Özal “efsanesi”

Altemur KILIÇ

Rahmetli Turgut Özal dostumdu. New York’ta Birleşmiş Milletler nezdinde Elçi iken, 1979’da DPT Müsteşarı olarak geldiğinde, oradaki temaslarında, çalışmalarında, yardımcı olmuştum ve sonra da dost olmuştuk! Semra Hanım da eşimle! Başbakanlığında bana yapmış olduğu iyiliklerini inkâr edemem... Liberal eğilimli ekonomist olan Özal’ın belirli bir siyasi görüşü yoktu ama muhafazakârdı. Onu tarikattan, eşi Semra Özal Hanım kurtardı... Şimdi söylemeye mecburum; “Kürt-Terör” konusundaki tasavvurlarını hiç tasvip etmedim ve bunu da kendisine açıkça söyledim. Özal, “Kürt-Terör sorununu çözmek” için, Apo’ya Çandar gibi gönüllü postacıları yollamıştı ve “Federasyon”  tasavvurunu bana harita önünde söyledi... Ben sessiz kalınca da; “Sen galiba taraftar değilsin” diye bu konuyu kapattı!

Ahmet sahnede
Oğlu Ahmet Özal, bunca yıl sonra herhalde iktidarlara kendi iş çıkarları uğruna hoş görünmek ve de “meşhur” olmak adına ortaya çıktı ve babasının ölümü hakkındaki “suikast efsanesini” canlandırdı! Moda ya; bu  “suikastın”  askerler tarafından düzenlendiğini imadan öte, iddia ediyor. “Babamı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Yirmibeşoğlu öldürttü” demişti, şimdi de hızını alamadı; o zaman Cumhurbaşkanı Özal’ın Başyaveri olan, şimdiki Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner’i de suçluyor! Diyor ki;  “Köşk’te daimi bir doktor ve ambulans bulunur. O gün ikisi de yok. Arabayla götürüyorlar babamı. Yolda yarım saat kaybedildi.” Bunun sorumlusu, Ahmet’e göre Başyaver Albay Aslan Güner! Ahmet, onun üzerinden de orduyu suçluyor!
Aslan Güner Paşa bu konuda gereken açıklamayı yaptı... Olanları anlattı fakat Ahmet gene durmadı. Güner Paşayı da suçlamasının kanıtı; babasının ölümünden sonra Aslan Güner Paşayı randevu istemek için defalarca aramış ama cevap alamamış! “Ondan randevu istedim ama hâlâ cevap gelmedi” diyor. Çok nazik bir insan olan ve Özal’a değil suikast düzenlemek, Cumhurbaşkanını canıyla korumaya hazır, onurlu bir Türk subayı olan, Özal’ın güvenini de kazanmış Güner Paşa, bu saçmaya da cevap vermez ama ben söyleyeyim, herhalde Özal sağken de Ahmet’ten ve yaptıklarından bizardı ve şimdi de ona muhatap olmak istememiştir!
Doğruyu söylemek gerekir, ANAP kongresindeki suikast teşebbüsünden sonra, yeni bir teşebbüs şüphesi vardı. Semra Hanımefendi de tetikteydi, eşinin resmi davetlerde yediklerine, içtiklerine dikkat eder, kapağı önünde açılmayan meşrubat içmesine müsaade etmezdi!
Özal’ı kim, neden öldürtmek isteyebilirdi? Türlü yakıştırmalar var. Kürt sorunundaki tutumu, muhafazakârlığı vb. Fakat ordu “parmağına” gelince; buna en kesin cevabı, Özal’dan sonra Cumhurbaşkanı olan Demirel Sözcü gazetesinde Ertuğrul Akbay’a veriyor. Bizzat kendisini görevden uzaklaştıran Türk Ordusu hakkında ve bu gibi iddialar hususunda diyor ki: “Bu iddialar vicdansızlıktır. Asker ülkesinin içini karıştırmaz, kan dökmez. Benim bir tek ordum var. İkincisi yok.”

Konuşsunlar
Bu suikast iddiaları hususunda, Özal’ın Basın Danışmanı Kaya Toperi ve doktoru Cengiz Aslan acaba ne diyorlar? Herhalde daha yakın ve gerçek bilgileri vardır. Dr. Aslan belki, “Hipokrat Yemini” gereği konuşamaz, ama herhalde bir gün konuşmaya mecbur olacak. Ve Özal’ın, vücudunu saran kanser yüzünden, çok az ömrü kaldığını da açıklayacaktır... Fakat en yakın tanık Semra Özal Hanımefendi!
Eşim, o zaman Semra Hanım’ın yakın çevresinde idi. Özal vefat edince, Semra Hanım’a yardım etmek ve onu teselli etmek için Çankaya’ya koşmuştu. Semra hanımın onlara anlattığına göre Özal; koşu bandında egzersiz yaparken, o, yandaki mutfakta omlet yapmak için yumurta dövüyormuş ve birden bir güm sesi duyunca, fırlamış ve söylediğine göre Özal koşu bandından inince yatak odasının kapısında düşmüş ve o zaman ölmüş! Yani hastaneye geç kaldırılması, söz konusu değil!
Geçenlerde yazmıştım; Özal, vefatından önce çıktığı Orta Asya seyahatinde çok yorulmuş, ağır yemeklerden rahatsız olmuştu. Ölümünün bu yorgunluktan ve de zaten vücudunu sarmış olan kanserin de etkisiyle olması çok muhtemel!
Tarihimizde bir “Abdülaziz öldü mü, öldürüldü mü?” muamması vardır. Gazetelere tefrika olmuştu. Anlaşılan şimdi de  “Özal öldü mü, öldürüldü mü” tefrikası başlayacak! Semra Özal, eşinin öldürülmesinden şüphe ediyordu ama şimdi oğlunun orduyu hedef alan suçlamaları hususunda neden konuşmuyor? Bir bakıma son söz onun! Acaba oğlunun yaptıklarını tasvip ediyor mu?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş