Orta Doğu ve Türkler (1)

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Orta Doğu üstüne düşüncelerimi sizlerle paylaşmadan önce, zihniyet tutsaklığımızın acıklı-gülünç bir anlatımı olan “Ortadoğu” bileşik sözcüğünü kullanıyor olmamızdan, kısaca söz etmek istiyorum.
Hemen yanımızdaki bir coğrafya, bize, Türkiye’ye göre, Doğu’nun ‘ortası’ olabilir mi? Bu olanaklı mı? Bu mantıklı mı? Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye, Irak, Ürdün, Arap Yarımadası güneyimizde; İran ise güneydoğumuza düşmekte... Ve bizler buraları, ne tuhaftır ki “Orta Doğu” diye tanımlamaktayız. Orta Doğu tanımlaması Avrupa’nın ‘batısında’olan devletler için doğru olabilir. Ama bizim için yanlış! Aynen, ‘Irak’ın kuzeyi’ dememiz gerekirken -birilerinin ‘özel bölge vurgusu’na hizmet için- ‘Kuzey Irak’demeleri gibi!
Osmanlı, Afrika’nın kuzeyindeki topraklarına “Garp Ocakları” derdi... Doğru derdi; çünkü o topraklar Osmanlı’ya göre Garp’ta-Batı’da idi. Osmanlı, coğrafyadaki yönleri kendisi adlandırırdı; o mantık kudreti vardı. Şimdi bizler ise ‘Batı öyle diyor’ diye, akıl terazisine vurmadan, yanlışı ‘doğru’görmeye alıştık. Ve bu satırların yazarı da -istemeyerek- bu yanlış ‘alışkanlığı’ sürdürecektir.
Ortadoğu’nun önemi günümüzde petrol varlığıyla tanımlanıyor. Oysa bu yöre tarihin başlangıcından beri insanlığın gözdesiydi. Orta Doğu, kargaşanın, bunalımın olduğu kadar, uygarlığın da mekânıydı. Orta Doğu’ya Mısır’ı da katarsak -ki biz katmasak bile Batılılar katıyor- Mısır’da ve Mezopotamya’da gelişen uygarlık, araştırmacıların hâlâ hayranlığını topluyor.
‘Eski Dünya’nın ‘yedi harikası’ndan söz edilirken; Keopus’un Piramiti, İskenderiye Feneri ve Babil’in Asma Bahçeleri de sayılıyordu... Yazıyı hünerle kullanan Sümerler, Mısır uygarlığı, Fenikelilerin ticaret dehası, Hitit uygarlığının bir kolu, Asurlular; hep Ortadoğu denilen bu coğrafyada türedi... Bize, ‘Uygarlık, savaşın bitişik kardeşidir’ dedirtecek bir geleneğin kaynağı da yine Ortadoğu’dur. Hem de, tarihte yazılı ilk barış antlaşmasının mekânı olarak!
Kadeş Savaşı, Mısırlılar ile -Anadolu’daki- Hititler arasında geçer. Bir değil birkaç kez tekrarlanır bu savaş. Nedeni ise, ‘stratejik bölge’ paylaşımıdır! Mısırlılar ile Hititler arasında tampon görevi yapan Amurru Krallığı’nı Hititler kendisine bağlayınca, kıyamet kopar. Bugünkü Suriye’de Kadeş-Kinza kenti yakınlarında II. Ramses ile Hitit Kralı Muvatallis M.Ö. 1295’de savaşa tutuşurlar. Hititler, Mısır’ı yener. Muvatallis’in ölümü üzerine, yerine geçen III. Hattuşil ile II. Ramses, dünyanın bilinen ilk yazılı antlaşmasını imzalarlar...
Kadeş’ten bu yana durulmadı Orta Doğu’daki çıkar fırtınası! Uygarlığın görkemi yanında, dudak uçuklatacak talanlara, yağmalara, katliamlara da sahne oldu bu coğrafya!
İlk ‘anlamlı’ talan Hıristiyan fanatiklerden geldi. M.S 391’de İskenderiye Kütüphanesi’ni yakıp yıktılar... Sonra Moğollar Bağdat Kütüphanesini yerle bir etti.
1. Dünya Savaşı sonunda İngiliz-Fransız ikilisi bir başka ‘çağdaş’ talanı uyguladı.
Zamanımızda ise Irak’a saldıran ABD, o ilk günlerde Petrol Bakanlığı’nda çok sıkı nöbet tutarken; Bağdat Kütüphanesi ve Bağdat Müzesi’ni -özellikle- talana açtı; acımasızca yağmalattı!
Ve bu rezillik tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşti.
Şu gerçeğin dünyaca bilinmesini istiyorum: 400 yıllık Türk yönetimi, yöreyle ilgili tüm belgeleri korurken; ABD saldırısı Arapların belleğini bilerek yok etti!
Gelecek hafta sözümüzü tamamlayacağız.
Esen kalın efendim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş