Ölümünün 93. yıldönümünde Ömer Seyfeddin

A+A-
Ahmet SEVGİ

Geçen hafta (6 Mart 2013) Ömer Seyfeddin’in ölümünün 93. yıldönümüydü. Bir hafta gecikmeyle de olsa, kısacık ömrünü (Ömer Seyfeddin 36 yaşında vefat etmiştir) Türkçenin sadeleşmesi idealine vakfetmiş olan, büyük dil mücahidi Ömer Seyfeddin’i anmak kadirşinaslıktan öte, bir görevdir diye düşünüyorum.
İsmail Habip Sevük “Edebî Yeniliğimiz” adlı eserinde Ömer Seyfeddin için şu tespiti yapar: “Ömer Seyfeddin bu millete başlıca iki nevi hizmette bulundu. Biri lisan mücâhedesi, diğeri küçük hikâyeciliğidir. Birincide şiarı ’Türkçeye Türk sarfını hâkim yapmak’tı. Bunda nasıl bir zafere gittiğini kendisi de ölmeden evvel görüp anlamıştı.”
Doğrusunu söylemek gerekirse Ömer Seyfeddin “küçük hikâyecilik” alanında da elbette bu millete hizmet etmiştir. Lakin onun en büyük hizmeti Türkçenin sadeleşmesi konusunda olmuştur. Ömer Seyfeddin 1910’da askerlikten istifa etmeden önce Ali Canip Bey’e yazdığı bir mektupta:
“Sa’yimin esasını teşkil edecek noktalar pek basit: Arapça ve Farsça terkiplerin hiç lüzumu yoktur. Bunlar ancak süs içindir. Kimin gösterecek, teşhir edecek fikri yoksa onları (terkipleri) çok kullanmıştır. Eğer terkipler terk olunursa tasfiyede büyük bir adım atılmış olmaz mı?
Bunu yalnız başaramam. Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim. Âh, büyük fikir sa’yüsebat ister.” İşte “Yeni Lisan” hareketinin fitilini ateşleyen bu cümleler olmuştur.
Ömer Seyfeddin 11 Nisan 1911’de çıkan “Genç Kalemler” dergisinin birinci sayısında “Yeni Lisan” başlıklı, beyanname niteliği taşıyan imzasız makalesinde “Eski Lisan-Edebiyatımız-Millî Edebiyatımız-Şarka Doğru-Garba Doğru-Bugünküler-Başkaları-Hastalıklar-Tasfiye-Nasıl?-Milliyete Doğru-Tasfiye Sarfı-İsimler ve Sıfatlar-İmlâ-Gâye-Ey Gençler-Netice” alt başlıkları altında Türkçenin dünü, bugünü, hastalıkları, hal çareleri vb. teorik bilgileri büyük bir dirayetle tek tek ortaya koyar. Sonra da bu nazariyelerin kuvveden fiile çıkarılabilmesi için Ali Canip ve Ziya Gökalp’le birlikte bir sacayağı misali çalışmaya koyulurlar. Bu ortak çalışmada -İsmail Habip’in ifadesiyle- Ziya Gökalp işin ilmî ve içtimâî tarafını idare ediyor, Ali Canip Bey sun’î lisanlı eserlere hücum ederek ve tabiî lisanlı millî edebiyatın kıymetlerini anlatarak tenkit cephesini temsil ediyor, Ömer Seyfeddin de bu nazariye ve iddiaların sanat sahasında fiilî numûnelerini vermek için küçük hikâyeler yazarak dâvânın bedîî tarafını başarıyordu.
Bu çalışmalar Balkan Savaşı’nın patlak vermesi ve Ömer Seyfeddin’in tekrar askere çağırılmasıyla bir süre sekteye uğrarsa da, 1914’te çıkmaya başlayan Türk Sözü dergisinin baş muharriri olarak Ömer Seyfeddin’in kaldığı yerden aynı kararlılıkla dilde sadeleşme mücadelesini devam ettirmekte olduğunu görüyoruz. Ömer Seyfeddin, Ali Canip ve Ziya Gökalp’in öncülük ettiği yeni lisan ve millî edebiyat akımı bu üçlünün ısrarlı gayretleri sonunda bazı muhalif yazarların da saflarına katılmasıyla kısa sürede başarıya ulaşmıştır. Ancak şunu da hemen belirtelim ki bu başarıda en büyük pay Ömer Seyfeddin’e aittir. Çünkü o, bu mücadelenin hem “müçtehid” i hem de “mücâhit” komutanıdır. Nitekim Ziya Gökalp de bunu teyit etmektedir:
“Yeni Lisan cereyanı dallanarak budaklanarak Türkçülük, halka doğruculuk, millî kültür hareketinin doğmasına sebep oldu. İşte bütün bu fikrî cereyanların başlangıcı Ömer Seyfeddin’in saf, masum ruhunda feveran eden sârî, müstevlî bir iman sıtmasıydı.”
Bu bulaşıcı iman sıtması başkalarına ne ölçüde sirayet etti, onu bilemeyiz. Ancak, Ömer Seyfeddin’in ömrünü kısalttığı kesin. 36 yaşında ebedî âleme göç eden büyük dil mücahidimizi ölümünün 93. yıldönümünde rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları