Paralel devletse bunun soruşturması nerede? (Diye sormuştum ki...)

Ahmet B. ERCİLASUN

Başbakan bir süreden beri devlet içinde bir paralel yapılanma olduğunu söyleyip duruyor ve bu yapılanmaya karşı birçok suçlamalarda bulunuyor. Sadece 28.01.2014 tarihli grup konuşmasından konuyla ilgili bazı bölümlere göz atmak suçlamaların mahiyetini anlamaya yeter.
“Hizmet teşekkülü iddiasındaki hareketlerin işi gücü bırakarak âdeta bir siyasi parti gibi davranmaları, birtakım şantajlarla, birtakım çirkin görüntü ve ses kayıtlarıyla anılmaları asla kabullenilemez... 17 Aralık darbe girişimi... Bu örgüt maalesef gitmiş, uluslar arası çevrelerin, Türkiye düşmanlarının, büyük Türkiye hasımlarının maşası olmayı tercih etmiştir... 17 Aralık’ta millî iradeye yargıdaki fanatikleriyle saldırı düzenleyenler, millî iradeyi gasp etmeye çalışanlar yolsuzluğun izini süremezler.” 
Demek ki Başbakan Erdoğan’a göre uluslar arası çevrelerin, Türkiye düşmanlarının maşası olan bir örgüt var. Kendisini “hizmet teşekkülü” olarak ifade eden örgüt, çirkin görüntü ve ses kayıtlarıyla şantaj yapıyor; 17 Aralık’ta bir “darbe girişimi”nde bulunarak “millî iradeye yargıdaki fanatikleriyle saldırı düzenliyor.” 
Başbakan bunlara benzer iddiaları bir aydır dile getiriyor. Peki, bu kadar önemli suçların faili olan, darbe teşebbüsünde bulunan, şantaj yapan, devlet içinde paralel bir yapı oluşturan örgüt mensuplarının soruşturulması, kovuşturulması, göz altına alınması, tutuklanması ve yargılanması gerekmez mi? Bir ayı aşkın zamandan beri bu konuda herhangi bir soruşturma, kovuşturma, göz altı filan görmedik. Başbakan mı doğruları söylemiyor; yoksa emniyet ve yargı mı onun söylediklerini ciddiye almıyor. Öyle ya, bu iddiaları ileri süren rastgele bir insan değil, hükümetin başı. Emniyetin ve savcılıkların harekete geçip Başbakan’ı en önemli tanık olarak dinlemesi, sunacağı bilgi ve belgeleri değerlendirip hemen kovuşturmaya başlaması gerekmiyor mu? Oysa yapılan iş, bu iddialara muhatap olduğu düşünülen emniyetçilerle savcıların yerlerini değiştirmekten ibarettir. Yerleri değiştirilen emniyet mensupları ve savcıların söz konusu örgütle bağlantıları yoksa neden görevlerinden alınıyorlar? Örgütün “fanatikleri” olarak  “millî iradeye saldırı” düzenlemişlerse haklarında niçin takibat yapılmıyor? 
Her gün Başbakan’ı ve bu konudaki suçlamalarını dinliyoruz. Fakat bu soruları soran yok. Veya soruluyor da basın yayın organları bunları yansıtmıyor. Her hâlükârda toplumun içinde yaşadığı tuhaf bir durum var. Şöyle özetleyebiliriz: Yargı denen kurum tatile girmiş. 
Bir yanda yolsuzluk ve rüşvet olayları var; bu konuda soruşturmalar, kovuşturmalar, göz altı ve tutuklamalar var; bir yanda da bunları yürüten emniyet mensupları ile savcıların görevden alınmaları var. Bu durumda yargı nasıl çalışabilir? Yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla ilgili adli prosedür güvenli bir şekilde nasıl yürüyebilir?
Paralel yapının kovuşturulmaması ise bundan daha garip. Sanki ortada sadece boş bir iddia var. O zaman niçin Başbakan tarafından her gün dile getiriliyor? Evet, bu tuhaf durumu açıklayacak tek bir sebep olabilir. Bazı muhalif siyasetçilerle yazarların da sık sık ileri sürdüğü sebep: Paralel devlet iddiaları, yolsuzluk ve rüşvet skandalının üstünü örtmek için ortaya çıkarılmıştır. Eğer muhalefetin ileri sürdüğü bu sebep doğru değilse yargının harekete geçmesi gerekmez mi? Başbakan’ın ilgili cumhuriyet savcılıklarına bizzat gidip elindeki bilgi ve belgeleri sunması gerekmez mi? Yoksa yargıyı kendilerine göre düzenledikten sonra mı soruşturmalar başlayacak? 
Gazetenin yazı işlerine Perşembe akşamı gönderdiğim yazıyı bu soruyla bitirmiştim. Cuma akşamı televizyonlar soruşturmaların başladığını haber verdi. Demek ki yargı yeteri kadar düzenlenmiş. Şimdi seyreyleyin cadı kazanını ve karşı hamleleri...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş