ÖSYM operasyonu bir “Kale Fethi” miydi?

A+A-
Afet ILGAZ

Üniversite ve Kamu Personeli Sınavları’nda ortaya çıkan yolsuzlukları ibretle izliyoruz.
Kopya, tek başına olduğu takdirde bir ahlaki zaafı gösterir. Hatta o kadar da değil. Okul hayatında küçücük de olsa kopya çekmemiş kim var diye sorsam verilen samimi cevapların arasında, bazısı gülümseten “ikrar” sözleri de bulunabilir. Nefsî bir zayıflıktır kopya; veya eğitim sisteminin, çocuğa uygunluğunu değil, çocuğun zorlanmasının bir belgesidir. Affedilir, unutulur, yakalanır, yakalanmaz. Aşılır yani her hangi bir biçimde. Bizde, öğretmenlerin sırtlarına iğnelenmiş cevaplarıyla, Hababam Sınıfı kopyalarını hatırlatan pek çok kopya hikayesi vardır.

* * *

Bu ÖSYM ve KPSS sınavları ise, hayati önem taşıyan, yetişkinlerin geleceklerini çok yakından ilgilendiren bambaşka bir mahiyeti taşıyor. Bireysel kopyalar üniversite giriş sınavlarında yakalanıyor ve cezalandırılıyordu. Bu, şimdi karşımızdaki ise, “organize”  bir mahiyet taşıyan büyük bir kopya hadisesi boyutunda.
Önce sonuçlardan faydalanmak için girişilmiş bir eylem gibi göründü. Sonra şaşırtıcı gelişmeler oldu. YÖK Başkanı, bütün bu süreç içinde, en ufak bir kaygı alameti göstermedi. Hep gülüyordu.

* * *

Sonra birden, ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan’ın istifası “gündeme düştü.”  Prof. Yarımağan, torunu ve bahçesiyle ilgileneceğini söylerken bile, Yusuf Ziya Özcan kadar rahat değildi.
Sonra sekiz kişi daha alındı görevden. Sonra bu alınanlardan biri, elleri kelepçeli götürülürken o “cemaati” işaret ederek  “onun evlerini bassınlar” dedi. Sorular oradaymış. Esasen sorgudaki bazıları da, soruları aynı yolla aldığını söylediler.
Bu hadiselerin oluşundan yirmi dört saat geçmeden Yarımağan’ın yerine bir başkan vekili atandı. Öteki sekiz kişinin de yerlerine yenilerini atayarak devam edeceklerini söylediler. Gençler yeniden imtihana gireceklermiş.
Ortada bir bilgi sızdırma olayı vardı ama bu, bilgi sızdıranların, olaya el
koydukları gibi bir neticeye dönüştü durum.
Bir de alınan bir karar var. Bundan sonra soruları MEB hazırlayacakmış. Yargıdaki “bakanlık sendromu”  gibi bir şey olacak izlenimi veriyor bu karar.
Yani epeydir moda olan söylemiyle söylersek, bir kale daha mı düştü diye düşünmeden edemiyor insan. MEB yetmiş küsur alana dağılmış imtihan konularını nasıl sınayacak? YÖK’ün de özelleştirildiğini çağrıştıran bir gelişme bu.

* * *

Yeni YÖK Başkan Vekili kadronun içinden seçilmemiş. Oysa orada yıllardır çalışan ve tecrübe sahibi olmuş bir kadro var.
Bir tereddüt uyandıran taraf da başkan vekilinin siyasi bir kimliğinin olması. Bütün Türkiye’de, her kesimden insanın girip çıktığı bu imtihan dünyasına, her kesimden insanın kabul edeceği bir isim bulmak o kadar zor muydu? Üstelik  “işi ehline verin”  diye bir Kur’anî emir de var, bilmiyorsanız, söyleyelim.

+++++


Galeri açılışındaki olay
İçki üzerinden medeniyet tartışmalarını anlamıyorum. Ama bir galerinin açılışında içki içildiği ve sokağa inildiği gibi bir olay vuku buldu ve bu bana başka bir şeyi hatırlattı. Başbakanın veya ekibinin  “biz” ve “bunlar” diye ikiye ayırdığı Türkiye’yi! İşte neticede Cumhuriyet tarihinde hiç rastlamadığımız veya pek az rastladığımız böyle bir olayla karşılaştık. Dayak yiyenler “bunlar” idi herhalde.
İşin başka bir cephesi daha olduğu söyleniyor. Bu günlerde kabul edilen benim de geçen yazımda altını çizdiğim Galata Port İhalesi... Dayak atanların biber gazı taşımaları da ilginç bir ayrıntı. O çevreyi Galata Port projesine göre boşaltmaya mı çalışıyorlar, nedir. Çok profesyonelce bir iş!

Yazarın Diğer Yazıları