Özgürlük diz boyu

Selcan TAŞÇI

AKP’ye oy verin tadını çıkarın

TBMM Başkanı Şahin; yanına polisi de alarak köye gitmiş propaganda
yapıyor.
-Yasaktır; TBMM başkanı siyasi propaganda yapamaz, dediğinizi duyuyorum amma o sizinki normal demokrasilerde
geçerlidir; biz şimdi ileri demokrasideyiz.
Vatandaş diyor ki:
-AKP’ye neden oy vereceğimizi açıklayın da öğrenelim?
AKP Meclis Başkanı Mehmet Ali Bey;  cevap  veriyor:
-En büyük yatırımı demokrasiye yaptık?
-Ne yatırımı?
-Sus, ben izin vermeden konuşamazsın.
-Ama!...
-Sus, konuşma! Polis, alın bu adamı?
-Ya demokrasi?...
-Müdür bey alın bu adamı!

***


Gerçekten de demokrasiye 9 yılda muazzam bir yatırım yapıldı.
- Çevik Kuvvet denilen polis özel eğitimden geçirilerek; iktidara karşı çıkan herkesin hiç ödün verilmeden susturulması öğretildi.
- Dünyanın en donanımlı zırhlı araçları polisin emrine sunuldu.
- Zehirli gazlar çeşit çeşit alınarak dağ gibi depolar oluşturuldu.
- Yüz milyonlarca dolarlık gizli ödenek paraları harcanarak, özel dinleme araçları satın alınıp özel yetiştirilen iktidar polisinin emrine
verildi.
- Özel yetiştirilen başka bir polis grubu da muhalefet  milletvekillerinin peşine düşerek onların özel hayatlarını gözlemeye; seslerini de kaydetmeye başladı. Bu sesler ve görüntüler yine özel olarak yaratılan gazetelere aktarılarak muhalefet rezil edilmeye çalışıldı.
- İktidardan siyasetçilerin güvenliği için binlerce polis özel olarak yetiştirildi. Bunlar; sesini çıkartanları anında susturmak, gerektiğinde kolunu bacağını hemen kırmak konusunda uzakdoğu sporları bile öğrendiler.
- Sesini çıkartanlar coplandı, yetmeyince de gazla boğuldu ve düzen ileri düzen yapıldı.
Ve geldik bugüne...
Özgürlük  diz boyu...
Hükümeti istediğiniz kadar övebiliyorsunuz.
Muhalefete istediğiniz gibi söve biliyorsunuz.
Muhalefeti zayıflatmak uğruna kanunu da çiğneyerek istediğiniz gibi dinleme-görüntüleme yapabiliyorsunuz...
Su çok pahalı olsa bile mazot kokan hava bedava...
Daha ne istiyorsunuz...
Verin oyu; tadını çıkartın ileri demokrasinin...
Rıza Zelyut/Güneş

+++

Köşe yazarlarının seçimi

- Hıncal Uluç: Barajı geçsin diye MHP.
- Yılmaz Özdil: Kendisi açıkladı zaten, Cumhuriyet Güçbirliği adayı Tuncay Özkan.
- Nuray Mert: BDP’nin desteklediği bağımsızlar.
- Ece Temelkuran: Sırrı Süreyya Önder vesilesiyle BDP’nin bağımsızları.
- Mehmet Ali Birand: Çaktırmadan, kimseye söylemeden CHP.
- Ahmet Kekeç: Zaman zaman kızsa da AKP.
- Hasan Cemal: Oy pusulasındaki yerini karıştırmazsa bu sefer gizlice CHP.
- Okay Gönensin: Yakup’ta tuttuğu nabız sonucu tereddütsüz AKP.
- Ergun Babahan: Bir dönem daha köşe yazarı olarak kalmak için AKP.
- Bejan Matur: AKP gibi gösterip BDP.
- Melih Aşık: Yeni CHP’den hoşnutsuzluğu yüzünden Cumhuriyet Güçbirliği.
- Yavuz Donat: Baba’dan aldığı icazetle CHP.
- Mustafa Akyol: HAS Parti sempatisine rağmen ’Oylar bölünmesin’diye AKP.
- Ahmet Altan: Boykot.
- Sanem Altan: Babasından ve amcasından gizlice CHP. 
- Emre Aköz: Bir gece önce yemeği ve içkiyi fazla kaçırmayıp seçim sabahı uyanabilirse AKP.
- Yazgülü Aldoğan: Gönlü Cumhuriyet Güçbirliği adaylarında olsa da ’Oylar bölünmesin’diye CHP.
- Reha Muhtar: Profesör babası MHP diye ikna etmeye çalışsa da CHP.
Oray Eğin/Akşam

+++

Evren’i yargılayacaksan “Vatana ihanet”le suçla

12 Eylül referandumu öncesinde Cemil Çiçek ve arkadaşları o sırada DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’u ziyaret ediyor.
Ziyaret sırasında Cindoruk, Cemil Çiçek’e önemli bir uyarıda
bulunuyor:
 “12 Eylül cuntasıyla hesaplaşmak, onları yargılamak için geçici 15. maddeyi kaldırıyorsunuz, iyi güzel, ama yetmez. Onların yargılanması için geçici 2. maddenin de kaldırılması gerekir”.
Anayasanın geçici 2. maddesi, 12 Eylül darbesini yapanlara dokunulmazlık tanıyor. Cindoruk bir adım daha atıyor:
 “Onları yargılamak için, aslında geçici maddelerin tamamının kaldırılması gerek.”
(...) Bu Anayasanın ilgili maddeleri dururken, Evren’i yargılamak mümkün değil.

***


Tek bir koşulda mümkün.
Evren’i vatana ihanetle
suçlamakla.
Bunun da, hukuki dayanağı olacak. O hukuki dayanak Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Milletvekillerinin üçte biri, Evren’i vatana ihanetle, suçlayan gerekçeli bir önerge verecek. O önerge Meclis’te beşte üç çoğunlukla kabul edilecek.
Ancak, ondan sonra 12 Eylül darbecilerine dava açmak mümkün. Ancak, ondan sonra onların Yüce Divan’da yargılanmaları mümkün.
İfadeye çağrıldı, çağrılmadı, ifade verecek, vermeyecek, şu anda işin siyasi magazin kısmı ile uğraşıyoruz.
(...) 12 Eylül’de hukuku ayaklar altına alanlara, kendi hukuklarını uygulayanlara, asanlara, kesenlere,  kimsenin ağzını açmasının sözü bile edilemeyen günlerde esenlere, savuranlara, günün birinde onlara da evrensel hukuk lazım oluyor. İbretlik bir durum.
Yalçın Doğan/Hürriyet

+++

“Ölen bir tanesi” her şeyden önce bir insandı

Elbette o meydanda siyasi bir gösteri için toplananların polisi ve sonra da AKP konvoyunu taş yağmuruna tutmalarını da onaylıyor değilim.
Ama olayı tetikleyen mesele, polisin bu seçim döneminde Türkiye’nin hemen her yerinde gördüğümüz tutumu oldu, bunu gözden kaçırmamak gerek.
Olaylarda hayatını kaybeden vatandaşımızın polis kameralarına yansıyan görüntüleri de bir polise karşı bir eyleme girişen bir kişiden daha çok, olayları yatıştırmak isteyen bir insan görüntüsü çiziyor.
Bir yandan biber gazının etkisi, diğer yandan olayın heyecanı belli ki emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun hayatına mal olmuş.
Başbakan Erdoğan’ın ölen bir vatandaşın ardından “Bir tanesinin kalp krizi neticesinde öldüğü söyleniyor” diye konuşması da yakışık alacak bir durum değil.
“Bir tane” dediğiniz bir insandır, ölüm karşısında en azından saygıyı hak eden bir insan.
Mehmet Y. Yılmaz/Hürriyet

+++

Demokrasinin cenaze namazı

Referanduma giderken Başbakan iş adamlarını “bitaraf olan bertaraf olur” diye uyarmıştı. Peki tarafsız kalmak tehlikeli de taraf tutmak güvenli mi?
Onun cevabını da seçime dokuz gün kala TRT Haber’de soruları cevaplarken verdi.
Şunu biliyoruz artık:
İş adamı güvenliğini ancak iktidardan yana taraf olduğu takdirde garantide sayabilir.Gerisi, yani “yanlış taraf” ta durmak tarafsızlıktan da beter riskler taşır!
Tanınmış iş adamı İnan Kıraç’ın “CHP birinci parti olacak. Bu konuda bahse bile girerim” dediği medyada yer almıştı.
Hatırlatılınca TRT’deki söyleşide Başbakan şu şaşırtıcı cevabı verdi:
 “Ben doğrusu İnan Kıraç’ı bu işlerin içinde görmek istemem. Bu işlere bulaştığını duymak da istemem. Bu beni ciddi anlamda rahatsız eder ve yakıştıramam da. Ama hakikaten yazılanlar doğruysa, bu tabii geleceğe yönelik herhalde kendisi de bazı riskleri üstlenmiş demektir.”
Anadolu’da insanlar böyle nahoş sürprizlerle karşılaştıkları zaman “Buyurun cenaze namazına” diye tepki gösterirler.
Bu da demokrasinin cenaze namazı gibi!..
Güngör Mengi/Vatan

+++

Muhalif tahmin bile riskli

İşadamı İnan Kıraç “Bence seçimde CHP, AKP’yi geride
bırakacak” demiş... Bu sözler TRT 1’deki söyleşide aktarılınca
Başbakan şöyle diyor:
 “Bu yazılanlar doğruysa geleceğe yönelik kendisi de bazı riskleri üstlenmiş demektir. Bir işadamının böyle bir şeyin içine girmesi kendisi açısından ciddi bir risktir...”
İnan Kıraç seçimi AKP alacak deseydi risk almayacaktı.
Tersini söyleyince riske girdi.
İleri demokraside muhalif söz ne kelime...
Muhalif tahmin bile riskli... 
Melih Aşık/Milliyet

+++

Biri Erdoğan’a siyasi tarih dersi versin

ABD’de Richard Nixon’u başkanlıktan istifaya zorlayan Watergate skandalı, hükümetin
istihbarat örgütünün rakip parti üyelerini dinlemesinin ortaya çıkmasıyla patlamıştı

Başbakan daha önce yasadışı kayıtların internet ortamında yayılması konusunu -seçim konuşmalarında içerik bakımından kullanmış olsa da- yöntem olara siyasi ahlaksızlık olarak nitelemiş ve ne kendisi, ne AK Parti’nin bu konularla ilgisi bulunduğunu söylemişti.
Diyarbakır’daki sözleri şöyleydi: “Kasette bir BDP’li, ’Elazığ’da biz güçlü değiliz, dolayısıyla MHP’yi destekleyelim’diye konuşuyor. Bugün yarın yayımlanır.”
Bunu televizyondan izlerken bir an dondum kaldım. Başbakan, bir başka siyasi patinin iki üyesi arasındaki konuşmadan yapılan kayıttan haber veriyor ve bunun çok yakında internetten yayımlanacağını söylüyordu.
Nitekim aradan birkaç saat geçmeden o kayır yayımlandı. Muhtemelen yasadışı bir ortam dinlemesiydi, o izlenimi veriyordu. Peki Başbakan o kaydı nereden biliyordu? Hükümetin istihbarat örgütlerinden mi öğrenmişti? Öyle bir şey varsa, yayımlanması neden engellenmemişti? Gerçi yayımlandıktan sonra uzun saatler boyunca yayından kaldırılmadı da.
Bir soru daha: Başbakan kendisine verilen bu bilgiyi, seçim konuşması heyecanıyla ağzından kaçırmadıysa, ne amaçla kullanmıştı?
Amaç BDP’yi teşhir etmek ve BDP’li seçmenin oyunu AK Partiye çekmekse, bunun olmayacağını tahmin etmeli. Bu tür manevraların BDP seçmenini daha da kemikleştireceği belli. Yok, AK Parti seçmenini BDP’ye kaymaktan alıkoymayı amaçlıyorsa, orada -sonuçları bakımından riskli olsa da kendi içinde bir mantık bulunabilir. Ya da MHP’nin yüzde 10 baracının altında kalması umuluyordur.
Onun dışındaki ihtimal, muhalefete karşı psikolojik sindirme harekatıyla açıklanabilir çünkü.
ABD’de Richard Nixon’u başkanlıktan istifaya zorlayan Watergate skandalı, hükümetin istihbarat örgütünün rakip parti üyelerini dinlemesinin ortaya çıkmasıyla patlamıştı.
Türkiye’de bir tek ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı ’Korku imparatorluğu’peşinde koşmakla suçluyor. Onun dışında asayiş
berkemal. 
Murat Yetkin/Radikal

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş