pek kabul görmeyeceğini biliyoruz. Zira halk “faydacı” dır, günlük yaşar ve sadece önüne bakar. Lakin aydınların, yöneticilerin ve bilhassa devlet sorumluluğu taşıyan zevatın böyle lüksleri yoktur. Onların sadece önlerine değil; sağlarına, sollarına, hatta dönüp arkalarına da bakmaları gerekir. Onlar, fertlerin yanında sistemi de düşünmek zorundadırlar. Bu yüzdendir ki yazarlar, aydınlar ve yöneticilerden “ne derler, tepki alır mıyım, beni dışlarlar mı?” gibi endişelere kapılmadan doğru bildiklerini yazıp söylemeleri beklenir.
Bilindiği üzere bugün ülkemizde eğitimin kalitesi çok düştü. Üniversiteye gelen öğrencilerin “okuyup yazıyor” olmaktan başka beraberlerinde getirdikleri hemen hemen hiçbir şey yok. Ellerimizle ilkokula götürüp teslim ettiğimiz o pırıl pırıl çocuklara nasıl bir eğitim veriyoruz ki üniversitelere “tam takır, kuru bakır” bir kafayla çıkıp geliyorlar? Millî Eğitim Bakanlığı öğrenci affından önce, mesaisini bu soruya cevap bulmaya ayırsa sanırım daha faydalı bir iş yapmış olacaktır.
Popülizmin (halkın duygu ve düşüncelerini okşayan davranış ve tutum) millet için uzun vadede hiçbir olumlu netice sağlamayacağı açıktır. Ve popülizmin girmemesi gereken bir yer varsa o da eğitim yuvalarıdır. Çocuklarımızın ödenek yetersizliği sebebiyle kışın soğuktan sınıflarda tir tir titrediklerini bile bile “Öğrenciler bu yıl da ders kitaplarını okulların açıldığı ilk gün sıralarının üstünde hazır bulacaklardır” gibi popülist nutuklarla kendi kendimizi aldatarak nereye varabiliriz?
Eğitim ve öğretimin kalitesini düşüren birçok neden sayabiliriz. Bunlardan biri de şüphesiz sık sık yapılan öğrenci affıdır. Siyasetçiler tarafından yönetildiğimize göre bu tip aflar zaman zaman çıkacaktır. Bizim temennimiz affın sınırlarının dar tutulmasıdır. Karşınızda çoluk çocuk sahibi kişilerin de bulunduğu 60-70 kişilik sınıflarda ders anlatmak ister misiniz?
Bu arada bir öğretim üyesi olarak, yüksek lisans ve doktora programlarının affın dışında tutulması gerektiğini söylemezsem bir hakikati dile getirmemiş olurum. Öğrenci aflarından en çok yara alan her zaman lisansüstü eğitim kurumları olmuştur.
Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını sıradan bir eğitim ve öğretim faaliyeti olarak görmemek gerekir. Lisansüstü eğitim müesseseleri bir bakıma üniversitelere öğretim elemanı yetiştiren mekânlardır. Oralarda yaşanacak tatsızlıkların yarının üniversitelerini doğrudan etkileyeceği unutulmamalıdır.
Kısacası, demokratik rejimlerde popülizm öteden beri var olagelmiştir. Bir başka ifadeyle “seçim” in olduğu yerde “seçmen” e şirin görünme gayreti maalesef oluyor. Biz diyoruz ki popülizmi hiç olmazsa eğitim kurumlarından uzak tutmaya çalışalım. Bunu başaramıyorsak, bari sınırlarını dar tutmaya gayret edelim. Eğitimi iflas etmiş bir toplumu nasıl ayakta tutacaksınız?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları