Orgeneral Başbuğ, Anayasa ve Terör

Özcan YENİÇERİ

Hukuk toplum yaratmaz, aksine hukuku yaratan toplumdur. İnsanların tabi olacakları standartlar, içinde yaşadıkları evren ve parçası oldukları toplumdan çıkartılır.
Hukuk ve onu gerçekleştirmek üzere çıkarılan yasalar ne denli uyumlu olursa olsun esas olan yasaların uygulanma biçimidir. Yasaların vicdanları kanatacak biçimde uygulanması düzen değil kaos, adalet değil zulüm getirir.
Bu noktada kamu vicdanı önemli bir parametredir. Kamu vicdanındaki yargı ile mahkemelerin kararlarındaki yargının uyumu adilliğin ölçüsünü verir. Ancak bunun da bir şartı vardır. O da kamu vicdanını oluşturan mekanizmaların taraflara (iddia ve savunmaya) eşit mesafede durmasıyla yakından ilişkilidir.
İktidarların kitle iletişim, sivil toplum, medya ve yayın üzerindeki baskın  ağırlığı kamuoyunun eşit şartlarda oluşmasını etkilemektedir. Böylece tek yanlı propaganda, yönlendirme ve etki ile oluşturulan yolun ucu da adilliğe değil zulme çıkmaktadır.
Şartların eşit olmadığı yerlerde adalet, her zaman beyaz atlısını bekleyen bir sevgilidir.
Yasaların egemen güçlerin ihtiyaçlarına göre eğilip büküldüğü yerde adaletten değil ancak zulümden bahsedilebilir. Tek yanlı olarak yürütülen psikolojik harekât, kamu diplomasisi, sürekli ve yoğun yönlendirme tekniği adaletin önündeki en büyük engeldir.
Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ ve kuvvet komutanlarıyla ilgili olarak yapılan tutuklama ve yargılamalar yukarıda ifade ettiklerimizin gerekçesini oluşturmaktadır. Bir zamanlar Genelkurmay eski başkanlarından Yaşar Büyükanıt için suç duyurusunda bulunan savcı HSYK’nın kararıyla, yasalar eğilip bükülerek, mevzuata uygun biçimde (!) görevinden alınıyordu.
Günümüzde ise Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ ve kuvvet komutanları bu defa yasa değil anayasa eğilip bükülerek ağır ceza mahkemesinde yargılanıyor. Anayasa’nın açık hükmü şudur:  “Görevleriyle ilgili”  suçlardan dolayı Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını yargılama yetkisi Yüce Divan’a aittir.
Hukuku eğip bükenler bunu şöyle tevil ederek savunuyorlar:  “Darbe hazırlığı görev değildir, onun için ağır cezada yargılanmalıdır”. Koca koca unvanlı adamlar, yüce divanın görevi değil suçu yargıladığının farkında bile değiller.
Hangi suçun görev suçu, hangi suçun görev dışı suç olduğuna bu zatlar karar veriyor. Diyelim ki, TSK yetkilileri çıkıp  “Cumhuriyeti korumak ve kollamak” görevimiz bağlamında andıçları hazırladık derse o zaman, bu zatlar ne yapılacak?
Muhtemelen bu zatlar o zaman da çıkıp, ’andıç hazırlamak, Cumhuriyeti korumak ve kollamak görevini kapsamaz’diyeceklerdir. Adamlar sanki hukukçu değil de muhtelif mesleklerin  “görev”  tanımlarından sorumlu uzmanlardır.
 Hukuk adalet değil, iktidar aracı olunca yorumlar mantıksızlaşmaktadır.
Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un ’terör örgütü kurmak ve yönetmek’suçu ile tutuklanması ise bir başka akla ziyan durumdur. Başbuğ, ülkenin Genelkurmay Başkanı olduğu bir zamanda emrinde yedi yüz bin silahlı asker vardı. Elinde böyle bir imkan olan kişi, marjinal bir terör örgütü niye kursun?
Bu durum bize Hanefi Avcı olayını hatırlatıyor: O, devletin istihbaratı da dahil hayati görevlerinde bulunmuş ve il emniyet müdürlüğü yapmış birisiydi. Her nasılsa birdenbire terör örgütü ile irtibatlı olduğu yazdığı bir kitap sonrası ortaya çıkarıldı.
Bir düşünün Genelkurmay Başkanlığı görevini yapmış olan Orgeneral Başbuğ  “terör örgütü” mensubu olmakla suçlanmaktadır. Bugünkü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ise bakın PKK’lı teröristlerle ilgili olarak ne diyor:  “Terörist ifadesini kendi vatandaşlarımız için kullanmayı hiç arzu etmiyoruz. Bize göre çeşitli nedenlerle kandırılmış kişilerdir”.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş