Orada hukuk ve demokrasi burada anarşi ve terör...

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Anayasa ile tesis edilmiş olan devlet düzenini ortadan kaldırmayı amaçlayan, insan temel hak ve hürriyetlerine tehdit oluşturan bölücü terör karşısında toplumun ve kurumların tepkisizliği düşündürücü ve hayret verici boyutlara ulaştı. Bunun esas sebebini, kavramlarla belli bir amaca yönelik olarak oynanmasında görüyoruz. Kavramlara ve kelimelere yüklenen ters manalarla, insanlarımız her türlü doğru bilgiden yoksun bırakılmakta ve zihinler ele geçirilmektedir. Böylece değerlerine bağlı, ama bağımsız ve sağlıklı düşünemeyen, tepkisiz bir toplum inşası ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede, terör saldırılarına karşı hayati derecede önemli gördüğümüz iki temel tedbirden bahsetmek ve yöneticilerin samimiyetini sorgulamak istiyoruz.

Bunlar:

1. Demokrasilerde partiler kapatılabilir mi? Batı ülkelerinde elbette, ama bizde, son dönemde asla. Çünkü orada demokrasi ve samimiyet, bizde anarşi ve samimiyetsizlik var. İşte örnekleri: Almanya'da Sosyalist Parti ve Faşist Parti, İtalya'da Ulusal Faşist Parti, demokratik rejime tehdit oluşturduğu için kapatılmıştır. 2003'te İspanya'da, Bask Bölgesi'nin bağımsızlığı için silahlı mücadele veren ETA Örgütü'nün siyasi kanadı Batasuna ve Herri Batasuna partileri, terörle arasına mesafe koymadığı için kapatılmıştır. Bu kapatma kararlarını AİHM onaylamıştır. Batasuna'nın devamı sayıldığı için PCTV (Bask Ülkesi Komünist Partisi) ve ANV (Bask Ulusal Eylemi) partileri, 2008'de seçimlere girememiştir. Partilerin kapatılması bahsinde bizim kamu hukukumuz da böyledir. Ama, nedense uygulama bunun tam tersine yürüyor. Malum, PKK/KCK'nın siyasi uzantısı olan parti alenen, TBMM'de örgütün temsilciliğini yapıyor, Meclis mikrofonunda teröristbaşının mesajını okuyor, operasyonların önünde canlı kalkan oluyor, İmralı ve Kandil arasında irtibat kuruyor, aldığı emirlerin gereğini yapıyor. HDP'nin "Kobani" olayını bahane edip örgüt militanlarına "sokağa çıkın çağrısı" yapması üzerine terör 32 şehrimize yayılmış, her taraf yakılıp yıkılırken, 50'den fazla kişi hayatını kaybetmiştir; tam bir isyan hali yaşanmıştır.

HDP, Demirtaş'ın Financial Times'da çıkan sözlerini, "Demirtaş PKK'nın tüm eylemlerini değil, Ceylanpınar olayı için kirlidir dedi" şeklinde düzeltirken, terör örgütünün ve partinin bütün cinayetleri onayladığını kabul etmiştir. Bir isyan eylemini de, BDP'nin "özyönetim/bağımsızlık" ilanında gördük. Bu silahlı kalkışmada; 14 şehrimizin giriş ve çıkışına barikatlar kurulmuş, hendekler kazılıp yol kontrol ve aramaları yapılmış, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girilmiş ve bir çok askerimiz, polisimiz ile korucumuz şehit edilmiştir.

Devletin anayasayla tesis edilmiş düzenine karşı yapılan bu iki silahlı başkaldırıya rağmen, ne HDP, ne de DBP'nin kapatılması için adım atılmıştır. Kanunlar emrettiği halde gereği yapılmamış, HDP ve DBP'ye dokunan olmamıştır. Hatta "bu nasıl iş" diyenlere, hayasızca bir eda ile, "vay demokrasi düşmanı" denebilmiştir.

Siyasilerimiz "parti kapatılmasın, çünkü tekrar kuruluyor. Ama sorumlu olan kişiler cezalandırılsın" diyebiliyorlar. Tam bir maskaralık hali. Sanki kişiler cezalandırılınca yerine yenisi, daha kolayca gelemeyecekmiş; tüzel kişi olan parti, bireyden daha güçlü ve tehlikeli değilmiş gibi. Üstelik, Batıdakinin tam tersine bizde, kapatılan parti tekrar kurulabiliyor. Acaba neden? Açık değil mi; orada demokrasi, hukuk, insan hakları ve vatanseverlik; burada demokrasi istismarcıları, anarşi, terör ve ihanet var. 

Sizi, "Devlet ve demokrasi düşmanı, terör örgütünün uzantısı HDP ve BDP, neden hukukun gereği yapılarak kapatılmıyor" diye sorgulamaya davet ediyoruz.

2. Devletin varlığı ve insan temel haklarının tehlikeye düşmesi halinde "Olağanüstü Hâl İdaresi" veya "Sıkıyönetim" ilan edilebilir mi? Batı ülkelerinde elbette, ama bizde, son dönemde asla! Yakın yıllarda Paris ve Londra'da bombalar patlayınca, hemen olağanüstü hâl ilan edilip güvenlik güçlerinin yetkileri artırıldı. Neden böyle yapıldı? Çünkü demokrasilerde sivil kadrolar olağanüstü şartlarda yöneticilik yapamazlar. Olağanüstü şartlarda, buna göre eğitim görmüş, deneyimli uzman kadro ve kurumlara ihtiyaç duyulur, böyle bir mücadeleyi onlar bilir. Bunun için olağanüstü hâl, sıkıyönetim ve seferberlik gibi tedbirlere baş vurulur. Bu kurumlar bizim anayasalarımızda da vardır, ancak bu dönemde kullanılmıyor. Çünkü böyle yapılırsa, yetkinin güvenlik güçlerine devredilmesi gerekir. Güvenlik güçleri, hukuka göre mücadele ederek terörü yenip, tehdit yok edilir, olağan demokratik rejime dönülür. Habur, Oslo ve İmralı mutabakatlarına göre değil. Halbuki iktidar, olağanüstü şartlarda da ülkeyi bu mutabakatlara göre; kaymakam, vali, bakan gibi sivillerle yönetmek istiyor. Çünkü, "çatışmasızlık" adı altında güvenlik güçlerinin eli-kolu bağlanıp, silaha başvurmadan "Kürdistan ve ortak vatan Türkiye" hedefine ulaşılabilecektir.

Sizi, "terör ihanetini ezeceği belli olan olağanüstü hâl idaresi neden ilan edilmiyor"  diye sormaya ve sorgulamaya davet ediyoruz.

---

Yüzbaşı şehit Ali Alkan başta olmak üzere bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailesine ve Türk Milletine başsağlığı dileriz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları