Olur mu, olmaz mı?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

“Türkiye, Malezya olur mu? Pakistan’a benzer mi? Kökten dinci bir idareye kavuşur mu?” . Beni sokakta, yolda gören veya ziyaretime gelen dostlar sözü muhakkak bu noktaya getirmektedirler. Sorularına soru ile yanıt veriyorum, “Türkiye’nin bu güne kadar laik bir ülke olarak yaşamış olmasının nedeni nedir?”   Hiç tereddüt etmeden “Atatürk ilkeleri; demokrasi ve laiklik” yanıtını veriyorlar. Doğru yanıt! Peki, ABD dostumuzun öngördüğü  “ılımlı İslâm’ın”  Atatürk ilkeleri ile uzaktan yakından bir ilgisi var mı? ABD, bu “görüşü”  veya “temennisi” veya “arzusu”  ile acaba ne yapmak istemektedir? Bu soru kafaları karıştırıyor. Bir izaha göre ABD, kökten dinci İslam ülkelerine “Türkiye gibi olunuz; demokrasiye dönünüz; din işlerini devlet işlerinden ayırınız” mesajını vermektedir. Bence pek isabetli bir tespit değil. Laikliği dinsizlik olarak algılayan bu ülkelerin idarecileri mevkilerini din tehdidi altında  koruyabilmektedirler. Nüfusun yarısını teşkil eden kadınlara “erkek dünyasında” olduklarını başka türlü anlatamazlar. Onlara göre Türkiye özenilecek bir model değildir. Tam aksine “İslâm’a davet edilmesi gereken yoldan çıkmış bir ülkedir”. Bu nedenledir ki ele geçirdikleri sözde “dindar ajanlar” kanalı ile Türkiye’nin içinde ve Avrupa’da kendilerine öz dernekler kurarlar. Bol keseden para harcayarak gençlere hakim olmaya çalışırlar. Başarısızdırlar denemez. Din adına işlenen cinayetler halkası   ve oluşturulan dini dernekler gittikçe genişlemektedir. Türkiye’de din adına giysilerine yeni şekil verenler tesadüf değildir. Türbanın laikliğe karşı başlatılan mücadelede dini bir simge haline getirilmiş olması da hafife alınacak bir konu değildir. Kimse bir kadının başına ne koyacağına karışamaz, ancak “giysi bir saldırının simgesi haline geliyorsa” ve bunun hedefi de laiklik ve Atatürk ilkeleri ise, kimse bunu  “demokratik hak”  diye geçiştiremez. Kimse AB yolcusu bir Türkiye’de kadınların, dini bir gereksinme olarak aynı kılık ve kıyafette oluşunu Atatürk’ün ön gördüğü “muasırlaşma” ile bağdaştıramaz. Bu konularda Türkiye dün neredeydi, bugün nerede sorusuna verilecek cevap herhalde “din adına” Batıya doğru değil, doğuya doğru ilerlediğimizi kanıtlayan çok örnekler gösterilebilir. Bu yolun yolcularına “Kur’an-ı Kerim’de böyle bir şart yoktur; bunlar erkeklerin kadınlara tahakkümünün simgesidir” demenin yararı yoktur. Çare Atatürk’ün dinimizle ilgili değerlendirmelerini geniş ölçüde yaymakta ve çağdaş din adamlarından yararlanmaktadır. ABD’nin “ılımlı İslâm” telkininden yola çıktık. Dahası da var. AB’nin  “Atatürk ilkeleri AB normları ile bağdaşmaz. Bundan vazgeçiniz” çağrısı umursanmayacak bir gelişme mi? Türkiye’yi parçalanmaktan, kökten dinci bir idareye dönüşmekten alıkoyan bu ilkeler olduğuna göre AB’nin “bunlardan vazgeçiniz” çağrısında bir art niyet aramak hakkımız değil midir? Sık sık soruyorum: Atatürk ilkelerinin hangisi şu AB üyelerinin nerelerine batıyor ki, buna takmış oluyorlar? Demokrasiden mi, laiklikten mi şikâyetçidirler? Kuşkusuz hayır. O halde ne batıyor bunlara? Sanırım Türkiye’den istediklerinin bir kısmına bakarak bu soruya tatminkâr bir cevap verebiliriz. Azınlık olmayanlara da azınlık hakkı veriniz diyen AB, Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene”  ilkesini kabul edemez. Vilâyetlere de özerklik öngören bir yaklaşım da Atatürk’ün  “üniter devletini” kuşkusuz hazmedemez. Egemenlik-bağımsızlık konularında da AB’nin hedefi Türkiye’ye ikinci sınıf üyelik vermek, tam üye yapmamak olduğuna göre “bağımsızlık karakterimdir” diyen Atatürk’ün Türkiye’si AB’nin hesabına ve kitabına sığabilir mi? Bence sığamaz. Neticede laiklikten, egemenlikten, Atatürk ilkelerinden taviz verilmeye ve bu tavizleri  “dini gereksinme” perdesi ile perdeleyip kadınları tahakküm altına almaya başladıktan sonra Türkiye her yere götürülebilecektir. Çare? Atatürk ilkelerine, tam bağımsızlığa ve egemenliğe ölesiye sarılmaktadır. “Ya istiklâl, ya ölüm” boşuna söylenmiş bir söz değildir. 1920’lerin emperyalist güçleri Türkiye’nin AB yolculuğundan yararlanarak Sevr Antlaşmasını sessizce canlandırmışlardır. Uyanık olmak lâzım!   

Yazarın Diğer Yazıları