Öze ihanet: Sultan Galiyev ve Seyit Galiyev

A+A-
Özcan YENİÇERİ

SSCB'nin temelde insanı ideolojiye kurban eden bir rejimi vardı. Komünistlerin "Sovyet İnsanı" yetiştirme projesine karşın insanların dini ve milli mensubiyetlerini kıramadığını meydana gelen olaylar göstermiştir. Sovyet kudret elitlerinin denetimi altında bulunan bütün halklar her konuda önceliği kendi toplumlarına vermişlerdir. Sovyetler Ortodoksluğu diğer dinlere, Slavlığı diğer milliyetlere ve Rusçayı da diğer halkların dillerine her zaman üstün tutmuşlardır. SSCB'de Ruslardan daha fazla Rusçu, Slavlardan daha fazla Slavcı davrananlar da çıkmıştır. Özüne ihanet ederek yabanın nezdinde itibar görmek bazı kimselerde meslek halini almıştır. Bugünün Türkiye'sinde de devlet makamlarının büyük bir kısmı bu tür insanlarla ağzına kadar doludur.
Renad Muhammedi'nin yazdığı "Sırat Köprüsü" adlı kitap bu bakımdan ilginç örneklerle doludur. O, kitabının bir yerinde iki tip insan tavrından bahseder. Bunlardan birisi Sultan Galiyev, diğeri de Seyit Galiyev tavrıdır.
Ortaya konulan tavırlara gerçek değerlerini verebilmek için önce ülkenin siyasi ikliminden söz etmek gerekir. "Genel sekreter ne buyurursa ülkede o olmaktadır. Yaşamak istiyorsan, makamımı, mevkimi koruyayım dersen sükût altındır. Daha kazançlı yolsa, partiye, onu "dünya çapında büyük galibiyet kazanmak üzere idare eden" Genel Sekreter Yoldaş Stalin'e methiyeler okumaktır".

Hukuklular ve hukuksuzlar!
Demirden zalim bir balyoz olan Stalin devrinde yaşamanın tek sırrı yukarıda ifade edilen tavırlara sahip olmaktır. İşte bu devirde idealist ve vatansever bir adam olarak Sultan Galiyev sosyalist bir rejim altında mensup olduğu milletinin hukukunu savunma cesaretini göstermiştir. Yiğitçe Stalin'e, SSCB'de Türk topluluklarının hesaba katılmamasının hesabını sorar: "Niçin SSCB'nin kuruluşu hakkındaki tarihi belgeye sadece dört cumhuriyet imza atmalıdır? Niçin daha ülkemizin doğduğu saatlerde biz, cumhuriyetleri hukuklular hukuksuzlar veya birinci dereceliler, ikinci dereceliler diye ayırıyoruz? Ben bunu yeni kurulan devletin temeline dinamit koymak diye kabul ediyorum. On yılda mı, elli yılda mı, er veya geç muhakkak patlayacaktır bu. Eşitsizliğe dayanan yeni ve mutlu bir hayat kurmak mümkün değil! Anlayamıyorum, Türkistan Sovyet Respublikası, Gürcistan'dan ne bakımdan eksiktir? Fark var elbette, herkes biliyor ki Türkistan nüfusu ve sahası bakımından birkaç kat daha büyüktür. Milletlerarası politika ve ihtilal stratejisi bakımından da Türkistan daha mühim, yani müstakilliğe de daha layık görünmektedir. Kazak, Özbek ve Kırgızların geleceklerini tayin hakkı yok mu?.. Ya Tatar, Başkurt, Çuvaş halklarından bunu sordunuz mu? (Renad MUHAMMEDİ, Sırat Köprüsü, 1993. S.260). Sultan Galiyev, her şeyden önce mensup olduğu milletin hukukuna saygı istiyor. Onu değerli kılan da bu yanıdır. Gerçekte de önemli olanın bir adamın sosyalist, milliyetçi, AB'ci ya da neoliberal olması değil, mensup olduğu ulusun çıkarlarının yanında olup olmamasıdır. Galiyev'in aksi istikametinde tavır ortaya koyanlar ise gerçekte özüne ihanet edenlerdir.

Türk'e karşı bir başka Türk!
Öz halkının çiğnenen hukukunu, içine düştüğü sıkıntılarını ve adım adım sürüklendiği esaretine karşı beynini, kafasını ve nihayet hayatını ortaya koyan bir adama karşı kendi soydaşı olan Seyit Galiyev'in tavrı çok ilginçtir. Sultan Galiyev'e karşı en kahredici tepki Seyit Galiyev'den gelir. Sultan Galiyev'i mahkûm eden komitede onun ölüm karşısında bile Türk soylu topluluklara eşit davranılmadığını söylemesi üzerine Seyit Galiyev şöyle konuşur: "Tataristan Respublikası'nda çalışma tecrübemden bir örnek vereyim. 1920 ve 1921 yıllarında ülkeden yiyecek toplama planını tamamen yerine getirdik biz. Bazı yoldaşlar bunu Tatar köylüsünün yağmalanması ve Moskova'nın tayin ettiği hakiki enternasyonalist temsilcilerin kötülüğü diye anlatmaya çalıştılar. Hâlbuki ülkede yiyecek olmasına rağmen Tatar köylerinin aç kalmasıyla büyük devlet şovenizminin hiçbir alakası yoktu. Bu sadece proleter enternasyolanalizm hadisesinin güzel bir yansıması oldu. Bunu da türlü şekilde karıştırmaya çalıştı Sultan Galiyevci yoldaşlar. Tatar köylüsü açlıktan ölürken Rus köylüsünün tok olmasında devlet suçlu değil ki. Niye mi böyle oldu? Çünkü Tatar'ın tek bildiği umaç (hamur aşı), Rus köylüsü ise balık tuttu, lahana, sebze, mantar yedi. Sen sadece umaç yiyorsun diyerek de Tatar'a çavdarı, buğdayı daha çok bırakmak olmaz ki. Öyle yapsak biz küçük burjuva milliyetçiliğinin seviyesine düşmüş olurduk. Bu iş sebebiyle beni Moskova uşağı kabul ederek 24 saat içinde Tataristan Respublikası'ndan sürüp çıkardılar. İşte nasıl kötülüklere kabiliyeti var bu Sultan Galiyevciliğin" ( Renad Muhammedi, s. 330). Rus'tan çok Rus'u savunan bir Tatar Seyit Galiyev. Tatar halkının yokluk ve yoksulluk içinde kırılıp yok olmasının sebebini lahana, sebze ve mantar yememeye bağlamaktadır (!).
Bu özüne ihaneti meslek edinmişlere özgü bir tavırdır. Halbuki, insanlar hangi rejim, ideoloji ve sistem altında bulunurlarsa bulunsunlar her şeyden önce kendi milletine ya da toplumuna yönelik olarak yaşarlar. Kendisine, ailesine ve toplumuna faydası olmayan bir kişinin başkalarına faydası olacağını düşünmek akla ziyan bir durumdur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları