Ölümcül sarmal!

A+A-
Altemur KILIÇ

Türkiye, ölümcül bir sarmal içinde;  “Kürt Sorunu” artık “sorun” olmaktan çıktı,  “barış açılımı” oldu. “Ermenistan Sorunu”  da kapımızda, toprak ve tazminat vb. talepleriyle bekliyor. Kıbrıs, sessizce, yeni oldu-bittilere hazırlanıyor. Ardından Patrikhane, Ruhban okulu ve tabii, “Büyük Kürdistan”! Bütün bu sorunların altında ABD ve asıl AB var. “Dâhili bedhahlar” içimizdeki yalakalar ve işbirlikçiler var. Meğer ne kadar güçlüymüşüz içeriden-dışarıdan, hâlâ yıkamadılar. Böyle giderse yakındır!

Çünkü tam bu sırada “Ergenekon-Ümraniye davası, ülkenin -toplumun- bütün bağışıklıklarını, direncini Cumhuriyetin sigortalarını yok etmekte! Mütareke döneminden başka hiç bir dönemde Türkiye, bu kadar zayıf düşmemişti, düşürülmemişti... Bu davanın, aksi sabit olana kadar masum sayılacak tutukluların, hayatlarını, geleceklerini bir daha geri verilemeyecek kadar yok etmesi, bir tarafa ülkeye, mevhum bir Ergenekon   “çetesinden”, çok daha zarar verdiği ve vereceği ortada! Bütün bunlar bu “ölümcül sarmal” tesadüf mü; bizim ürettiğimiz, hayali bir komplo teorisi mi? Ergenekon savcılarından bir zat, sanıklara “Türkiye’yi, korumak size mi düştü” diye sorabiliyor... Evet; hepimize düşüyor, ama onlara “Türkiye’yi, bu hallere getirmek size mi düştü?” diye, soramıyorsunuz! Dokunulmazlıkları var! Ülkenin, malını mülkünü, mamelekini, değerlerini satanlardan da hesap soramıyorsunuz; onların da dokunulmazlıkları var. Ve AB; “insan hakları ihlal ediliyor” diye kıyametleri koparan ve Ergenekon davasına zımnen “sonuna kadar gidilmeli” diyen AB-Avrupalılar, bu davadaki aşikâr hukuk ihlalleri ve sanıkların çektikleri hususunda, neden sessiz kalırlar? Çünkü bu davanın Türkiye’yi savunmasız bırakması işlerine gelir de ondan! TSK’yı, etkisiz hale getirmeyi de, bunun için isterler! Anlaşıldı; Türk Ordusunun darbe -müdahale hakkı yok- ama,TC’yi iç ve dış saldırılara karşı kollamak savunmak, yasal görevi değil mi?
AB, Kürt-Güneydoğu sorunu ile neden bu kadar ilgilenir? AB Komiserleri, DTP’lilerle, Kürt asıllı Belediye Başkanlarıyla, neden bu kadar içli dışlıdır? Ve neden, hep azınlıklar sorununu kurcalar; mesela Çerkezler konusunda araştırmalara fonlar verirler?  Son olarak öğrendim; meğer yerel Gazeteciler Cemiyetlerine “eğitim fonları” veriyorlarmış. Neden? Ahtapot gibi ülkenin bütün kesimlerine kol sokmak için!

İstinaf mahkemelerı...
Yeniçağ, ayrıntılarıyla açıkladı; AB, Türk hukukunda olmayan, bölgede halen mevcut olmayan, “İstinaf Mahkemeleri” binaları inşaatı için, 22 milyon 500 bin Euro vermiş, binalar inşaat halinde! Neden? Güneydoğuda eyalet sistemini gerçekleştirmek, Türkiye’yi eyaletlere bölmek, DTP programının baş maddesi. Ve işte AB, Türkiye’nin böyle bölünmesini desteklemekte! Acaba Hükümetimiz bu önemli konuda ne der? AB konusunda “havlu atmamakta” yani  “AB kapısında dilenmekte ısrar edeceğiz” diyen Egemen Bağış bu konuda ne buyurur? Adamlar “sizi kulübümüze almayacağız” diyorlar. Son olarak Fransız Sarkozy ve Alman Merkel yinelediler, ama Bağış gene havlu atmayacak, AB kapısında şefaat dilenecek. Kendi haysiyetini, Türkiye’nin onurundan soyutlaması gerek! AB’nin yeni Dönem Başkanı, İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, ”Merkel ve Sarkozy’nin karşıt tutumları AB güvenliği için tehlikeli. Türkiye zaten İmtiyazlı Ortak“ buyurmuş. Bu kadar “Kapitülasyon imtiyazı”  oldukça, üyeliğe ne hacet var, gül gibi geçinir, “Umut şu dağın arkasında, güneş ufuktan şimdi doğar” diye yürürüz. Ancak, arada bir fark var; Mustafa Kemal ve arkadaşları, 19 Mayıs’ta Samsun’dan yürürken bir umut vardı ve öyle bir lider vardı... Ya şimdi? Ünlü tarihçi eski dostum Profesör Kemal Karpat, geçen akşam bir TV programında açıkça söyledi: ” Avrupa, Türkiye’yi, asla tam üye kabul etmez... Avrupa’nın, Hıristiyanlığın tarihi ve güncel gerçekleri, dinamikleri asla buna müsaade etmez.” Karpat bunu söylerken, karşısında oturan, AB’ci Çandar ve Alpay’ın yüzleri görülmeye değerdi! Ancak “AB süreci” öylesine bir “amentü” oldu ki bu sürecin çıkmaz yol olduğunu çok iyi bilenler ve muhalefet bile “Avrupa Birliği’ne taraftarız” nakaratını, arkasından, “Amma” diyerek tekrar etmek zorunda kalıyorlar. Ama “şeytanlar”, işte, O “ammalarda”!
Düzeltme: Dünkü “Pazar-lık” yazımda sözünü ettiğim Orgeneral, Sayın Çetin Doğan Paşa idi. Özür dileyerek düzeltirim!   

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları