Operasyon fobisi ve ötesi

Özcan YENİÇERİ

Türkiye’de toplumun hemen her kesimi, bir biçimde operasyon mağduru haline getirilmiştir. Ülkede operasyonsuz gün geçmiyor. Daha önceleri ülkeyi bölmek amacıyla cinayet işleyen ve baskın yapan PKK adlı terör örgütüne karşı operasyonlar yapılırdı. Son iki yıldır PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda bir gerileme görülürken toplumun her kesimine dalga dalga korku salan operasyonlar hız kazanmıştır. Organize suç, mafya, fuhuş, kumar, çete operasyonları derken toplumda bir büyük operasyon sendromu oluşturulmuştur.


Operasyon Fobisi Yaratmak!
Operasyonların içi, ucu ve sonu açık olması ve yıllara yayılması durumu daha da vahim kılmaktadır. “Hiç kimse dokunulmaz değildir”  sözünü yetkililer söylemektedir. Dikkat edilirse; suç işleyen “hiç kimse dokunulmaz değildir”  denmiyor. Bu söylemin arka planında biz istediğimiz herkese suçlu suçsuz demeden dokunuruz tehdidi vardır. Bu durum operasyonların  “üzüm yemek için değil, bağcıyı dövmek için”  yapıldığı yargısını halk nezdinde giderek yaygınlaştırmaktadır.
Öyle görülüyor ki, operasyonların haklı, etkili, amacına uygun ve hukuki bir zeminde yapılmış olması önemsenmemektedir. Bazıları için önemli olanın operasyonun yapılmış olmasıdır. Bu tür operasyonlar gerçekte operasyon fobisi yaratmak amacına yöneliktir. Böylece suç işleyen ya da işlemeyen hiç kimse kendisini güvende hissedemeyecektir. Gece yarısı kapısının bir biçimde, bir bahane ile çalınabileceğini düşünen herkes bırakın eylemlerini kontrol etmeyi, birbiriyle konuşmasını bile kontrol etmek zorunda kalacaktır. Böylece iktidar tarafından muhalif düşüncelerin otokontrolü yapılmış olacaktır. İnsanlar konuşma, davranış ve tutumlarını kendiliğinden kontrol edebilecek, iktidarda dikensiz gül bahçesine gelmiş olan ülkede icraatlarına muhalefetsiz devam edebilecektir. Öteden beri Türk toplumunda  “büyükler en iyisini bilir” yargısı geçerliydi. Şimdilerde bu  “iktidar en iyisini bilir” e dönüşmüştür. Durum bu ise Türkiye’de haksızlığa, baskıya ve kötü yönetime karşı muhalefete de ihtiyaç yoktur.
Ancak işin bir diğer yanı daha vardır. O da bu bitmek tükenmek bilmeyen operasyon ve tutuklamaların toplumsal bilinçaltını kirletmesidir. Bu durum toplumun ruh sağlığını ve kendine güven duygusunu bozmakta ve sağlıklı bir kamuoyu oluşmasını engel olmaktadır. Buna bir de basın ve televizyonlarda yapılan tartışmaların analizden daha çok, yargı yapan jüri kimliğine bürünmesi eklendiğinde, durum giderek zıvanadan çıkmaktadır. Tartışmacıların yargıç, sunucuların hâkim rolü oynadığı bu toplantılarda varsayım ve ön kabullerden hareket edilerek, her türlü savunmadan mahrum insanların itibar infazları yapılmaktadır. 
Toplumun daha doğrusu muhaliflerin tepesinde demoklesin kılıcı gibi asılı duran dalgalı operasyonların olduğu yerde demokrasiden söz edilebilir mi? İfade ve düşünce özgürlüğü bir yana özel konuşmaların bile resmi makamlar tarafından çarşaf çarşaf kamu oyuna sunulduğu bir yerde “kişinin özgürlüklerinin özüne dokunulamaz!” ilkesinin bir anlamı olabilir mi? Bu tür uygulamaların olduğu bir yerde de “hukuk devleti”, “bağımsız yargı” kavramlarının bir anlamı var mıdır?
Türkiye’de yaratılan bu operasyon fobisi ile muhalifler sindirilmiş ve susturulmuştur. Operasyon fobisi insanların konumu, statüsü ve masumluğunun onu haksızlığa uğramaktan koruyamayacağını öğretmiştir. Demokrasi adına durum vahimdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş