Önemli açıklamalar

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Rum lideri Hristofyas’ın AB ile ilgili uzman danışmanı Vasiliyu’nun yaptığı son açıklama, görüşmelerde Türk tarafının önemli ve hatta hayati bir konuda yeni bir tavizde bulunduğunu göstermektedir. Vasiliyu’nun yapmış olduğu açıklama gerçekleri ifade etmiyorsa Cumhurbaşkanı Sn. Talat’ın buna derhal yanıt vermesi gerekir.
Vasiliyu  “AB konusunda ilerleme oldu çünkü en nihayet Türk tarafı Avrupa müktesebatından kalıcı saptamalar (derogasyonlar) olamayacağını, AB’nin birincil hukuku haline gelemeyeceğini kabul etmiştir” diyor. Uzun zamandır Rum basınında Rum tarafının bu konuda kararlı olduğunu ve Türk tarafının talep ettiği kalıcı derogasyonların asla kabul edilmeyeceğini hem yorum olarak hem de liderlerden beyanatlar olarak görmekteydik. Sn. Talat ise Türk tarafının olmazsa olmazları arasında, bize verilmiş görülecek hak ve yetkilerin kalıcı derogasyon olarak AB tarafından birincil hukuk arasına alınmasından taviz verilemeyeceğini söylemekteydi. Bir konuşmamızda kendisine bize kâğıt üzerinde verilmiş görülecek hakların ileride “AB normlarına uymuyor” diye ortadan kalkabileceğini söylediğimde bana “Kalıcı derogasyon olmaz, haklarımızı birincil hukuk yapmazlarsa anlaşma da olmaz”  demişti. Şimdi Vasiliyu’nun söyledikleri doğru ise Rum tarafına kabul edilmez bir tavizin daha verildiği anlaşılmaktadır. Temennimiz Vasiliyu’nun yaptığı açıklamanın doğru olmamasıdır. Bunun da teminatı ancak Sn. Talat’tan gelebilir. Bekliyoruz çünkü konu hakikaten ciddidir, hatta hayatidir. Rum basınına göre AB de “kalıcı derogasyon olamaz”  diyormuş. Hatırlanacaktır: Annan Planı zamanında da ben AB’den kalıcı derogasyon istediğimde bana da kalıcı derogasyon olamayacağını söylemişlerdi. Bu nedenle, Vasiliyu’nun beyanatını ben ciddiye alıyorum.
Rum tarafı gerçekten Sn. Talat’ı yakaladığı tek halk, tek egemenlik, tek devlet sathında bir anlaşmadan yana ise yapması gereken şey Türk tarafının kendi güvenliği için muhtaç olduğu konularda (Garantiler ve derogasyonlar gibi) cömert davranarak AB’yi de bu konularda Türk tarafının lehine ikna etmeyi yeğlemeleri olmalıydı, halbuki tam aksini yapıyorlar çünkü eşit şartlarda yeni bir ortaklığa ihtiyaçları yoktur. 1963’den 1974’e kadar yaptıklarını unutup, unutturup “meşru hükümet”  sahte unvanının arkasına saklanarak silâh ile yapamadıklarını görüşme yolu ile yapmaya çalışmak açık gözlülük değil açgözlülük ve hoyratlıktır.
Ortaya anlaşmanın son taslağı çıkmadan AB’nin “benden kalıcı derogasyon beklemeyin” demesi abestir. Görüşmelerde, sonuca varılmadan bizim bu konuda Rum tarafından veya Avrupa Birliğinden teminat istememiz de gerekmezdi. Sadece Rum’a ve dünyaya kırmızı çizgilerimizi açıklayıp bu konuda gerilemek niyetinde olmadığımızı tescil ettirmekle yetinmemiz yeterli olurdu. Halbuki bütün ikazlarımıza rağmen ne Rum tarafı ne de AB veya dünya dediğimiz ABD-İngiltere “ilgilileri” kırmızı çizgilerimizin ne olduğunu bilmiyorlar. Halkımız da bilmiyor, Kıbrıs meselesi nedeniyle güvenliği, stratejik hakları, Türk Yunan dengesi de, bahis konusu olan 70 milyonluk Türk ulusu da bilmiyor.
Atatürk “zafer benimdir diyebilenindir; başarı başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir” demiştir. Burada Sn. Talat  “ayrı devlet, ayrı egemenlik olmaz; bunu kimse tanımaz” diye her hakkımızı tek’e indirerek işe başlamıştır. Halka da sanki federasyonlar iki egemen halk ve devlet arasında olamazmış gibi bir mesaj verilmektedir. Bunlar çok yanlıştır. Ayrı devletimize ve ayrı egemenliğimizle ayrı self-determinasyon hakkımıza sahip çıkmak (kalıcı, adil, geçmişi tekrarlatmayacak bir anlaşma istiyorsak) kaçınılmaz bir hak ve gerekliliktir. İki ayrı referandumun manası da budur. Dünyaya iyi görüneceğiz diye kan ve can pahasına elde ettiğimiz kazanımlarımızı yeni bir 1960 Ortaklığına benzeyen şekle bağlayıp üç beş yıl sonra başımızı duvara vurmanın gereği yoktur. Görüşmelerle ilgili herkesin tarihi sorumluluğu vardır. Hele varılacak anlaşmada Türk-Yunan dengesini Yunanistan’ın lehine bozan durumlar olacağına göre bunun vebali çok büyük olacaktır. Rum liderliği Garantileri sulandırmak ve hatta ortadan kaldırmak için elinden geleni açıkça yapmaktadır. Bizden “Garantiler kırmızı çizgimizdir”  mesajından öteye bir aydınlatma faaliyeti göremiyoruz. Sırtımızı okşayanlar, barışçı olduğumuzu anlamış görünenler ayrı devlet, ayrı egemenlik istemediğimiz ve eli kanlı Rum idaresini meşru hükümet olarak kabul edeceğimizi zannettikleri için yüzümüze gülmektedirler. Bunu başarı addedip, daha da uzlaşıcı görüneceğiz diye gereksiz tavizler verilmemeli, verilmiş olanları geri alma hamlesi başlatılmalıdır. Rum liderliği taviz vermediği ile övünmekte ve bizim asla kabul edemeyeceğimiz kırmızı çizgilerini sık sık açıklamakta, dünyaya yaymaktadır. Biz hâlâ tutulan yolun bizi teslimiyete götürmekte olduğunu görmüyor muyuz?

Yazarın Diğer Yazıları