Onuru için ölen Yarbay

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ
Meslek hayatını terörle mücadele ile geçirip yaralandıktan sonra tekerlekli sandalyeye mahkum olan Gazi Albay Abdülkerim Kırca’nın intiharından sonra bu sütunlardan “Samurai’nın Ölümü” başlıklı yazımı kaleme almıştım. Samurai’ların onuru için harakiri yaptıklarını hatırlatırken dünyanın çeşitli ülkelerinde haklarında yolsuzluk vesaire gibi soruşturma açılan siyasetten iş dünyasına, askerlikten mühendisliğe kadar onuru için intiharı seçenlerin neredeyse tamamının masum olduğunun ortaya çıktığını vurgulamıştım.
Devlet Övünç Madalyası sahibi Abdülkerim Kırca Albay gibi Yarbay Ali Tatar da onuru için yıpratıldığı, örselendiği hayattan vazgeçti.
İnsanın kendine kıyması kadar korkunç ve zalim bir şey olabilir mi? Kendi hayatına son verme cesaretini gösterebilen bir insanın o anki ruh halini ömrüm boyunca merak ettim. Son dönemlerin moda kelimesi empatiyi denedim. Kendimi Kırca Albay ile Ali Tatar’ın yerine koymaya gayret ettim ama olmadı... Hiçbir şekilde şartlarımız uyuşmadı. Ne tekerlekli sandalyeye mahkumdum ne de komutanlarıma suikast planları yapma iddiasıyla sorgulanmıştım. 
Cenazesinde “Onuru için öldü” çelengi olan Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay’ın da intihar ettiği açıklanmıştı. Oysa ailesi peşini bırakmıyor. Kriminal sonuçlarda intiharın söz konusu olmadığı gibi 8 kaburgası kırılan bir insanın kendisini vurmasının mümkün olamayacağı ifade ediliyor ama Türk polisinin kendi mensubunun faillerini ortaya çıkarmaya galiba niyeti yok.
Şüphesiz her nefs ölümü tadacak. Zamansız ve karanlık ölümlerde ailelerin feryadı ve isyanını yine unutacağız. Oysa hukukta “Ölüme sebebiyet verme” diye bir madde vardır. Kasıtlı ya da kasıtsız ölüme sebebiyet verenler yargı önüne çıkarılarak cezalandırılır. Onuru için ölümü tercih edenlere sebep olanların da en kısa zamanda yargı önüne çıkarılmasını temenni ve dua etmek ve de yargıya hâlâ güvenmekten başka elden bir şey gelmiyor. Bu arada yandaş medya tetikçilerine de birkaç söz etmek elzem oldu. Murat Belge, Emre Aköz ve Vakit yazarları Ali Tatar’ın Alevi kimliğinin altını çizerek Ordu ve yargı içindeki Alevileri Ergenekon’un kaynağı olmakla itham ederek her zamanki gibi hedef gösteriyorlar.
Allah’ın Aslanı Hazreti Ali’nin adını taşıyan Ali Tatar’ın Alevi olduğunu en yakın sınıf arkadaşı Serhat Tuna, “Alevi olduğunu öldükten sonra öğrendim. Onun için tek önemli şey vatandı, göreviydi, eğitimdi”  diyor.
Serhat Tuna’nın Milliyetblog ve Odatv’de yayınlanan mektubunda bakın nasıl haykırıyor: “Evet benim dostum, silah arkadaşım Ali Tatar’ı kim öldürdü? Kafasına sıktığı bir kurşun mu, yoksa onursuz bir soruşturmada haksız yere suçlanmak mı? Kimdir katiller?
İki ayrı dalda yüksek lisans yapmış eğitim gönüllüsü kim kıydı sana? Kalk o soğuk taştan ve söyle. Haykır bu vatanının gerçek düşmanlarının ve vatan hainlerinin adını. O Silahlı Kuvvetleri’ndeki üstün başarılarından dolayı şerit ve rozetler alan üstün nitelikte bir subaydı. Aleviydi ama ben öldüğü zaman öğrendim. Daha kaç subayın canına kıyılması bekleniyor? Kaç subayın daha onuruyla oynanacak? ”
Vatan sağ olsun demekle her şey bitiyor mu?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları