Okeye dördüncü aramadan önce

A+A-
Servet AVCI

"Başkanlık kapısı 15 Temmuz gecesi açılmıştır" diyen Başbakan Binali Yıldırım bu anlamda dobra davranıyor ve inandıklarını açıkça söylüyor... Sistemin türü hakkında da öyle 'yarım-çeyrek' filan demiyor ve 'tam başkanlık' ifadesinin altını net çiziyor...

Daha 15 Temmuz filan yokken, 6 ay önce "Milliyetçi siyaset en kritik eşikte" başlıklı bir yazı yazmış ve şu iddialı cümleleri sıralamıştım: "Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi kurulduğunda henüz bebek yaşta sayılabilecek birisi 'kendisini milliyetçi olarak tanımlayan' çoğunluğun da desteğiyle Devlet Başkanlığı'na yürür... Siyasetteki yarım yüzyılını 8 yıl önce aşmış olan milliyetçi hareketin varlığı ve etkisi daha da zayıflayabilir..."

Kâhin değiliz elbette ama parçalar birleştiğinde ortaya anlamlı bir bütün çıkıyordu... Aradan 15 gün geçtikten sonra, yani 31 Ocak 2016'da bir yazı daha kaleme almıştım... "Başkanı milliyetçiler mi seçecek?" başlıklı bu yazıda, anlatabileceğimiz başka bir dil kalmayınca şöyle bir öngörüde bulunmuştum: "Başkanlık ve ona uygun seçim sistemi hayata geçerse milliyetçilere üç yol kalır: Birincisi, siyasî parti yoluyla sonuç alma şansları kalmayacağına göre, iktidar partileri içerisinde mücadele vermek... İkincisi, dernekçilik veya strateji kuruluşları vs. gibi araçlarla iktidarlar üzerinde lobicilik yapmak... Üçüncüsü, kahvehanelerde okeye dördüncü aramak!.."

***

Bugün milliyetçi aydınlarda ve tabanda ağır bir endişe var: Sistem değişikliği milliyetçi siyaseti nasıl etkiler?

Endişe haklı çünkü Başkanlık konuşuluyor ama sistem değişikliği sonunda, ülkenin ikili siyasî yapıya dönüşeceği ve milliyetçi hareketin nasıl etkileneceği pek konuşulmuyor... Daha önce o trajik ihtimali vurgulamaya çalışmıştım: 'Milliyetçi oylar' milliyetçi siyaseti tasfiye edecek!.. En azından milliyetçiliği eksen yapmış parti veya partileri anlamsızlaştıracak!..

Türk milliyetçiliği elbette mevcut partilerle doğmadı ve mevcut partilerle de bitmez... Partilere 'din' gibi, 'put' gibi anlamlar yüklemediğimize göre, buradan hareketle karamsarlık yaymanın faydası da yok... Burada garip olan, izaha muhtaç olan, Başkanlık konuşulurken, bu dönüşümün mevcut siyasî yapıda ne gibi değişikliklere yol açacağının ısrarla konuşulmaması...

İktidar partisi, tasarının Meclis'ten rahat geçeceğini düşünüyor... Haksız da değiller... Muhalefet partisi, iktidar partisinin mahcubiyetten olsa gerek gündeme getirmeye cesaret edemediği konuyu gündeme getirerek tarih yazdı!..

Meclis'ten geçtikten sonra halk kısmı zaten kolay... 'Meclis'te evet, meydanlarda hayır' diyecek olanın ne kadar ağırlığı ve ciddiyeti olacaksa, bu referandumun halka takılma ihtimali de o kadardır!.. 

***

Yine Ocak ayında bir başka yazıda altını çizmişiz: "Türkiye'de artık açık açık görülüyor ki bütün plan Başkanlık Sistemi'ne geçmek üzerine... Geçtiğimiz yıla kadar bu sistemi halkın çoğunluğu 'bölünme işareti' olarak görürken, bugün daha olumlu bakanlar artmış durumda... Şimdi sıra yasal alt yapıda..."

Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi... Çünkü kendisini gizlemeden bağıra bağıra geliyordu perşembe... Milliyetçiliği siyasî yöntem olarak benimseyenler şimdi merak ediyorlar "Biz ne olacağız?" diye...

Bunun için tartışmayı ısrarla seçim sistemi üzerine yoğunlaştırmak gerekiyor... Eğer bütün yetkilerin Başkan'da toplanacağı ve siyasî partilerin 'çay partisi', 'bekârlığa veda partisi' veya 'pijama partisi' gibi eğlenme ve oyalanma ayarında kalacağı bir düzen oluşacaksa, milliyetçi siyasetin aydını ve tabanı dert etmekte son derece haklı... Üstelik dünyadaki uygulamalar da bu endişeyi destekler nitelikte...

Daha çok tartışacağız bu konuyu galiba... Ocak ayında gündeme getirdiğimiz o üç ihtimali yeniden hatırlatalım: "Başkanlık ve ona uygun seçim sistemi hayata geçerse milliyetçilere üç yol kalır: Birincisi, siyasî parti yoluyla sonuç alma şansları kalmayacağına göre, iktidar partileri içerisinde mücadele vermek... İkincisi, dernekçilik veya strateji kuruluşları vs. gibi araçlarla iktidarlar üzerinde lobicilik yapmak... Üçüncüsü, kahvehanelerde okeye dördüncü aramak!.."

  • Yorumlar 16
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları