Okuyucularıma teşekkür...

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Türkçe üzerine yazımdan dolayı elektronik posta ile takdir dolu mektuplar gönderen değerli okuyucularıma çok teşekkür ediyorum. Gelenler içerisinde Nesrin Yolay Hanımefendi’nin mektubunun bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Uluğtekin Bey,
(...)Birkaç ay önce pazarda bir kadın sesi duydum, çocuğuna sesleniyordu: ” Usame, Usame oğlum gelsene buraya! “ Döndüm kadına baktım, yüreğim cız etti, çok üzüldüm. Hâlâ aklımdan çıkmıyor. Bundan önceleri Türkçe isimler koymaya başlamıştı insanlar; ama son yıllarda (siyasette) artan dincilikle beraber tekrar Arapça isimler revaçta. Hatta eskiden dilimize geçenler değil, daha yeni Arap isimleri koyuyorlar. En gözde olanı da Başbakan’ın kızının adı Sümeyye! O kadar çok ki. Nisa ismi de... Halk arasında şöyle bir laf dolaşıyor: ” İsmin Kuran’da geçmiyorsa, cennete giremezsin!
Araplaşma tekrar kuvvetlendi. Yine kültürümüz Araplaşıyor. Dilde ise İngilizce... Atatürk “Türk dili, Türk ulusunun kalbi ve zihnidir” demiş. Kalbi ve zihni yabancılaşmış insanlar ne yapar? Biz dilimizi sevmiyoruz diye düşünüyorum. Herkes “okey” diyor artık. Bir cümle yok ki içinde yabancı sözcük olmasın. Statlarda bile pankartlar İngilizce asılıyor. Yarı İngilizce yarı Türkçe bir dil. Ne hazin! Yarım dil, yarım insan... Bir yanda Araplaşan cahiller, bir yanda özenti içindeki kompleksli okumuşlar... Ne yana baksam hazin bir manzara. Usame, Sümeyye, Nisa gibi Arapça adlar kadar, biraz İngilizce öğrenmiş özentili-kompleksli okumuşların her cümlede İngilizce kullanmasını duymak kulağımı çok rahatsız ediyor ve yüreğimi yaralıyor. Türkçem kalbim ve zihnimdir çünkü. Sömürgecilerin ilk dili bozarak işe giriştiklerini biliyoruz. Buna karşı olan insanlar bile “okey, bay bay” ı dillerinden düşürmüyor, her cümlede İngilizce kullanıyorlar. Kimse Türkçeye özen göstermiyor, hor görüyor, hırpalıyor. Her geçen gün yeni bir yabancı sözcük, Türkçe bir sözcüğü çöpe atıyor. Kaç bin yıllık düğme, oldu “buton”. İçim kan ağlıyor. Ne adımızı seviyoruz, ne dilimizi.
Biraz karamsar bir mektup yazdım, içimi dökmüş oldum. Benim içimden dökülenler toplumun yansımalarıdır. Böyle kabul edin. Bu konuda söylenecek çoook şey var. Köşenizde kültür emperyalizmi (Arap ve Batılı) konusunu sık sık işlerseniz bir okuyucunuz olarak memnun olurum. Türkçemize olan sevginizi gösteren, insanları uyandıran yazılarınızı sürdürmeniz dileğiyle, esen kalınız.
Saygılarımla.
Nesrin Yolay
Nesrin Hanım’ın değindiği konuların hepsi gönül yaramızdır. Özellikle  “İsmin Kuran’da geçmiyorsa, cennete giremezsin” sözü kuşkusuz doğru değil. Olamaz da. Bu sözü söyleyenler, cennet için böyle bir şart koyanlar; Arapça yararına ‘manevi Endülüjans’dağıtıyorlar demektir. Bu yalancılar, bu kültür ajanları Balkan Müslümanları arasında da buna benzer propagandalar yapıyorlar. Dinine içten, gönülden inanan büyük Türk milletinin alkışlanacak olan bu özelliğini, Türk düşmanları çok rahat biçimde kullanabiliyorlar. Bu ‘kullanma’ bu ‘aldatma’ siyaset ve ticaret alanında hâlâ doludizgin sürüyor.
Takdirleriniz için çok teşekkür ederim. Okuyucularımın bana öğretmen olacak birikimde olmasından mutluluk duyuyorum. Benim işim ‘aklın donanması ve kültür “. Tüm yaşamım böyle geçti. Sağlığım elverdiği sürece yazacağım. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş