Öze ihanet: Piçen ve İçen Arığ

Özcan YENİÇERİ

Büyük destanlar, sahiplerine üstün ve asil değerlerin olduğu kadar ihanetlerin de ipuçlarını verirler. Düşmanın yapamadığını çoğu kez kendi içinden çıkan insanların milletine yapabildiğini bu efsaneler söyler.
Bugün ve gelecek için geçmişte yaşananları her yönüyle bilmek gerekir. Geçmiş yalnızca erdem, şeref ve kahramanlıktan ibaret değildir. Aynı zamanda geçmiş; kardeş kavgası, içeriden vurulan, hırsları yüzünden birbirine düş(ürül)en, kişisel iktidar için milletine hıyanet edenlere ilişkin hikâyelerle de ağzına kadar doludur. Bugünün ihanetleri de bu anlamda, dünün ihanetlerinin devamıdır. Kökü binlerce yıl öteye uzanır. 
Bilindiği gibi bazı düşük vasıflı insanlar şahsi menfaati uğruna milletini feda etmek gibi bir alışkanlığa sahiptir. Bu zatların kimlikleri ihanettir. İhaneti ideoloji edinmişlerdir. Sureti haktan görünerek halklarına, felaket yolunu kurtuluş çaresi olarak gösterirler. 
Onlar kendi zaaflarının, beceriksizliklerinin, çıkarcılıklarının hatta ihanetlerinin bedelini milletlerine ödetirler. Yaşarken çoğu kez ihanetlerinin karşılığı olarak şana, şöhrete ve konfora gark olurlar. 
Öze ihanetin sayılmayacak kadar çeşitli biçimleri vardır. Bu yazımıza Hakas Türklerinin destanında yer alan iktidar hırsının ve çapsızlığın neden olduğu bir ihanet türünü konu edineceğiz. 
Hakas Türklerinin destanı olan “Altın Arığ” da ilginç bir hikâye anlatılır: Uçsuz bucaksız toprakları yöneten Alıp Han’ın yaşlanması üzerine halk tahta kimin geçeceğini merak etmektedir. Çünkü halkın başına, herkesten önce kendini düşünen, kişiliksiz bir hakanın gelmesi, memleketin zayıflamasına ve fırsat kollayan düşmanın eline geçmesine sebep olacaktır.
Bu yüzden halk; akıllı, ferasetli ve fedakâr bir hükümdara ihtiyaç olduğunu çok iyi bilmektedir. Alıp Han’ın altı yaşındaki oğlunu yetiştirmekle görevli iki kız kardeş “Piçen Arığ ile İçen Arığ” rahat ve rehavet karşısında vefasız davranmış bu büyük vazifeyi yerine getirmemiştir. 
Destanda olay şöyle anlatılır: Bu dünyaya karşı çok haris olan küçük kız kardeş Piçen Arığ; Alıp Han’ın oğlunu ve onun koruyucusu Altın Arığ’ı da öldürür. Daha sonra yabancı bir hanla evlenip, kendi halkının tüm servetini alıp götürür. 
Öz halkına düşmanının yapmadığı hainliği, mal ve mülk için bizzat Piçen Arığ’ın kendisi yapar. 
Bu olgu, elmanın kurdu içinde ise, elmayı dışarıdan korumanın mümkün olmadığını gösterir. Piçen Arığ’ın davranışı gerçekte bunu simgeler. Sonuçta iş yine halkın kendi içinden çıkardığı evlatlarına düşer. Destanda bu gelişme de şöyle anlatılır: Ülkesinin düşman eline geçmesi ve halkın özgürlüğünün yok olması üzerine Akşın denen bir mağarada Piz Tmzuh ile Altın Arığ, halkın yardımına koşar. İlk olarak altı yaşında ölen Şehzadeyi dualarla diriltirler. Halkın kanını içen ya da içilmesine sebep olan hainleri cezalandırmak suretiyle halkın istiklalini teminat altına alırlar. 
Milletine karşı üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeyen, istismar eden ve hatta kendisine verilen görevi toplum aleyhine kullananlara ilişkin bir çok vakayı tarih kaydetmiştir. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus şudur: Akıllı, ileri görüşlü ve milletin çıkarlarını önceleyen davranışlar halkları büyütür ve güçlendirir. Hırs, iç kavga, entrika ve düşük vasıflı davranışlar ise milletleri küçük düşürür, hatta esir olmasını ve yok olmasını sağlar.
Üzerinde yaşadığı topraklarda üç büyük devlet kuran ve bin yıldan fazladır bağımsız yaşayan bir milletin, kendi çocukları arasında bugün düşmanların sözcülüğünü yapanlar var. Hatta onların değerlerine ve ilkelerine iltica edenler var. Onlar, daha çok kendi milletinin tarihine hakaret eden, kültürünü inkâr eden, kimliğini reddeden entelektüel sıfatlı kimselerdir. Onlar bir nevi Hakas Destanı’ndaki geleneksel Piçen Arığ rolünü oynamaktadır. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş