Osmanlıca

A+A-
Ahmet SEVGİ

2-6 Aralık 2014 tarihlerinde Antalya’da 19. Millî Eğitim Şûrası toplandı. Alınan tavsiye kararlarından biri de liselere “Osmanlıca” dersi konulması idi. Yandaş basının yoldaş kalemşorları bastı yaygarayı: Harf inkılabı ile bir gecede cahil bırakılan, dininden diyanetinden edilen, kütüphaneleri -bir bakıma- ateşe verilen bir toplum, liselere “Osmanlıca” dersi konulmasıyla birlikte artık bütün bu kayıplarını kısa bir sürede geri alacak... Derken meçhul bir vatandaşımızın “Osmanlıcayı 15 günde öğrendim” sözü yankılandı ortalıkta. Ve tabii ki bu söz havuz medyasında manşetten verildi.
Sonuç itibarıyla olan bendenize oldu. Öyle ya 40 yıldır “Osmanlıca” ile meşgulüm. Bunun 30 yılı üniversitelerde “Osmanlıca” okutmakla geçti. Gel gör ki hâlâ cahilim, hâlâ günahkârım ve hâlâ Millî Kütüphanede önüme getirilen her yazma eseri okuyup anlayamıyorum. Çoluk çocuk “baba sen de amma kalın kafalıymışsın” derse haksız mı?
Neyse, sadede gelelim... Bütün bu tartışmaların üzerinden sadece 15 gün geçti. Bakın bakalım havuz medyasında “Osmanlıca” konusunu işleyen yazar var mı? Saman alevi gibi parladı ve söndü. Yani kararlar da ayaküstü alınıyor, yazılar da ayaküstü yazılıyor. Böylece de “Osmanlıca” gibi önemli bir konu siyasî çıkarlara âlet edilerek kutuplaşmanın aracı haline getiriliyor.
Çok mütevazı olmanın da anlamı yok. Bugün “Osmanlıcacı” geçinen zevat Nuru Pakdil’in “Edebiyat” dergisini (Dergide nasıl uyduruk bir dil kullanıldığını bilenler bilir) okurken biz Osmanlıca “Mızraklı İlm-i Hâl” okuyorduk. Sosyal Bilimler Liselerine “Osmanlıca” dersi konulmasına dair yazı yazan ilk yazarlardan biri de benim. Yani Osmanlıca elbette gereklidir. Fakat onu nasıl okutacağız? Altyapısı hazır mı? 15 günde Osmanlıcayı öğrendim diyen bir kafayla bu iş yürür mü? Hâlen “Osmanlıca”yı mecburi ders olarak okutan “Sosyal Bilimler Liseleri”nden nasıl bir netice elde edildi?.. Bütün bunlar -siyasî mülahazalar dışında- salim bir kafayla düşünülüp tartışılmadan “İsteseniz de istemeseniz de öğreneceksiniz” tehdidiyle bir yere varamayız. Plansız programsız, bir inat uğruna ders ihdas edilirse, korkarım çekilen emekler ve harcanan paralar heba olur.
Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Okullarımızdaki İngilizce eğitimini ele alalım. İlkokuldan itibaren üniversite sonuna kadar mecburi olarak İngilizce okutuyoruz. Kaç üniversite mezunu gencimiz -özel bir gayreti olmadan- vazgeçtik ilmî bir eseri, herhangi bir romanı okuyup anlayabiliyor? (Aslında “What do you do/yattı uyudu”dan başka ne öğretebildik, diyecektim de dilim varmadı.) Nerde kaldı seçmeli 2 saat Osmanlıca dersi ile 1000 yıllık kültürü ihya etmek?
Demem o ki 1000 yıllık birikimimizle kucaklaşabilmemizin önündeki engel sadece alfabe değil. İster sevin ister sevmeyin, bu ülkede bir kültür değişmesi yaşandı. Kimse de -eğri oturalım doğru konuşalım- eski kültürün kodlarını öğrenme zahmetine -kolay da değil tabii- talip değil. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, basın toplantısında birkaç Osmanlıca kelime kullandı diye, toplantıyı izleyenlerden birinin “Hoca Türkçe biliyor mu acaba?” dediği bir Türkiye’de yaşadığımızı unutmayalım. Dürüst olalım, siyasî çıkarlar uğruna birbirimizi aldatmayalım. Gerçekten samimi isek değişik alanlarda ihtisas liseleri açalım. Buraya en başarılı öğrenci ve öğretmenleri toplayalım. En önemli ders Osmanlıca olsun. Buradan siyasetçi değil, kültür adamları yetişsin, kültür ve medeniyetimizi yeni nesillere aktarsın. “Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”
Yok, biz herkese Osmanlıcayı öğreteceğiz, liseyi bitiren her öğrenci Millî Kütüphanedeki kitapları okuyup anlayacak derseniz “keşke” derim ama olmayacak duaya da “âmin” demem vesselaaam...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları