Özdağ: "Türkiye'de artık seçim güvenliği yok"

Özdağ: "Türkiye'de artık seçim güvenliği yok"
MHP Genel Başkan adayı Özdağ, Türkiye'de seçim güvenliğinin kalmadığını belirterek "SK'nın sandıklar açıldıktan sonra yapmış olduğu müdahale, Türkiye'de artık seçim güvenliğinin de kalmadığını gösterdi" dedi.

MHP Genel Başkan adayı ve Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ,  Avrupa'nın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan' 'zayıf' olarak gördüğünü belirterek "Batı'da, AB ve ABD'de, gayrimeşru bir referandum sonucunda iktidarı gasp etmiş olarak algılanan Tayyip Erdoğan, güçlü değil zayıf bir Erdoğan'dır" şeklinde konuştu.

Sözcü'den Nil Soysal'a söyleşi veren Özdağ'ın açıklamaları şöyle:

16 Nisan'da yapılan anayasa referandumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?   

16 Nisan referandumu kirli referandumdur çünkü sandığa giren ile çıkan oyların ne olduğu aslında bilinmiyor. YSK'nın sandıklar açıldıktan sonra yapmış olduğu müdahale, Türkiye'de artık seçim güvenliğinin de kalmadığını gösterdi. Acaba gerçekleştirdiğimiz son demokratik ve adil olmasa dahi “dürüst” seçimler 1 Kasım 2015 seçimleri miydi? Türk siyasetinin önümüzdeki en temel sorunlarından birisi bu olacaktır. Kendi halkının yüzde 50'sini düşman olarak gören ve onun tarafından gayrimeşru bir referandum sonucunda iktidarı gasp etmiş olarak algılanan bir Erdoğan güçlü değil, zayıf bir Erdoğan'dır.

Ama anayasal olarak artık gücünün zirvesinde görünüyor…

Anayasal olarak öyle ancak politik ve toplumsal gerçeklik açısından öyle değil. Erdoğan, referandum sürecinde demokratik parlamenter düzeni savunan siyasi ve toplumsal muhalefetin meşruluğunu dahi kabul etmeyen bir dil ile başkanlık sistemine karşı çıkan halka saldırmıştır. Halkın bir bölümünü düşman olarak tanımlamıştır. 17 Nisan sabahı artık karşısında referandumun dürüst olmadığını ve Erdoğan'ın kendilerini düşman olarak gördüğünü düşünen en az yüzde 50'lik bir vatandaş kitlesi vardır.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM) kararından yola çıkarak bakarsak, bu iç politik durumun uluslararası sonuçları olacak mı?

Erdoğan'ın kirli bir referandum ile sonuca ulaşmış olması, onu Batı, ABD ve AB karşısında daha da baskıya açık hale getiriyor. Batı'nın bir süreden bu yana Erdoğan ile ilgili şantaj dosyaları hazırladığı çok açık. Erdoğan'ın elinde halkın yüzde 50'sine baskı yapmak için ne kadar araç olursa olsun aslında çok zayıf bir liderdir. Batı da bu zayıflığı değerlendirmek, kirli referandumun gayrimeşruluğunu bir baskı aracı olarak dosyalar ile birlikte kullanmak için ilk adımları atmaya başladı. AKPM'nin aldığı izleme kararı ilk adım.

Erdoğan'ın yapacağı bir şey var mı?

Erdoğan da zaafının farkında. Mayıs 2017'de çıkacağı yurtdışı gezisinin amacı verilecek tavizler ile ABD ve AB'nin başkanlığını onaylaması ile meşruluk kazanma çabası olacak. Tabii Erdoğan kendisinden her isteneni yapmak istemeyecek. ABD-AB sistemi ile Rusya-İran-Çin sistemlerini birbirlerine karşı kullanarak dengeleme mücadelesi verecek. Ancak öyle sıkışmış ve yalnızlaşmış, öylesine güven kaybına uğramış durumda ki, aslında çok zayıf.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı zayıflaştıran sadece referandum mu?

Erdoğan'ı zayıflatan kirli referandumun yanında ağır ekonomik kriz. Türk ekonomisinin geleceğine inançsızlık hızla yayılıyor. Son bir sene içinde serveti 1 milyon doların üzerinde olan 6 bin kişi Türkiye'den ayrıldı. Yine son bir sene içinde İstanbul'da yıllık geliri 30 milyon doların üzerinde olanların yüzde 22'si Türkiye'yi terk etti. Türkiye'de doğrudan yatırım yapan yabancı şirketler fabrikalarını Türkiye dışına taşıma planları yapıyorlar. Sadece son 1 senede 283 bin esnaf dükkan kapattı. Türk turizmi çöktü. İnşaat sektörü bıçak sırtında yürüyor. İstanbul'da1 milyon metrekare bitmiş ofis alanı boş bekliyor.

Satılık daire sayısı, kiralık daire sayısının 10 katı. Şişmiş bir balon her an patlamaya hazır bekliyor. Kısa vadeli ödememiz gereken borç, 161 milyar dolar. Ortalama aylık, 14 milyar dolar ödememiz var. Cari açık, 35 milyar dolar. Özetle;195 milyar dolara ihtiyacımız var. Sürekli borç artıyor. Krizin aşılması için Merkez Bankası Başkanı “Yapısal Reform” diyor. Yapısal reform artık mümkün değil, çünkü yapısal reformun ön şartı bağımsız yargı. Bağımsız yargının olmadığı yerde yapısal reform olmaz.

Ümit Özdağ, “Cumhurbaşkanı hangi konularda baskı ile karşı karşıya kalabilir” sorusuna şu çarpıcı yanıt ile karşılık verdi:

ABD ve AB'nin Erdoğan'ın önüne koyacağı taviz taleplerini ben şu şekilde görüyorum… Bir; Kıbrıs'ta Yunan-Rum kesimi lehine çözüm istenecek. İki; “Önce Kerkük'ün Barzani tarafından ilhakını kabul et ve Kuzey Irak'ın bağımsız Kürdistan'a dönüşmesini destekle” denilecek. Üç; PKK ile müzakerelerin başlaması teşvik edilecek. Şimdi siz bakmayın Sincar'ın ve Karaçok'un vurulmasına. Sormamız gereken soru; K.Y. Londra'da ne yapıyor? Ve Saray bir HDP İstanbul milletvekiline ne görev verdi?

“Reza Zarrab'ı al, Rakka Operasyonunu ver” diye attığınız tweete de değinelim… 

ABD'nin Erdoğan'ın önüne koyduğu ilk dosya Reza Zarrab dosyası oldu. Washington Erdoğan'a; “Zarrab dosyasını düşürürüm ancak senden de önce PKK ile Rakka'ya yapacağım operasyona kabul ve örtülü destek beklerim. Sonra da Rakka dahil, bütün batı Suriye'nin bir PKK/PYD bölgesi olduğunu kabul edeceksin” diyor. New York Times'ta şöyle deniliyor: “Şubat 2017 sonunda Erdoğan eski New York Belediye Başkanı Rudolph W. Giuliani ve avukat Michael B. Mukasey ile Ankara'da görüşüyor.”

Her ikisi de Reza Zarrab'ın avukatları. Görüşmenin amacı; Suriye'de Amerikan menfaatlerine uygun bir çözüme Türkiye'nin katkı sağlaması. Aslında görüşme tam bir pazarlık. Eğer Erdoğan, Suriye'de Amerikan menfaatlerine uygun bir çözüme yardımcı olur ise ABD, Reza Zarrab'ı serbest bırakacak. Mukasey yaptığı açıklamada; Erdoğan ile görüşmelerinden sonra iki ülkenin diplomatlarının bir anlaşma üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Reza Zarrab davası konusunda ne bekliyorsunuz?

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey de CNN'e yaptığı açıklamada  “IŞİD karşıtı koalisyonun Rakka'yı işgale hazırlandığını, bu işgalde PKK/PYD'nin büyük bir rol oynayacağını söylüyor. Jeffrey, Erdoğan'ın referandum öncesinde ABD'nin PKK/PYD ile birlikte Rakka'yı işgalini kabul etmesinin kendisi için bir politik intihar anlamına gelirken, referandum sonrasında bunun mümkün hale geldiğini ifade ediyor. Jeffrey, Trump yönetiminin referandum sonucunu beklemesinin akıllıca olduğunu söylüyor.

 Yani yeni başkanlık anayasası eşittir ekonomik kriz mi?

Başkanlık beraberinde hukuksuz sistemi getireceği için Türkiye çok daha yüksek maliyetle borç bulacak. Türkiye'ye yatırım yapacak, borç verecek fonların hukuki onay (Legal Opinion) almaları zorlaşacak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 2016'da en fazla tazminat cezası verdiği ülke Türkiye oldu. YSK'nın referandum üzerine düşürdüğü gölgenin AGİT ön raporu ile teyit edilmesi, bağımsız yargı ve hukuk devleti ile ilgili son beklentileri de ortadan kaldırdı. Türkiye artık kumarbaz sermaye veya tefeci sermayenin eline düşecek. Üstelik artık ekonominin geleceğine güven duyulmadığı için borç verenler Türkiye'nin borca karşılık, Varlık Fonu'nda bulunan varlıklarını rehin göstermesini istiyorlar. Nitekim Varlık Fonu'na devredilen Çaykur Katar'a rehin gösterildi. Yani bir yandan kirli referandumun ortaya çıkardığı meşruluk sorunu ve halkının yarısını düşman gören uygulamaları, diğer yandan ekonomik kıskaç Erdoğan'ı baskılara açık hale getiriyor.

 

İlgili Haberler
Özdağ: "Kirli referandum rakamına takılmayalım"Referandum iptal olabilirÜmit Özdağ: Barzani'ye yeni devlet kuruluyorCHP'li Tezcan: YSK tasdiknameyi hak etmiştir
  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş