'Olmaz' deme! Olmaz olmaz

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Seçimlerin arifesinde, Cumhurbaşkanımız Sn. Talat “ayrı egemenlik, ayrı devlet, konfederasyon olmaz; BM kararları iki toplumlu, iki kesimli federasyon ön görmektedir, bunların dışında bir uzlaşma olmaz” buyurmuş. Böylelikle, yeniden Cumhurbaşkanı bulunduğu ve koruyup yüceltme andı içtiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden ve bu devleti kurmak için kendi kaderini tayin hakkını, yirmi yıl, “iki kesimli, iki toplumlu federasyon kurmak için harcadıktan sonra” kullanmış olan halkımızın bu hakkını/egemenliğini koruyamayacağını da beyan etmiş bulunmaktadır.
Dünyanın hiçbir yerinde, devletsiz  bırakıldığı-hakları gasp edildiği-devleti çalındığı için devletsiz bırakılmış olan bir millet /halk kendisini devletsiz bırakan tarafla birleşmek için devletinden vazgeçmiş değildir. KKTC’nin Türkiye dışında başka ülkeler tarafından tanınmamış olması, böyle gerileme veya teslimiyet için geçerli mazeret değildir. BM’lerde Rum’u, tüm suçlarına rağmen, “meşru hükümet” addeden ve KKTC ilân edildiğinde de bunun tanınmamasını önermiş olan kararların KKTC devleti ve halkı üzerinde bağlayıcı hiçbir hükmü de yoktur çünkü bu tavsiye kararları gerçeklere dayanmayan, haksız ve hukuk açısından geçersiz kararlardır yeter ki bunları savunacak düşünce, inanç ve kararlılık var olsun. Yeter ki halkın büyük bir çoğunluğu devletine bağlılığını gösterecek birlik ve beraberlik içinde hareket etsin.
BM Güvenlik Konseyinin “iki kesimli, iki toplumlu federasyon” kararları Güvenlik Konseyi üyelerinin icadı değildir. Bu formülü 1977’de Makarios ile ben ürettim. O günkü şartlarda böyle bir uzlaşma mümkün görünmekteydi. Rum tarafının böyle bir niyeti olmadığı yıllarca devam eden ve 2004’de Annan Planı ile de noktalanan durumda elle tutulur şekil aldı. Annan Planından sonra BM’nin hâlâ bu iflâs etmiş formülde, hem de orijinal temeldeki eksikliklere ve değişikliklere rağmen devam etmesi kabul edilemez bir adaletsizlik ve aymazlıktır. Sn. Talat’ın kimseye sormaksızın, halktan veya Meclisten yetki almaksızın, Hristofyas masaya gelsin diye, bu müflis formülü gündeme getirmiş olması halkımızı ne kadar bağlayıcıdır, seçimlerde göreceğiz. Ancak burada görüşmelerdeki çerçeve 1977-79 anlaşmaları olduğu halde bu çerçevenin geçersizliğinin nedenlerine bakmakta yarar vardır. 1977-79 anlaşmalarında (1) Garantiler gündem maddesi değildi; Garantilerin devam edeceği kabullenilmişti; (2) Öngörülen anlaşmada Kıbrıs Cumhuriyeti, BM’deki kaydına uygun olarak bağlantısızlığını sürdürecekti. AB üyeliği, iki halkın oluru alınmaksızın ve 1960 Antlaşmalarını çiğneyerek, hatta Fikirler  Dizisinde öngörüldüğü şekilde “uzlaşmadan sonra müşterek hükümet tarafından alınacak karara bırakıldığı halde ve Türk tarafının tüm itirazlarına rağmen alınmış bir karardır”; (3) 1977-79 Antlaşmalarına göre iki kesimlilik Türklerin zorluklarını kaale alarak oluşturulacaktı; bu nedenle yapılan görüşmelerde Türk kesiminde yerleşip, mal mülk alacak Rumların bir kotası olacaktı, halbuki şimdi AB normlarına göre serbest dolaşım, serbest yerleşim haktır denmekte ve bu konularda bile derogasyona itiraz edilmektedir; (4) AB üyeliği ile Türkiye’nin haklarına tecavüz edilmekte, görüşme zemini ve hedefi böylelikle tamamen değişmiş olmaktadır!
Bu gerekçeleri çoğaltmak mümkündür ancak söylenmesi gereken son söz gayet basittir. Türkiye’nin tutumu ve durumu nedeniyle şimdiye kadar tanınma yoluna çıkılmamıştır. Dünyada federasyonlar ulusal devletlere bölünürken  ve bu bölünmeler kavgaya, savaşa neden olmazken, soykırımını ve savaşı önleyici bir tedbir olarak 27 yıldır var olan bir durumu “zoraki nikâha-hem de Katolik nikâhına” dönüştürmek için sarf edilen gayretin Kıbrıs’ı selâmete değil felâkete götüreceğini artık “uzlaşma, derhal uzlaşma” diyenlerin de teslim etme zamanıdır. “Olmaz, olmaz deme olmaz olmaz” diye bir ata sözü vardır. Olacaktır diyerek, inanarak, kararlılıkla hedefe doğru yürüyenler er geç hedefe varırlar. Hele, bu hedef bir halkın hür iradesi ile kurduğu devletinin bekası ise, gerilemek, durmak, duraklamak hiç düşünülemez. Bir devletin Cumhurbaşkanına “Devlet tanınmıyor” diye, devletten vazgeçme hiç yakışmaz. Hele halkın yüzde sekseni “Devletim, Egemenliğim ve Anavatanımın garantileri derken!”

Yazarın Diğer Yazıları