Orams'dan sonra

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Orams davası İngiltere’deki mahkemede de kaybedildiği takdirde Yüksek Mahkeme’nin onayı ile Lordlar Kamarasına kadar götürülebilir. Konu, ABAD’ın görüşüne göre karara bağlanacak olursa bunun anlamı Kıbrıs meselesinin Rumlar lehine halledilmiş bir şekil alacağıdır. Paniğe kapılmak gereği yoktur. Böyle bir sonucu kabul etmek zorunda değiliz. Nasıl ki 1964’den bu yana “meşru hükümet” addedilen Rum idaresinin egemenlik hakkını Kuzeyde bugüne kadar kabul etmediğimiz gibi bu kararı da kabul etmeyiz çünkü, aksi takdirde Rum’un egemenliği Kuzeye de yayılmış olacaktır. ABAD kararını beyanatlarla geçiştirmek olası değildir. İngiltere’deki mahkemede küçük de olsa kazanma ihtimali olabilir diye beklemenin de bir anlamı yoktur. Rum tarafı siyasi bir konuyu yargı yolu ile halletmek peşindedir. Loizudu davası ile başlayan bu yolun zirvesine ulaşmıştırlar.
Yargı, siyasi alandaki konuları halletmek için bir silah olarak kullanılmaktadır. Buna boyun eğilmeyeceğini fiilen göstermek gerekmektedir. ABAD’da Yunan Başkanın başkanlığında yapılan duruşmada alınmış olan bu sonuca halktan gelen itirazlar, AB ülkelerine aksettirilmelidir. Fakat bu da yeterli değildir. Orams kararı görüşmelerin devamını manasız kılmaktadır. Sayın Talat görüşmeleri askıya almalı ve Hristofyas’ı “mal mülk konusunu”, nüfus mübadelesinin ve iki kesimlilik anlayışının ışığında görüşmeye davet etmelidir. Bu konuda Fikirler Dizisinde öngörülen global şekilde bir anlaşmaya varılamazsa, hiçbir konuda anlaşmaya varılamamış olunacağına göre görüşmelere devamın hiçbir gereği kalmamış olacaktır. Bunu Hristofyas’a ve AB ülkelerine (başta İngiltere olmak üzere) iyice anlatmak gerekmektedir. AB ve İngiltere Kıbrıs meselesinin Talat-Hristofyas görüşmelerindeki kriterlere göre hallini istemekte ve bu görüşmeleri desteklemektedirler. Kısacası, İngiltere’nin Kıbrıs siyaseti Talat-Hristofyas görüşmelerinin devamını öngörmektedir. Orams davasını Rum tarafı kazandığı takdirde görüşmelerle birlikte İngiltere’nin uzlaşma siyaseti de berhava olmuş olacaktır. Ayrıca iyi niyetle KKTC’de mülk almış olan binlerce İngiliz kabul edilemez bir şekilde mağdur edilmiş olacaktır. Bunda hak ve adaletin değil, siyasi bir oyunun rolü vardır. İngiliz mahkemeleri bu gerçekleri de göz önünde bulundurmalı ve Kıbrıs meselesinde “mal-mülk konuları” siyasi anlaşma ile sonuçlanıncaya kadar ABAD’ın  görüşüne göre icraat yapılamayacağı sonucuna varılmalıdır. 
Fikirler Dizisi olarak bilinen BM planında mal mülk meselesinin global şekilde halledilmesi öngörülmekteydi. BM hukukçusunun tasvip ettiği bu formüle göre mal mülk konusu sadece malın eski sahibine iadesi ile değil, takas ve tazminatlarla da halledilebilir bir meseledir. Güvenlik ve varılacak anlaşmanın kalıcılığı düşünülerek yapılmış olan nüfus mübadelesi ve iki kesimlilik anlaşmasının ışığında takas ve tazminat öncelik kazanmaktadır.
Kıbrıs’taki gerçekler ışığında bu konuyu Global şekilde halletmenin yolu  (1) Güneyde ve Kuzeyde bırakılmış olan Türk-Rum emlâkinin detaylı bir listesini çıkararak bir değerlendirme yapmakla başlar; (2) Takas edilebilecek emlâk tespit edilir; (3) Tazminatla halledilecek konular ele alınır ve bunların değerlendirmesi yapılır; (4) Loizudu davasındaki kriterlere göre 1963’den bu yana Güneyde bırakılmış olan Türk emlâkinin kirası ve bu emlâkten Rumların elde ettikleri kazanç hesaplanır ve (5) bu paralar tazminat fonuna yatırılır. Gerekirse yollardan alınıp kaybolan insanlarımızın, Muratağa, Atlılar, Sandallar, Taşkent, Türkeli köylerinde ve diğer yerlerde sivil halkın katledilmesinden kaynaklanan tazminatlar da bu arada tespit edilerek bu fona yatırılır veya kaydedilir. Böylelikle “Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan işgalden kaynaklanan bir meseledir” hikâyesi de son bulur.
Rum tarafından AİHM’de beklemekte olan davaların dondurulması istenir; aksi takdirde Kuzeyde “Rum masadan kaçmasın diye durdurulmuş olan” eşdeğer dağıtımına devam edilir. Toprak Tanzim Komisyonuna, Türklerin Güneydeki mallarını da ele alma yetkisi verilir veyahut da bu komisyonun da işlevi mal-mülk sorunu siyasi masada halledilinceye kadar tatil edilir.
Kuzeydeki Devleti ve Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, kendi kaderini tayin etme hakkı olan Rum’a denk bir halk olduğunu kabul etmeyen, iki halkın ayrı demokratik seçim yolu ile seçilen şahıslardan oluşması gereken Kıbrıs Hükümetinin, Rumların oyları ile seçilmiş olan Rum idaresi tarafından temsil edilemeyeceği gerçeğini bile kaale almayan ABAD’ın kararına boyun eğmek zorunda olmadığımız da dünyaya duyurulur. Mal mülk meselesi halledilmedikçe ve iki tarafın eşitliği tespit ve tescil edilmedikçe yeniden “Kıbrıs Hükümeti” addedilen Rum tarafı ile masaya oturulmaz.

Yazarın Diğer Yazıları