Okuyucu pazarı...

A+A-
Behiç KILIÇ

Pazar günleri bu köşeyi okuyucularımızdan gelen yazılara açacağımızı belirtmiştik.. Öyle yapıyoruz... Söze girmeden siz değerli okuyucularıma teşekkürlerimi, saygı ve sevgilerimi de sunuyorum... Yeniçağ’da başlayan bu köşe ile ilgili sizlerden gelen tebrik mesajlarının yoğunluğu, büyük ilgi beni mutlu kıldı.. Bu yolda beraber yürümek güzel.. Sayın Arzu Tok’un yazısını özetleyerek aktarıyorum,

Ayder katliamını durdurun
“Karadeniz denilince akla ilk gelen yer Rize’nin ünlü Ayder Yaylası’dır. Gidip görenlerin ortak kanaati ‘Cenneti görmek için ölmeye gerek yok, Ayder’e gidin yeter’sözleridir. İşte bu nedenledir ki önce Turizm Merkezi, Belediye Mücavir Alanı, Milli Park, sit alanı ve son olarak da Kültür ve Turizm Koruma Gelişim Bölgesi olarak ilan edildi Ayder Yaylası. Tüm bunlar ise bu yörenin koruma altına alınma garantisi olan etiketlerdir. Ancak durum hiç de böyle olmamıştır.
Gözünü hırs bürümüş sermaye sahipleri kabarık bir iştahla beton yığını devasa binalar yapmaya başlamışlar. İşte biz güzelliklerimizi böyle koruma altına alıyoruz, hem de Başbakanı Rizeli olan bir ülkede...”
Vaziyeti öncelikle Sayın Başbakan’a arz ediyoruz..

Sözleşmeliye itiraz!..
Sayın Refik Göker, sözleşmeli öğretmenlikle ilgili görüşlerinin burada yer almasını istedi... O görüşler şöyle: 

“Sözleşmeli öğretmenlik kadar abes, hukuksuz ve haksız bir uygulama olacağını sanmıyorum. KPSS’de sınava giren binler beklerken, kadro alamamak bahanesiyle yandaşları sözleşmeli öğretmen ve memurlar atanıyor. Bu göreve gelenler de itiraz ediyorlar. Güya diğerlerinden birkaç soru az yapmışlar.
İyi de o kişiden birkaç soru fazla yapan on binlerden atanmıyor da bunlar atanıyor. Doğu ve Güneydoğu’da 0 (sıfır) puan alanların da atandığını biliyor musunuz. Ülkeyi bu hale getirdiler...”


Sinan Abi sizlerle...
Gazeteci Sinan Yurtkulu vatandaşın nabzını tutmayı sürdürüyor. İşte bu haftaki
sohbetleri...
Gündem sihirbazlarına arz olunur.
Eve nevale alıyorum. Bir yandan da ailemizin manavı Ramazan ağabeyle laflıyoruz... Ekranda birden ’Ümraniye davası’ görüntüleri belirdi. Kasap Hamza’nın dükkânında da aynı haber devam ediyordu...
Alışverişimi bitirdikten sonra berbere, şoföre, garsona sokaklarda gördüğüm herkese sordum:
- Nedir bu Ergenekon mevzuu.. Anlayan varsa beri gelsin!.. Neler oluyor? Bu işin sonu nereye varacak?
Kimileri en ince detayına kadar anlatıyor. Kimileri korku dağlarına teslim olmuş, cevap vermeye imtina ediyor.. Bazılarında ’kafam karışık’ ifadelerine rastlıyorum.  Sormaya devam ediyorum.. Başlıyorlar sızlanmaya “..Etme abey, biz fakır adamık mapusa neyim atarlar. Bebe belik perişan olur”..
Ve genelikle tüm vatandaşlarımız şöyle konuşuyorlar:
- Canımız burnumuzda kardaş, soracaksan işlerimizi sor. Parasızlığı sor. Günübirlik yaşıyoruz.. De git yoluna kurban, bu karışıklıkta, bizi hökümat işlerine bulaştırma!!. Başımızı derde sokma..


Kamu çalışanlarının kredi kartları
 Türk Ulaşım-Sen Sakarya Şube Başkanı Cihad Koray, desteğimizi rica etti.. Meslektaşlarını rahatsız eden bazı konuları başta Ankara olmak üzere -cümle aleme- duyurma isteğinde bulundu..
 Bana anlattıklarının özetini size de aktarayım:
 “Sinan abi, kamu çalışanları kredi kartları borcu başta olmak üzere, bankalardan aldıkları kredileri ödemekte zorluk çekiyor. Meydana gelecek travmanın yaratacağı olumsuzluklar sadece iş hayatımız ile sınırlı kalmayacak çevre ve aile hayatımızı da olumsuz yönde etkileyecek...”
Talepleri de şu.. “Eğer bazı sosyal kesimlere ekonomik destek verilmesi yönünde kararlar alınıyorsa kamu çalışanları da bu destekten payına düşeni almalı... Anayasamızın onuncu maddesi gereğince kamu çalışanlarına bir defaya mahsus olmak üzere, geri ödemelerine 2010 yılı Ocak ayında başlanacak şekilde ve ödemelerin net ücretimizin 1/4’ünü geçmemesi kaydıyla maaşımızın on katına kadar faizsiz kredi verilmesini hükümetten istedik..”
Cihad Koray’ın isteği karşılanamayacak bir talep değil.. Gereği yapıldığı takdirde; durgunluk yaşayan piyasalarımıza da hareket getirecektir..

Yazarın Diğer Yazıları