Ortak paydayı terk etmek!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Türkiye’deki siyasetin boğucu, kahredici ve sahte gündeminden kaçınmak sağlıklı kalmanın zorunlu sonucudur. Biz bu köşede mümkün olduğunca bundan kaçınmaya çalışıyoruz. Belki de sahte siyasetin uyduruk gündemine alışık olanlar aşağıdaki satırları okumak için güçlü neden bulamayacaklardır! Biz onlardan da özür dileme pahasına yine aynı ilkeyi izleyeceğiz.
Küreselleşen dünya giderek bireyleri, aile ve büyük toplumun ortak alanından ayırarak bencil değerlere indirgeyen sanal bir yaşantıyı dayatmaktadır. Her şeyin iç içe geçtiği, sınırların ortadan kalktığı gösteri toplumunda ise geleneksel değerler işlevini kaybetmiştir. “Modern dünyada her şey hayli kesin çizgilerle görünmüşse de, postmodern dünyanın zirvesinde birçok şey hayli bulanık” hale gelmiştir (George Ritzer: 2000; 219). Böyle bir ortamda da iyi ile kötünün, ahlaki olanla olmayanın karıştırılması son derece doğaldır.

Modern dünya ve sonrası!
Modern dünyada daha etkin olan normlar, insanların ne yapması ya da yapmaması gerektiğini belirleyen kesin çizgileri ortaya koyuyordu. Bireyselleşmiş dünyada ise hiçbir şeyin tanımı ve sınırı yoktur. Her şey bireyin keyfine bağlı hale gelmiştir. Normların geçerliliğini ve yaptırım gücünü yitirmesi, değer ve normların hiyerarşisinin bozulması ve değersel bir kargaşanın topluma egemen olması gibi bir durumla insanları karşı karşıya getirmiştir. Başka bir anlatımla, kurallar geçerliliğini yitirmiş ve herkes tarafından benimsenecek yeni kurallar da yaratılamamıştır. Bireyleri toplumun bütününe bağlayan bağlar bir bir kopmuştur. Herkes kendisi için, kendisi tarafından ve kendisine göre bir dünya inşa etmeye koyulmuştur. Kısacası küresel dünya, herkesi kucaklayan değerlerden yoksun bir dünyadır. Yaşananlar insanın geleneksel olarak yaşama, topluma ve dünyadaki yerine daha geniş bir anlam yükleyen, genel kabul görmüş, tüm simgeleri yok etmiştir.

 

Ortak anlamı aramak!
Bu dünyada ortak anlamı aramak diye de kimsenin bir sorunu yoktur. Bireylere, kendilerini özdeşleştirebileceği küçük gruplar, onların değerleri ve simgeleri yeterli gelmektedir. Bütünden ayrılmak, parçada birleşmek temel davranış biçimidir. İşin daha da tehlikeli yanı; toplumsal yaşamın parçalanmasının adının özgürleşme olarak nitelenir olmasıdır.
Aslında bireyler, normlarını, içinde yaşadıkları toplumun bütününden çok, yakın ilişki içinde oldukları aidiyet ve referans gruplarından sağlarlar. Bu aidiyet ve referans grupları vasıtasıyla bireyler ortak (milli) kültürle ve toplumun bütünüyle bağlantılarını kurarlar. Son yıllarda aidiyet ve referans gruplarında da ciddi bir işlevsizlik söz konusu olmuştur.
Gelişen kitle toplumu ve kültürü, bireyi milli kültürün ortak paydasından uzaklaştırarak yüz yüze ilişkilerin egemen olduğu küçük birincil gruplara hapsetmektedir. Kitle iletişim araçları da süreç içerisinde normlaşan simge ve stereo değerleri yayarak, milli kültürle bağları koparmış ve kitle içinde kaybolmuş bireylerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İletişim araçları ise görüntüleştirilmiş normları devreye sokarak, toplumca benimsendiğini düşündükleri davranış biçimlerini pazarlamaktadır. Bu durumda hangi normu izleyeceklerini bilemez hale gelen bireylerin sosyal yönden bütünleşmelerini giderek imkânsızlaştırmıştır.
Sonuçta“Kendimizi belirli bir gruba, o grubun simgelerine, inançlarına ve kuramlarına ne kadar adarsak, diğer gruplardan o kadar ayrılır, dünyanın sadece bir parçası olduğumuzun, kendi amacımızın diğer herkesin amacı olamayacağının o kadar çok farkına varırız” ( Ian Craib, Hayal Kırıklığı, 2006; 131). Bu da herhalde az bir kazanç değildir!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları