Papandreu İstanbul'da

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Yunanistan’da lider değişikliği, Kıbrıs Rum tarafındaki lider değişikliğine benzer. Kıbrıs konusunda esas siyaset değişmez, yöntem ve taktikler değişir. Göreceğiz: Papandreu’nun gelişi Türkiye üzerinde devam eden AB baskısını hafifletmeyecek; belki taktik icabı zamana yayacak. Rum-Yunan ikilisinin, zaman zaman “Türkiye’nin AB üyesi olmasından yanayız ancak mükellefiyetlerini yerine getirsin”  siyaseti devam edecek. Lord Hannay’nin de dediği gibi AB’nin Türkiye’ye üyelik konusunda yeşil ışık yakmağa devam etmesi Kıbrıs meselesinin halli için şarttır ve en hafif bir ışık devam ettiği sürece de Kıbrıs meselesini halletmek şansı devam edecektir. Niye? Çünkü AB’nin “mükellefiyetlerini yerine getir” baskısı altında Türkiye’nin Rum idaresini meşru hükümet olarak tanıma ihtimali de devam edecektir. Diğer bir deyişle Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğine aday olmasını Türkiye’nin iyiliği için değil, Türk-Yunan meselelerini üyelik süreci içinde lehlerine halletmek şansını yakalamak için istemektedir.
Papandreu İstanbul’a gelir gelmez, kendi kendini Konstantinopolis’in Ekümeni olarak gören ve yabancılar tarafından (başta Yunanistan) Ekümenmiş gibi muamele gören Papazı ziyaret etmiş. Papandreu, herhalde bu önceliği “Konstantinopolis’in Ekümeni” iddiasında olan Papaz efendiye verirken Türkiye’nin protokolünü çiğnemiş değildir. 
Papandreu: (1) Kıbrıs konusunda çözüm bulmamız gerekir dedi. O halde soruyoruz: Kıbrıs konusu Sn. Papandreu’ya göre nedir ki? Rumların iddia ettikleri gibi 1974’de başlayan bir işgalden mi kaynaklanmaktadır? Papandreu, Hristofyas’a 1963’den 1974’e kadar yaptıklarımızla siz de biz de suçluyuz diyecek mi? Yunanistan’ın, muhterem pederinin zamanında, garantörlüğü ve bunun nedenlerini unutarak Kıbrıs’a gizlice asker göndermekle meseleyi halledilmez hale getirdiklerini hatırlayarak “doğru yola geliniz; 1963-74’de yaptıklarınızın tazminatını tespit edelim” diyecek mi? Hristofyas’a Kıbrıs’ın tümünün Cumhurbaşkanı olmadığını, karşısında eski Türk ortağın kurduğu bir devletin var olduğunu hatırlatacak mı? “AB üyeliğinizi desteklemekle hata yaptık”  diyecek mi?
(2) “Kıbrıs’ı bağımlılıklardan; AB’de yeri olmayan bölünme ve duvarlardan kurtarmamız gerekiyor”  diyen Papandreu’nun istediği de tek devlet, tek halk, tek egemenlik üzerine bina edilmiş tek bir AB devlet! Garantiler yok, Türk askeri yok, yani 1960 Antlaşmaları ile ortaklığı yıkmasınlar diye kabul edilmiş olan ne varsa ortadan kalkacak, çünkü ortaklık isteyen yok. Sn. Erdoğan ortaklıktan bahsetti diye Rumlar AB makamlarına şikâyet edebiliyorlar.
(3)  “İkili ilişkilerimizde sınırlara ve toprak bütünlüğüne saygı duymamız gerekiyor.”  Güzel de, Sn. Papandreu 1960’da Uluslararası Antlaşmalarla meydana gelmiş olan Kıbrıs Ortaklık Devletinin sınırlarını Yunanistan’la birleştirmek eyleminden kaynaklanan şimdiki sınırları ve tarafların toprak bütünlüğünü tanıyacak mı? Yoksa bu “güzel ve insani” (!) daveti ortaklığı, egemen eşitliği, 1960 sınırlamalarını kabul etmeyen Rum tarafının “meşru hükümet” adı altında (ve yıktıkları 1960 devleti varmış gibi davranarak) sahip çıkmaya çalıştığı “Kıbrıs’ın” sınırlarını ve toprak bütünlüğünü tanımamız çağrısını mı yapıyor?
Şimdi Sn. Papandreu’ya soruyoruz: Talat-Hristofyas 1960’dan daha da karmaşık bir sistem peşinde koşmaktadırlar. 2-3 yıl sonra Rum tarafı bunu da yıkmağa kalkıştığında siz bir Türk-Yunan savaşına kadar yol açabilecek olan böyle bir anlaşmayı mı tercih edeceksiniz, yoksa Çek-Slovak usulü iki devletli, 1960’ın iç ve dış dengelerini koruyan, eşit egemenliğe dayalı bir anlaşmayı mı? Rum tarafında çoğu insan yeniden birleşmek, bütünleşmek istemiyor. Türk tarafında da öyle. İki milletten tek millet yaratmak eksersizinin çıkar yol olmadığını 45 yıllık tecrübe kanıtlamadı mı Sn. Papandreu? Hâlâ Megali İdea, hâlâ Akritas Planı, hâlâ Kıbrıs Meselesi 1974’de başlayan işgalden kaynaklanmaktadır oyununa devam mı? Hem de “azami samimiyetle ve iyi niyetle” (!) Türkiye’yi işgalden vazgeçmeye çağırarak?

Yazarın Diğer Yazıları