Özürlü ben miyim, bana engel olanlar mı!

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Askere alınmadı, iş bulamadı, türlü hastalıkla savaşıyor...
Bir şehit oğlunun isyanı

Aslında herşey askerden çürüğe ayrılmamla başlamıştı.
Çocuktum. Çevremde pek çok kişi, “Seni askere bile almazlar” derdi alaycı küçük gören tavırla. Öyle canımı yakardı ki...
Epilepsim, işitme kaybım ve düz tabanlığım dışında görünen birşeyim yoktu. Elim ayağım tutuyordu. Hatta “seni askere bile almazlar” lafı o kadar ağırıma giderdi ki “Askere almazlar ise intihar ederim” derdim. Asker veya polis olmayı o kadar çok isterdim ki...
Büyüyünce ve boyunuzun her uzamasında biraz daha kirlendikçe bazı şeylerin sandığımızdan farklı olduğunu görürsünüz ya...
Koşamıyordum. Ne epilepsim, ne işitme kaybım sorun değildi. Çok iyi nişan alırdım. Polis çocuğu idim. Babam zaten hiçbir evladının polis olmasını istememişti. Kendi yaşadıklarından ötürü. Atış poligonuna gittiğinde rahmetli babam bizi de götürürdü. Çoğu polisi geçerdim nişan almada. Zaten babamı da 2006 da şehit verdik...
20 yaşıma gelince askere alınma işlemleri için Kasımpaşa Deniz Hastanesinde kuyrukta beklerken ne fırtınalar düşünceler aldı beni... Sağlamım desem acemi birliğinde sorun yaşamaya başlayacaktım.
Koşamıyordum. Düz tabanım ya sorun bu... Ne epilepsi, ne işitme kaybım engeldi bana...
Düz tabanlıktan dolayı askerden muaf tutuldum. Toplumun iğrenç deyimi ile çürüğe çıktım.

***

1998’de önlisans biter bitmez çalışmaya başladım, babamın 30 senelik arkadaşının yanında. Asgari ücretten az maaş, öğlen yemeğim yok, yol masrrafım yok, bedavadan adam çalıştırmayı, kazığı ilk burada gördüm. Üstelik dört yıllık çalışma süresinde topu topu sadece 2 yıl sigortam yatmıştı.

***

Binbir ahla kovuldum. Tabi tazminatsız...
İş aramaya başladım. Askerlikten muaf olmam büyük sorun teşkil ediyordu.
Bir gün babam bana “İŞKUR’a git, özürlüyüm de. Rapor alır özürlü olarak çalışırsın” dedi. Dediklerini yaptım özürlü olarak görüşmelere gitmeye başladım.
İŞKUR’a kayıtlı olarak görüşmelere gidiyordum ama bu sefer de İŞKUR’a “bilgisayarda veri girecek özürlü eleman yolla” diyen şirket bana çay yapma, temizlik gibi işler öneriyordu. Bu işleri yapanlar alınmasınlar. Mesele çaycılık temizlik yapmak değil.
Bir işe girdim sonunda. Fatura kesiyorduk. Taşeron iş yapan şirketin sözleşmesi bitince işsiz kaldık...
4 ay geçti. Bir bankaya özürlü kadrosundan işe girdim. Fıtık şikayetlerim ilk burada başladı. Sağlam personel bilgisayar başında oturdu veri girdi. Biz özürlü çalışanlar koli taşıdı...
(...)
Şu an ne terfi etme hakkım var, ne de adam akıllı prim hakkım.
Karşımda dışarı bakan camda da afiş var “engel olma” diyor!
Bunu astıranlar engel oysa...
Bu arada açık öğretim iktisadı bitirdim. Nisan ayında “Özürlü Memur Seçme Sınavı” yapıldı. Tercih listeleri açıklanınca pek çok özürlü gibi benim de dünyam hayallerim yıkıldı.
7000 özürlü kadrosunun 2000 tanesi Diyanet’e aitti. 2100 özürlü lisans mezunu kadrosunun da 900 küsuru İlahiyat kadrosu...
(...)
“Biz Kınalı Bacaksızlar” diye kitap vardır. Yazarı da konusu da gaziler. Güneydoğu da askerliğini yaparken mayına basıp bir kolunu ve bacağını yitiren gazi, devletin işine yerleşir devlet kurumunda. Bu gaziden, çalıştığı yer, koli taşımasını filan beklemektedir.
Gazisine bu terbiyesizliği yapanlar bize neler yapmazlar ki?
Bu arada işitme kaybım, düz tabanlığım ve epilepsimin yanına hipertansiyon, hipoglisemi hastalıklarım ve büsbütün kaymış, her diskinde disk hermisi yani fıtığı olan biriyim.
Artık şahsıma, önüne kemik atılan zavallı aç köpek muamelesi yapılmasından, “iş verdik ya daha ne istiyorsun” tavırlarından, bırakın 2.-3. sınıfı, insan yerine konulmamamızdan iğreniyorum.
Duygu sömürüsü konusu yapılmamdan nefret ediyorum. Biz mi özürlüyüz; önümüzde engel olan “sağlamım” diye ortalarda gezenler mi!  
Bir Özürlü Vatandaş

 

+++

 

Şaşılacak bir öngörü!..
İzmir’den emekli Jeofizik Mühendisi Erdoğan Bozkurt, Barbaros Baykara’nın 1975 basımlı  “Tunceli 1938”  kitabından bir bölüm göndermiş. Kitapta  şöyle bir konuşma geçiyor Yarbay Kemal ile Üsteğmen Sıtkı arasında:
“Yarbay Kemal- “Belki emekli olup birer köşeye çekileceğiz. Buradan gidenler (Dersim isyanı ile batıya göçettirilen yöre insanı) tekrar yeni Tunceli’ye dönecekler.
Dedeler,  babalar, okumaya başlamış olan çocuklarına, olayları  psikolojik nedenlerle abartarak  ters yönde anlatacaklar.
Ve körpe dimağlar kinlendirilecektir.
Ve belki de senin izbe bir mağarada doğumuna tanık olduğun yavru da okuyacak, fakat annesi ona babasını senin öldürdüğünü söyleyecek.Yarının delikanlısı yavru sana kinlenecek. Ve bir noktaya gelinecek ki  sorumsuz ve çıkarcı politikacılar bu insanların sırtından ikbale yükselmek için bu duygularını alabildiğine sömürecektir.
Eylemlerimiz saptırılarak kulaklara fısıldanacak ve bizleri rezil etmek için hain bir kampanya açılacaktır. Ve belki de yok ettiğimiz eşkıyalar, kaçakçılar, feodal düzenin kalıntıları için “vatandaş” denecek, bazılarımız emekli kahvesinden alınarak mahkemeye çıkarılmaya dolayısıyla ödün verilmeye gayret edilecektir.
(syf. 127-128)”
Soruyor Bozkurt:
“Neredeyse 40 sene önce  yazarın romanında yaptığı bu öngörü  şaşılacak şey değil mi?”

 

+++

 

Bunca bağırtının nedeni
ABD Irak’a ilk saldırdığında kuzeyde Kürdistan’ı kurmayı planlamıştı.
Orayı  korumak için Çekiç Güç’ü kurdular. Barzani ve Talabani kollandı.
Onların otoritesi güçlendirildi, yerleştirildi.
İkinci aşamada ise resmen kuzeyde Kürt Devleti’nin inşaası tamamlandı.
Bu arada PKK, silah, eğitim, finansman ve istihbarat ABD tarafından verildi.
Türkiye içindeki uzantıları ile imhası önlendi.
(...) 
Bunlar bitmek üzere olan PKK’yı canlandırdılar.
Doğu illerimizdeki halk korkutuldu, PKK’lı olmasa bile korkusundan PKK’lı gibi davranıyor. Aşağı yukarı her şey tamam.
Bunlar olurken ne hikmetse hemen dibimizdeki Suriye’yi karıştırdılar.
Buradaki Kürtler bir çatı altında birleştirildi.
İleriki günlerde aynı şeyi Türkiye, Suriye ve Kuzey Irak’takiler için yapacaklar.
AKP hükümeti bu işi yapmakla meşgul.
Bu kadar bağırtı bundandır.
Hakkı Çakan

 

+++

 

Terörist kadar
değerimiz yok
Teröristler silah bırakırsa sorun kalmayacağını söylüyorlar.
Diyelim bıraktı ve dağda kalmaya devam ediyor. Asker onları tehdit olarak görmeyecek mi? Görmeyecekse asker beni neden tehdit olarak görüyor.
Şöyle ki; herhangi bir askeriyenin önünde duramıyorum. Asker beni tehdit olarak görüyor ve uyarıyor. Ama ne hikmetse, dağdakini tehdit olarak görmeyecek. Terörist kadar değerimiz yok demek ki!
Tolga Unutmaz

 

+++

 

Liseliler yeni
Orta Öğretim Başarı
Puanı uygulamasından
şikayetçi

Başarımıza
zekâmıza
hakaret
Bilindiği üzere bir ülkede her öğrenci aynı seviyede olmadığı gibi her lise de aynı seviyede değildir. Bir lisede yapılan sınavlar, verilen sözlüler ve kanaat notları o lisenin öğrenci seviyesine uygun olarak belirlenir. Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı, (AOBP) okul başarı puanları katkısının bu seviye farkından dolayı oluşacak adaletsizliklere karşı bir nebze telafi niteliği taşıyan bir formüldü.
Fakat bu formül hiçbir mantıklı açıklama olmaksızın LYS sınavına haftalar kala kaldırıldı ve yerine tüm okulları bir kabul eden Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) getirildi.
Şahsen ben İstanbul Lisesi 2012 mezunlarındanım ve dolayısıyla bu yıl YGS & LYS sınavlarına ilk kez giren yüzbinlerden sadece biriyim.
Yukarıda bahsettiğim değişikliğin ben ve okulumdaki diğer arkadaşlar için etkisi şöyle oluyor:
İstanbul Lisesi’ne SBS sınavında Türkiye’de 793. olarak girmiştim. Bu okulu kazanabilmek için de diğer arkadaşlarım gibi çok çalışmıştım.
Okulumuzda  bilindiği üzere biz fen, matematik ve yabancı dil derslerini Alman öğretmenler tarafından Almanca ve Alman müfredatına göre işliyoruz. Yani hazırlık senesinden itibaren tabi tutulduğumuz sınavlar zaten her okuldaki sınavlarla bir tutulamaz, ve ben dönem sıralamamda ortalardayım ve diploma puanım 80,2 civarında. (Duyduğum kadarıyla birçok lisede dönem ortalarında olan öğrenciler 90 civarında diploma puanına sahipler.)
Ayrıca okulumuzdaki müfredat diğer okullardaki müfredattan da tamamen farklı olduğu için (Alman müfredatına göre gidiyoruz), YGS&LYS sınavlarına hazırlanırken tek kaynağımız dershaneler. Yani Alman Üniversite Giriş Sınavı niteliğinde olan ABITUR’a da hazırlandığımız için 2 farklı lise müfredatını bir arada götürmeye çalışıyoruz.
Fen liselerinde okuyan arkadaşlarım; onların okullarında tabi tutuldukları sınavlar arasında olimpiyat sorularından derlenmiş sınavlar bulunmakta.
Demek istediğim şudur ki, İstanbul Lisesi, Galatasaray Lisesi, Kabataş Lisesi, Atatürk Fen Lisesi, İzmir Fen Lisesi, Ankara Fen Lisesi gibi Türkiye’nin gözde okullarına girebilmek için öğrenciler daha küçük yaşlarda çok çalışmaktadırlar ve çok büyük fedakarlıklar yapmaktadırlar. Zira bu okullara yurdun dört bir yanından öğrenciler de gelmektedir ve daha küçük yaşlarda ailelerinden uzakta yatılı kalmaktadırlar. Ayrıca bu okullarda standartlar yüksek olduğu gibi notlar konusunda da çok titiz davranılmaktadır.
YÖK’ün bu kararı, bu şartlar altında alınmış bir 80’i, herhangi bir lisede alınmış 80 ile eşit koşmaktadır!!
YGS&LYS sınavlarında bizden daha az puan alıp da, okulları daha kolay olduğu için bizi geçecek olan binlerce öğrencinin olacağını kabullenemiyoruz!
Özetle, ülkenin en başarılı liseleri ve öğrencileri mağdur edildi.
Emeğe, başarıya, zekaya hakaret olan bu uygulamadan vazgeçilmesini istiyoruz.   
Ahmet Emin


 

Öcalan AKP’lilerin
evlerinde ağırlansın
Çok istiyorlarsa AKP’li bakanlar ve milletvekilleri apo için ev hapsini, o zaman kendi evlerine alsınlar...
Çocukları “Baba bu amca terörist değil miydi, çoluk çocuk dinlemeden katliam yapmadı mı” dediklerinde, “Çocuğum bakmayın siz bu amca hakkında çıkan haberlere, onlar asparagas, aslında amcanız çocukları çok sever, çok yufka bir yüreği var” desinler..
Ali Fırat

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş