Olmayan darbenin davası

Selcan TAŞÇI

Büyük bir kaos gibi görülen olayların arkasında ince hesaplanmış bir seçim stratejisi olduğunu savunan Emre Kongar’a göre, AKP ekonomiyi gündem dışı bırakmak için ‘darbe’ ve ‘yargıçlar vesayeti’ söylemini kullanıyor
Kamuoyu araştırmaları, iktidardaki AKP’nin “Kürt Açılımı” konusunda ve “ekonomik sıkıntılar” nedeniyle oy kaybettiğini gösteriyor. Yine araştırmalar, “darbe söylentilerinin” ve “kapatma davasının”, bir bölüm seçmeni etkileyerek iktidara yarayacağı konusunda sonuçlar ortaya koyuyor. Yaklaşık bir yıl içinde seçimler var. Öyle sanıyorum ki, bugünlerde yaşadığımız ve “büyük bir kaos” gibi görülen olayların arkasında gayet ince hesaplanmış etkili bir “seçim stratejisi” de var:
Gündemi “darbe söylemleri” ve “yargıçlar vesayeti” maddelerine hapsetmek, böylece “Kürt açılımını” ve “ekonomik sıkıntıları” tartışma alanının dışında bırakmak.
Bu strateji, iç ve dış konjonktürdeki gelişmeler ile bütünleştirilerek gayet başarılı bir biçimde uygulanıyor.

* * *

İktidar, çarpıtılmış bir “Milli irade” söylemi ile hem “temel hak ve özgürlüklere dayalı” olması gereken demokratik sistemi, bu özgürlükleri tahrip edecek bir  “çoğunluk diktatörlüğü” olarak yorumluyor...
Hem de “Milli iradeye ipotek koyan bir vesayet sistemi” söylemiyle askerlere ve bağımsız yargıya karşı bir kampanya yürütüyor. Demokrasi açısından, “Yargı vesayeti var” diyerek, yüksek yargıyı yıpratması biraz zor. Çünkü yargının rejim açısından zorunlu kabul edilen bağımsızlığı, tarafsızlığı ve demokratik hukuk devletini koruyucu işlevi bu yıpratmaya pek de izin vermiyor.

* * *

Darbe var mı?
Yok!
Darbe girişimi var mı?
O da yok!
Peki, ne var?
Darbe planı olduğu iddia edilen belgeler var.
Bu belgeler ne zaman hazırlanmış?
Yedi yıl önce!
Olmayan darbenin, yapılmayan darbe girişiminin, var olduğu iddia edilen ve henüz doğruluğu kanıtlanmamış 7 yıl önceki planlarına dayalı gözaltılar ve tutuklamalar kamuoyuna nasıl takdim ediliyor?
Sanki bugün bir darbe girişimi varmış da önlenmiş gibi.
AKP’nin laiklik karşıtı eylem ve söylemlerin odağı olduğu iddiasıyla kapatma davası açıldı.
Anayasa Mahkemesi AKP’nin laiklik karşıtı odak olduğuna 11 üyeden 10’unun oyuyla karar verdi.
Ama partiyi kapatmadı.
Şimdi, sanki yeni bir dava varmış gibi, “Kapatma konusu” gündeme getiriliyor.

* * *

Hükümet üyeleri ve iktidarın milletvekilleri gerginliği tırmandıran eylem ve söylemler içinde:
Siyasal mesajlarda dinsel simgeler kullanarak “Bu ülkenin kutlu yürüyüşü asla ve asla durdurulamaz...” diyenler...
“Eee şimdi biz onları fişliyoruz. 40 sene onlar bu halka yaptı, inşallah sıra bizde” sözleriyle ayrımcılık yapan ve fişlemeleri hem itiraf eden hem de savunanlar...
Muhaliflere “İktidara karşı çıkanların kanını tahlile yollamak gerekir. Bu kanı bozuklar...” diyerek saldıranlar...
Medyaya “Tuu sana...” diyerek tükürenler...
Hep bu “olmayan darbe ve açılmayan dava” üzerinden tırmandırılan bir gerginliğin, bir seçim stratejisinin tamamlayıcı parçaları gibi görünüyor.
l Emre Kongar / Cumhuriyet

* * *

‘Tüküren adam’ın gaf günlüğü
Bülent Arınç, haber başlığını beğenmediği televizyon kanalına “tuuu size” dedikten sonra, ANKA AKP’nin ’tüküren adam’ının “gaf kronolojisi”ni yayımladı. İşte Arınç’ın diline hakim olamadığı o anlardan bazıları:
3 Haziran 2003: Tokyo Camii’ni ziyaretinde; “Umarım Japonlar da İslamiyeti tanıdıkça, bu camiye gelip ibadet edenleri gördükçe, hak dinine intisap edeceklerdir.”
14 Nisan 2004: 23 Nisan resepsiyonu davetiyelerine eşinin adını neden yazdırmadığını soran gazetecilere; “Bunun karşılığı, şeyini şey ettiğimin şeyidir.”
2 Ağustos 2004: TOKİ’nin milletvekilleri için site yapması girişimiyle ilgili bir soru üzerine; “TOKİ moki diye bir şeyler çıkarmayın. Bakın TOKİ moki derken, adamın Pako’su öldü.”
20 Haziran 2005: Manisa Dericiler Sitesi Başkanı’nın “Sayın Başkanım size ağabey olarak hitap etmek isterim”  diye izin istemesi üzerine; “Bülent Ersoy deme de, ne dersen de.”
11 Temmuz 2006: Moskova’da; “Lenin’i ölü görmek çok güzel.” 
21 Aralık 2009: İzmir’de Emine Ayna’yı kastederek; “Çok garip bir yaratık.”
3 Şubat 2010:  TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu’nun odasını bastığı iddiası üzerine; “Oda öyle basılmaz. Ona ’oda basmak’denmez. Kapı açıktı, girdim.”
5 Şubat 2010: Başbuğ’un, Emine Erdoğan’ın “GATA’ya alınmadığı” haberleri üzerine söylediği, “Keşke olmasaydı” sözlerini Ti’ye aldı; “Televizyonda öyle bir program vardı.”
Tükürükten sonra ‘yuh’
Bu hızla giderse “Afrikalı zombiler” açıklaması nedeniyle de 2006’da yılın gafı ödülüne layık görülen Arınç’ın gaf listesi birkaç yıl içinde burdan köye yol olur gibi duruyor. Baksanıza bu da TBMM koridorunda, Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay’la girdiği tartışmadaki gaf dökümü:
‘Abakay: Sayın Bakan, ben Ahmet Abakay. Beni tanımadığınızı söylemişsiniz. Orman Bakanı olsanız anlayacağım ama basından sorumlu bir bakan olarak bunu söylemeniz vahim bir bilgisizlik. 32 yıllık bir derneğiz. 2 bin 500 üyemiz var.
Arınç: Seni tanıyorum. Ama TBMM Başkanı oldum ziyaretime gelmediniz. Medyadan sorumlu bakan oldum gelmediniz. Bana gelmeyen adamı ben niye tanıyayım? Karadeniz fıkrasındaki gibi ’ben de seni tanımayrum’.
Abakay:  Gazetecilere ’tuuu’ derseniz biz size gelemeyiz.
Arınç: O zaman ’yuh’ diyeyim gel.’
Abakay, “tuu size” sözlerinden sonra Arınç’ın çok ve boş konuştuğunu iddia ederek, “ Bu adam yaptığı açıklamalarla Şevki Yılmaz’la, Cübbeli Ahmet hoca ile yarışıyor, onların önüne geçiyor. Arınç’ın bu sözleri komiklik olsun diye söylediğini, bu haliyle de mizah yazarlarına iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum” demiş, tepkisi sorulan Arınç ise Abakay’ı tanımadığını söylemişti.

* * *

Sadece Mehmet Altan mı?
Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever, Mehmet Altan’ın cebine akan hazine musluğunun kesilmesinden sonra şunları yazdı: “Melih Aşık Cine-5’in yeni yönetiminin Mehmet Altan’ın işine son verdiğini de yazdı. TMSF’nin televizyonu Cine-5’te program yapan ve tıpkı Altan gibi Hazine’nin sırtından geçinenlere kızan başka “liberaller” de var. Onların hiç seyredilmeyen programları da sona erecek mi, yoksa onlar Hazine’nin sırtından geçinmeye devam edecekler mi?”
Ülsever haklı. Star’dan Ahmet Kekeç, Taraf’tan Rasim Ozan Kütahyalı, Yenişafak’tan Salih Tuna’nın ’hazine’ye faturası ne oldu? Peki ya TRT’nin izlenmeyen programlarına imza atanlardan Taha Akyol, Derya Sazak, Fehmi Koru, Fikri Akyüz, Rasim Ozan Kütahyalı, Tayfun Talipoğlu, Tamer Korkmaz, Önder Aytaç, Emre Aköz, Mümtaz’er Türköne’nin TRT’den cukkaladıkları ne olacak? Bu isimlerden kaçının programı yayından kaldırıldı? Niye biz izlemediğimiz programlar için bu isimlere p ara ödüyoruz?

* * *

Şeref madalyalı teröristbaşı(!)
Sene, 1999... Abdullah Öcalan, Kenya’da, Yunanistan Büyükelçiliği’nde enselendi, ağzı burnu bantlanarak, paketlendi, özel bir uçağa bindirilerek, Türkiye’ye getirildi... Memlekete kan kusturan teröristbaşının uçaktaki o görüntüsü, Türk milletinin hafızasına mıh gibi çakıldı. Bir sene sonra, 2000... Ankara, Atina’yla kan davası gütmedi, iyi niyetini göstermek için tarihi bir hamle yaptı, Yunanistan’la ortak tatbikata katıldı... “Zıpkın” filomuza ve “Atmaca” filomuza ait, 12 adet F16’mız Akhisar’dan havalandı, Yunanistan’ın Nea Aghialos Askeri Üssü’ne indi. Yunan topraklarına tekerlek koyan ilk F16’mızın kokpitinde, bir korgeneral oturuyordu... 1’inci Taktik Hava Kuvveti Komutanı, İbrahim Fırtına.
10 sene sonra, 2010... Bir gazete manşet attı.
İbrahim Fırtına yönetimindeki Hava Kuvvetlerimizin, Ege’de Yunan F16’sı düşüreceğini, olmadı, kendi kendine Türk F16’sı düşüreceğini, böylece Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkaracağını, fırsat bu fırsat, darbe yapacağını iddia ediyordu. İbrahim Fırtına’nın Ankara’da evi basıldı, gözaltına alındı, terörle mücadele polislerinin nezaretinde Türk Hava Yolları uçağına bindirildi, İstanbul’a getirildi. Şeref madalyası sahibi İbrahim Fırtına’nın “sanki teröristbaşıymış gibi” bindirildiği uçaktaki o görüntüsü, Türk milletinin hafızasına mıh gibi çakıldı. Türk milleti unutmamalı.
l Yılmaz Özdil / Hürriyet

* * *

Kayıp trilyon şüphelisi ya...
Gözaltı ve tutuklamalar peş peşe sürerken, haberin başlığı şöyleydi: “Babacan’a göre temizlik yapılıyor...” Çünkü komutan kayıp trilyon davasından dolayı “şüpheli” olarak mahkemeye çağrıldı, ama onu çağıran savcıya soruşturma açıldı... Beş villa birden alabilen Paşa’nın ise hakkında “sahtecilik” dosyaları var... Ama dokunulamıyor... Ayrıca Paşa’nın ses kaydı çıktı biliyorsunuz; uçağında gezdiği işadamına telefonda “Çocuklar Amerika’da biraz sıkışmışlar... Onlara 20-25 göndermek lazım” diyor... Paşa; damadının şirketine 700 milyon dolara gazete-televizyon aldı... Oğlana gemicik... Bir de
mücevherat şirketi... Suikast düzenleyen tümgeneral, kendisi Manisa’dayken
Ankara’da kılpayı ölümden kurtuldu... Albaylar?... Hepsi aniden zengin oldular. Yeşil sermaye ile kucak kucağa palazlandılar... Türbanlı-sıkma başlı, biri imam nikahlı, biri resmi nikahlı hanımlarının altında birer cip... Ama haklarında tam 240 adet 
suiistimal-yolsuzluk dosyası var....
(.......)
 “Temizlik...” Öyle mi?.. Hangi temizlik?
( Bu yazıyı, ekonomik nedenlerle bunalıma giren ve iki küçük kızını, karısını vurup intihar eden Yarbay Süleyman Özçağatay’ın onurlu yaşamına, bunalımlı ve acı
öyküsüne ithaf ediyorum.)
l Bekir Coşkun / HaberTurk

* * *

Sarmısağı gelin etmişler...
Ergenekon sürecini, asker sivil ilişkisinin normal demokratik sınırlar içine çekilmesi mücadelesi olarak görüp önemseyenleri anlarım. Ama bu heyetin, bu süreç içinde türlü çelişki ve haksızlıkları ısrarla görmezden gelmesini, bariz tuhaflıkları hiç sorun etmeden demokratikleşmeye yormalarını anlamam mümkün değil.
Bir iktidar milletvekilinin, ’Bu iktidara karşı çıkanların kanlarını tahlile yollamak lazım. Bu kanı bozuklar gizli sözleşmeler yaparak ihanet etmişlerdir’ diye başlayıp aynı vehamette devam eden konuşması, tüm bu genel tablodan bağımsız, bir ’istisna’ olarak görülemez. Mevcut iktidarın içinden çıktığı düşünsel-siyasal gelenek, öteden beri ’kanı bozukluğu’ sorun etmiş bir gelenektir.
Demokratikleşeceğiz diye girişilen bir büyük iktidar davasında, işin içine bir de bu zihniyetin hortlaması girerse vay halimize. Şimdi gelinen yerde, ’sarmısağı gelin etmişler kırk gün sonra kokusu çıkmış’ süprizi ile karşılaşmak istemem.              l Nuray Mert / Radikal

* * *

Çongar neye uğradığını şaşıracak
12 Mart ve 12 Eylül Amerikancı askeri diktatörlüklerinin zulmünü görmüş biriyim. Ama onun (Yasemin Çongar) bizler adına bu sözleri söylemesine vekalet vermedim. Darbeyle yatıp darbeyle kalkıyorsunuz ama ben ne bu yazıda ne de başka bir yazınızda geçmiş darbelerdeki Amerikan parmağından söz ettiğinizi hiç duymadım! Anayasanın 12 Eylül generallerine dokunulmazlık getiren 15. Maddesinin kaldırılması için kılınızı kıpırdattığınızı hiçbir yerde okumadım. Kıpırdatmadınız. Çünkü o darbeleri yapanlar Amerika’nın “bizim oğlanlarıydı”. Siz de o “bizim oğlanların” bugünkü temsilcileri olduğunuz için o kısımları es geçtiniz.  Kendiniz başkalarına zulmederken, bizlere geçmişte yapılan zulümden söz etme hakkını kimden alıyorsunuz? Cumhuriyeti savunan insanları “cuntacı, Ergenekoncu” suçlamalarıyla ihbar edip engizisyon mahkemelerine gönderiyorsunuz. Gözaltına alınan, tutuklanan insanları masumiyet karinesine bile aldırmadan suçlu ilan ediyor, onurlarıyla oynuyor, kin kusuyorsunuz. Sizin gibi vicdansızların geçmişte zulüm görenlerin hakkını savunacağına kim inanır?            l Doğan Yurdakul / Odatv.com

* * *

Fiyakalı ama sonuçsuz
Görünüşte fiyakalı ama sonuçsuz bir toplantı yerine Genelkurmay Adli Müşavirliği bir açıklama yapsa... Gözaltına alınan TSK mensuplarının hukukunu savunsa... Onlara Odalar Birliği Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’e sahip çıktığı kadar sahip çıksa... Subayların ifade vermekten kaçınmayacağını, hele kuvvet komutanlarının emniyette bekletilmesine hiç gerek olmadığını anlatsaydı... Bunda sanırız hiç kimse gariplik görmezdi. l Melih Aşık / Milliyet

* * *

MİNİ YORUM
Türk lobisi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici,  “Hocalı Katliamı’nın soykırım olarak kabul edilmesini içeren yasa tasarısına tam destek vereceğimizi söyleyebilirim” dedi. TBMM’deki tüm siyasi partilere, insan hakları kuruluşlarına, demokratikleşme heveslilerine, acı yarışına girenlere hodri meydan: Sadece TBMM’de değil, “çağdaş dünya”nın her yanında “Hocalı Soykırımdır” kararı için bir Türk lobisi oluşturabilir misiniz?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş