Onlar da başaracaklar...

Selcan TAŞÇI

12 Eylül 2010 günü indirdiği sivil darbenin Türk Milleti’nin direncini kırmaya yeteceğini hesaplayanlara en güzel cevap Yeniçağ okurlarından geldi. Biz “Atatürk başardı” dedik onlar ekledi: Biz de başaracağız!

“Atatürk başardı, biz de başaracağız” başlıklı yazınıza yürekten katılıyorum. Sizi kutluyorum, her satırına, sözcüğüne, harfine yansıyan heyecanınızı aynen taşıyorum, sonuna kadar gerçekçi ve bilimsel buluyorum, milyonlarca insanın aynı duygu ve düşüncede olduğunu, olmayanların da buna yatkın olduğunu biliyorum, inanıyorum.  Bugün en yakıcı ihtiyaç, sizin beyninizden ve yüreğinizden fışkırıp satırlarınıza ve yüzünüze,gözünüze yansıyan iyimserliktir. Yakın gelecekte çığ gibi büyüyecek, fırtına gibi esecek olan bu yalın gerçektir.
* Hüseyin Karanlık

Gözyaşları içinde okudum.Tüylerim diken diken oldu.
Bozulan moralimizi yerine getirdin, özümüze döndürdün.
* Kaya Ürün


Atatürk başarmıştı ama neden? O bir siyasetçiydi; politikacı değil. Siyasetten müthiş, büyük bir zevk alıyordu. Askeri dehasını da bu siyasi dehasına borçludur. Derin bilgi, cesur bir entellektüel ve siyaseti sanat kabul eden marifeti; kimse hayal bile edemezken, Cumhuriyeti kurabilmesindeki başarısının da sırrıdır.
* Yusuf Saka

Bizim çocukluğumuzda bir oyuncak vardı: Hacıyatmaz! Yumurta biçimi bir metalden yapılma adam şekli, iki tarafında yanlış hatırlamıyorsam-aradan çok uzun yıllar geçti- kafa resmi çizili. Ne tarafını yere koyarsan koy, dönüyor, öte tarafı üste geliyor. Sabırla bu oyuncağı her yönden yere koyar, yere devrilmemesine, koyduğumuz tarafın yerde durmamasına şaşırır kalırdık... Hacıyatmazlar, boşuna uğraşmayın asla yatırılamazlar! En doğrusu onları yatırmaya uğraşmak yerine fırlatıp atmaktır! Yenisinin de yapılmasına fırsat vermemek, bunların masum görünen hallerine ve mağduru oynayan rollerine kanmamaktır! Bir anda aklıma geliveren onlarca yalana, ihanete, milletimize ve devletimize yapılan hıyanete rağmen “Hacıyatmazlar” hâlâ ayaktaysalar, biz suçu kimsede aramayalım!
Bizim onları yatırmakla uğraşmak yerine sil baştan yeni bir mücadele başlatmamız şarttır! Rehberimiz ise Atatürk ve Atatürk devrimleridir! Işığımız şehitlerimiz, ufkumuz çağdaşlık, gücümüz tarihimizdir!
Bu vatan için şehit olan, gazi olan kahramanlarımıza , çocuklarımıza, torunlarımıza yapacağımız görevlerimiz henüz bitmedi...
Her şey daha yeni başlıyor...
Aydınlık günlere, hep birlikte, el ele...
* Feza Tiryaki

İçimden “sevgili kızım” diye defalarca tekrarladım. Bugünkü makalenizi defalarca okudum..  Canım kızım, bütün yazdıkların için seni alnının ortasından öperim...
* Subutay Gürsel / Sydney


Sizi bütün kalbimle kutluyorum. İnsanın yüreğine dokunan bir yazı. Çıkan hayır oylarını büyük bir moral bozukluğuyla, yılgınlıkla yorumlayan o kadar yazar arasında sizin yazınız karamsar ruhları aydınlatan, yanlışa direnme gücü aşılayan bir değer taşıyor.  Ülkenin böylesine karanlıklara doğru sürüklenmekte olduğu bir dönemde sizin gibi yürekli yazarlara çok ihtiyacımız var.
* Hüseyin Köseler

Yazınızı internetten okudum daha sonra gazeteyi alıp tekrar okudum ve odamın duvarına asmayı planlıyorum.
Ben yüksek lisans öğrencisiyim, akademisyen adayıyım. Kim bilir belki gelecekte içinde kalacağım hücremin duvarlarını inşa eden eylemlerde bulunuyorumdur! Ancak bu düşünce beni asla korkutamaz. Şu anda yangın haberi verir gibi telaşlıyım, tek bir hedefe odaklandım. Benim gibi düşünen insanlara ulaşabilmek ve ikinci bir milli uyanışı sağlayacak adımlar atmak için bir şeyler yapmak!
12 Eylül gecesi “Hayır” oyu verecek olan partilere bir mail attım. Bu mailde %42’lik çoğunluğu “Evetçiler” in yok sayamayacağını, “Hayırcılar” ın da yabana atamayacağını ifade ettim. Bununla beraber “Hayır” diyen partilerin, 13 Eylül sabahı bir basın toplantısı düzenleyerek %42 ile ifade edilen yürekli, kandırılamayan ve uyumayan insanlara sahip çıkmaları gerektiğini yazdım. Ancak meseleler o denli kişiselleşiyor ki milli çıkarlar bu hengamede eriyor/eritiliyor. Neden “Hayır platformu” kuranlar 13 Eylül’de “Aslında hala hayır, şimdi daha çok hayır” demediler?
* G.D. Bulucu


“Atatürk başardı biz de başaracağız!... ” yazınızı okudum. Kırılmış ümitlerim yeniden yeşerdi. Teşekkür ederim.
* Atila Sofu

Yazınızı okudum.. Çok güzel bir yazı.. İçeriği çok anlamlı bir yazı..Sizi kutluyorum... Bu ülkeden gitmek için 3 ülkenin elçiliği ve konsolosluğu ile görüşme halindeyim. 1982’de İngiltere’de kalma fırsatım vardı, ülkemi sevdiğimden ve de babamın ısrarından dolayı döndüm. Bu günleri görünce ülkem adına üzüldüm ve döndüğüme pişman oldum. 54 yaşından sonra tekrar yurtdışına gitmeye karar vermiştim. Fakat yazınızı okuyunca tekrar mücadele kararı verdim. Teşekkürler.
* Doç. Dr. Necmi Kurt

Yazınızı okuyunca yorgun bacaklarıma bile güç geldi. Evet bu badireyi de atlatacağız. Fırsat vermeyeceğiz vatan hainlerine ve arkasındaki sinsi düşmana yeter ki birlik olalım. Sizi sevgiyle kucaklıyorum.
* Gülser Ayanoğlu

Sadece en güzel değil aynı zamanda en doğru referandum değerlendirmesi... Beyninize, yüreğinize, ellerinize sağlık... 
* Burhan Savaş

“Atatürk başardı biz de başaracağız!...” yazınızı okuyunca aklıma Erzurum Kongresi geldi, Alaşehir kongresi geldi. Belki de sizin AKP iktidarının gerçek saik ve sebeplerini ilk kez bu kadar açıklıkla belirtmeniz, ülkemizin aklı hapseden Cumhuriyet öncesi yapıya dönüştürülme hedefinin gerçekleşmesinin olabilirliğini olmaz hale getirmenin reçetesini de vermiş oldu...
* Coşkun Urunlu


Müthiş bir yazı yazmışsınız. Yürekten kutluyorum.
* Dr. O. Can Ünver

“Atatürk’ün çocukları nerede” diye soruyordum hep. “Yazıklar olsun bizim nesle ki Atatürk’ten çocuklarımıza teslim etmek üzere aldığımız emaneti, aldığımız gibi teslim edemiyoruz” diye. “Yuh olsun ki bize Cumhuriyeti teslim edeceğimiz gençleri yetiştiremedik” diye.Bugün yüreğime bir güneş gibi doğdun sevgili kızım. “Atatürk çocukları ölmedi” dedin.
* Doğan Kapkıner / E.Yb.


Bu günkü yazınız, yılgınlığa düşenler için güzel bir cevap olmuş.
*Süleyman Çiçek


Not: Ve diğerleri; gazetenin e-postası dışında sesini facebook mesajlarıyla ulaştıranlar, mevzilerini kaybetmesinler diye isimleri yazamadığım memurlar, işçiler, öğrenciler, bürokrat eşleri, asker çocukları, körler sağırlar birbirini ağırlar sanmasınlar diye mesajını yayınlamadığım meslektaşlarım, büyüklerim ve elbette telefonla konuştuğum onca heyecanlı ses; onlar başaracaklar!

 

+++

 

MHP hedefteyse, bir takım ‘hata(!)’ları olduğundandır...
1)
Eğer Tayyip Erdoğan için “başkanlık sistemi” zorlanacaksa bunun için diğer partilere yönelik “dizayn arayışları” da gündeme gelecektir. Özellikle de arkasında güçlü “geleneği” olan ve “toplumsal tabanı” bulunan partilere karşı.
2) İddia edildiği gibi başkanlık sistemi esas olarak “iki parti” üzerine oturtulmak isteniyorsa (CHP ve AKP) diğer parti veya partiler yok edilemeseler bile siyaseten etkisizleştirilmeli, varlık alanları daraltılmalı, parlamentoda temsil imkânları ortadan kaldırılmalıdır. (Şimdiden MHP’nin “barajın altında” olduğunu ilan etme çabasına giriştiler bile kimileri) Bilhassa“baş ağrısı” yaratabilecek olanlar!
3) MHP, referandumda “hayır” dediği ve solla birlikte davrandığı için cezalandırılmalıdır. (Dolaylı subjektif sonuç!) Mümkünse “sivri yanları törpülenmiş” bir şekilde muhafazakâr-sağ kimliğe çekilmelidir. AKP “yörüngesi” dışına çıkmaması sağlanmalıdır. (Bu arada referandumda “evet”i destekleyen ve başbakandan özel övgü alan kimi eski ülkücülerinde ilk seçimde AKP’den milletvekili, belediye başkanı yapılacağını tahmin ediyorum!) Bu eksende MHP’ye “yeni rol” biçilmeye çalışılacaktır.
4) Eğer bütün bu anayasa değiştirme çabaları ve süreç “açılım” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir “format atma” şeklinde sürdürülecekse ve eğer bu iddia edildiği gibi Kürt sorununda “özerklik”, “federasyon”, “Apo’ya af”, vb gibi maddeleri kapsayacaksa buna en çok ayak direyecek parti MHP olarak görülmektedir. (Kılıçdaroğlu CHP’sinin en azından bazı şeylere fazla itiraz etmeyeceğini hesap etmiş olmalılar!) Bu yüzden “MHP’siz bir seçenek” yaratmanın koşulları zorlanacaktır. Bu çevreler açısından “Üniter devletin değiştirilmesi” projesi için MHP’yi MHP yapan “milliyetçi damar” kesilmeli, dumura uğratılmalıdır!
5) Bu “proje” Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “okyanus ötesi” nden ve “küresel mahfiller” den telkin ve tavsiye edilmiş olmalıdır!
6) Bu süreçte MHP’ye yönelik komplo ve provokasyonların yanı sıra muhtelif psikolojik savaş argümanları, her tür spekülasyon beklenebilir.
Öyle görünüyor ki, yakın dönemde “hedef tahtası” ndaki parti olarak en çok MHP’yi görmemiz mümkün. MHP kadrolarının ve tabanının buna nasıl direneceklerini ise zaman gösterecek. Umarım “operasyon” geri teper.
Türk siyasetine/kurumlarına format atma çabası son raddelerine gelmiştir. Bundan duymamız gereken rahatsızlık -MHP’ye olan uzaklık veya yakınlığımıza bağlı olmadan- her şeyden önce Türkiye’nin “başka eller” tarafından dizayn edilmesine olmalıdır. Bu da başarılırsa Türkiye’de format atılmamış parti, lider neredeyse kalmamış olacaktır... Tedirgin edici ve üzerinde düşünmemiz gereken asıl nokta budur...
* Atilla Akar


12 Eylül 1980 öncesi Çine, Rusya’ya hangi güç direniyor, milli kimliği ve milli birliği korumak için can siper hane şekilde savunuyor ise, bugünde aynı güç ABD ve uzantıları için üniter devletin korunup kollanması anlamında tehlikeli görülmeye başlandı... Şartlar yeniden bir 12 Eylül 1980 öncesini anımsatmaya başladı!!! Bu topraklarda gözü olanlar, karşılarında yine 30 yıl aradan sonra aynı güçle, ülkücülerle karşı karşıya kaldılar... Ve şaşırdılar... Çünkü, 12 Eylül 1980’de birbirlerine silah atanlar, aynı saflarda bir araya gelmiş, kavga etmek için bile olsa!, aynı toprak parçası üzerinde olunması gerektiğinin şuuruna varmışlardı..
* İmdat Aslan / Bolu

 

+++

 

Ahlaksız
propaganda
MHP Genel Başkanı Sayın Behçeli, yaptığı mitinglerde ve katıldığı televizyon programlarında daha ciddi konuları kamuoyunun gündemine taşıdı. Anayasa değişikliklerinin içindeki tuzakları ısrarla anlattı. Erzurum’da yaptığı mitingde Erdoğan’a seslenerek “KCK operasyonları ile tutuklananların, referandum sonrası serbest bırakılmayacaklarını Diyarbakır meydanında söyle ben mahcup olayım” dedi. Nitekim içinde belediye başkanlarının da bulunduğu 54 kişi  serbest bırakıldı. AKP’nin BDP ile anlaştığını, BOYKOT olayının danışıklı dövüş olduğunu her defasında söyledi. Akşam gazetesinde ÖCALAN “ Sivillerle diyalog içinde görüştüğünü” söylemiş, “Biz hayır deseydik bu değişiklik paketinin geçmesi imkânsız hale gelirdi. Erdoğan’a son bir şans verdik. Umarım bunu iyi kullanır.” açıklamasını yapmıştır. CHP’nin Kılıçdaroğlu ile istenilen noktaya çekilmesinden sonra geriye MHP kalmıştır. Şimdi AKP ve yandaşları, MHP’ye karşı topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Referandumda MHP tabanının önemli bir kısmının “evet” oyu kullandığı şeklinde ahlaksız bir propaganda yürütüyorlar. Bunun ispatı olarak ta yıllar önce MHP’den yollarını ayırmış, “eski ülkücülüğü” meslek haline getirmiş, servetini bu meslekten kazanan üç beş çapulcuyu yanaklarını okşayarak televizyonlara çıkartıp konuşturuyorlar. Yüce Türk Milleti bilmelidir ki, bugün ülkenin MHP’den başka sığınacağı liman kalmamıştır. Okyanus ötesinden planlandığı bizzat Başbakan tarafından itiraf edilen bu kontrolsüz güce karşı MHP’de birleşmek zorundayız. Referandumdan hemen sonra Güneydoğu’da yaşananları hep birlikte izliyoruz. Yüz binlerce insan alanlara toplanarak ayrı bir devlet, ayrı bir bayrak istiyorlar. Bölücü örgütün bayrağı parti binalarına asılıyor, bir belediye başkanı devlete meydan okuyor. İktidarın bu olaylara müdahale etmeye gücü yetmiyor. O hala yüzde 57 sarhoşluğundan ayılamamış. Ülke nereye sürükleniyor, sonumuz ne olacak belli değil. Bugünden tezi yok bu ülkenin geleceğinden kaygı duyan her kesimden, her görüşten vatandaşlarımız akın akın MHP genel merkezine, il ve ilçe binalarına gitmeli “Türkiye’nin geleceğine sahip çıkma seferberliğine” katılmalıdırlar. İnanın başka çare kalmadı.
* Settar Kaya

 

+++

 

Emperyalizmin partisi
Bugün ülkede bir babayiğit çıkıp da; “ben/biz ülkenin bölüneceğine, Güneydoğu’da bir Kürt devletinin kurulacağına, buna bütün desteğin başta ABD olmak üzere Batı’nın tamamının destek verdiğine inanmıyorum” desin bakalım!
Batı Türkiye’ye girmeye (işgale) başlamıştır...
Önce Trabzon Sümela Manastırı, sonra Van Akdamar kilisesi ve bugün yarın da Ayasofya... Bu daha işin başlangıcı... Neden ülkede milliyetçi duygular ve odaklar köreltilmeğe çalışılıyor... MHP niçin hedefteki partidir... Neden AKP desteklenip güçlendiriliyor?...
Çünkü “Emperyalist Batı” nın istediği biçimde yönlendireceği parti AKP’dir de ondan... Referandumda AKP’nin su gibi harcadığı paraların kaynağı nedir?.. Nasıl oluyor da AKP her sıkıştığında dışardan görünmez ve bilinmez eller, ülkeye milyarları akıtıyor? Meçhul(!)
Bu ülke hepimize kahraman Atatürk ve ecdadımızın mirasıdır. Ağzına Atatürk’ün adını anmaktan özenle kaçınan böyük böyük sözde önemli görünen zatların, yörüngesine kapılıp, boş esen rüzgarlarda savrulmayın!
Asil Türk milleti, hiçbir zaman vatanı içini canını vermekten kaçınmamıştır...
Gönlünüzü ferah tutarken, koşullar ne olursa olsun, uyanık, mücadeleci ve azimli olmaktan asla ödün vermeyin!
* Burhan Özbey

 

+++

 

Mütarekecilere yeni görev
Tayyip Erdoğan bir solcuyla, bir  ülkücünün mektubunu okumuştu o gün ,  hatta Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunu okurken bir bölümünü atlamış sonlarına doğru da yutkunup ağlama taklidi yapmıştı. Meclis tarihinin ağlama rekortmeni Bülent Arınç ise rekorunu kırmak isteyen Tayyip Erdoğan’a fırsat vermeyip o da ağlamıştı. Ayrıca arkalarda bir yerlerde ne olduğunu anlayamayan bir de ülkücü katili vardı. Sonunda Tayyip Erdoğan mektubunu bitirdi. “Devrimcileri sömüren cehape , ülkücülere sahip çıkmayan mehape” diye atıp tuttuktan sonra referandum reklamını yapmıştı.
O günden sonra , Ali Kemal gazeteleri ile Ali Kemal kanalları, bir dönem ülkücü camianın yanından geçmiş kişileri çıkartıp “evet vereceğim çok işkence gördüm, MHP’nin tavrını anlamıyorum” şeklinde şeyler söyletmişti.
Şimdi de Ali Kemal medyası aynı stratejiyi seçimde uygulamaya karar verdi. Her Ali Kemal kanalında “MHP ulusalcı oldu , MHP muhafazakarlığını kaybetti” türünden saçmalıklar duyuluyor şu aralar, zaten halk oylamasıyla oyları artan AKP şimdide tek başına iktidar olmayı sürdürmek için gözünü MHP tabanına dikti.
* Cihan Sandıkçı

 

+++

 

Paramı verirken
bana sordun mu!
28 milyon... Tam 28 milyon ve 500 altın...
(...) Bu sporcuların zaten kendi takımlarından, reklamlardan, sponsor şirketlerden v.s kazandıkları para yetmiyormuş gibi hangi iradeden izin alınarak verildi? Bu ülkenin şehitleri “vatan sağ olsun” diyerek gencecik bedenleri ile toprağa giderken, trilyonlar verdiğiniz bu insanlara lüx yaşam sunarken hiç mi vicdanınız sızlamadı ? Sonuçta bu para temsil ettiğiniz halktan çıkmıyor mu?.Verilecek, bir sporcunun hayatı boyunca çalışmasına gerek kalmadan yaşamasına yetecek kadar bir para. Ben ve benim gibi, yiyemediği her bir ekmeğin hesabını yapanlar adına, Ahirette sormak üzere Allah’a havale ediyorum.  
* M. Atilla Tazeoğlu

 

+++

 

MİNİ YORUM
Fatmagül’ün suçu
Bunca işin gücün, derdin tasanın, “vatan-millet” aşkına üstlenilmiş “mesleki” sorumluluğun arasında bir de Fatmagül’ün suçuyla uğraşmak istemedim açıkçası. Yeni bir Aşk-ı Memnu krizi zamansız olur sandım. Ama “İşte Türkiye’nin merakla beklediği tecavüz sahnesi” anonslarından sonra, dizinin yayın gecesinin analizi “İşte Türkiye’nin kilitlendiği tecavüz sahnesi” olunca anladım; zamansız değilmiş... Reyting uğruna bu kadar vahşileştirilirse bir toplum, değersizleştirilirse, hangi değerin mücadelesinde yol arkadaşlığı yapabiliriz biz birlikte?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş