Pardon mumu unutmuşlar

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

İktidarın, bir ‘Hepinizi biat imparatorluğuna bekleriz’ diye kırmızı dipli mum göndermediği kaldı; yine de hala şaşırıyorlar: Bu nasıl demokrasi! Aylardır ‘Ezmeye, ezmeye ezmeye geldik’ nidalarını da mı duymadınız?
Geleneksel “Yaban” hikayesi...
En son Fatih Altaylı’nın bahçesine girdi “işgalci”ler...
Anladı:
“Kürt deyince bir şey olmuyor, Türk deyince ırkçı oluyor...
Sizin istediğinizi  konuşunca demokrasi, beğenmezseniz değil...”
Ve patlama anı:
“Size bile tahammül edebildiğime göre...”
Etmeyecektiniz işte...
Tecavüzcüye tahammül etmek değildir çünkü demokrasi!
Kahraman ’hayır’cılar için de geçerli aynısı, cevval muhalefet için de...
Sarıyayla Karakolu’nun üç yüz metre ilerisindeki evde oturanlar gibiydiler...
Takır... takır... takır... takır....
Taranırken yegane güvenceleri olan ’son kale’; duymazdan geldiler.
Tıpkı o evde yaşayanlar gibi; o son kale düştüğünde başlarına gelebileceklerini hesap etmediler. Riyakarca ortak oldular “cinayet”e.
Tıpkı o evde yaşayan ve bir geceliğine, o askerlerin;
Kızları mağaralarda tecavüze uğramasın...
Oğulları dağlarda canavarlaştırılmasın...
Koyunları, kuzuları talan edilmesin...
Ocakları tütsün diye öldüğünü unutan, kimbilir belki yorganı kafalarına çekip fosur fosur uyuyanlar ve sabah yeni bir güne vicdan azabının zerresini hissetmeden başlayanlar gibi, kimi sağıra yattı, kimi sözde halkın tercihine saygı gösterip  “milli irade”ye payandalık etti, madde madde altımız oyulurken “aaa uyuya kaldı” Meclis sıralarında kimi; ertesi sabah gazetelerden öğrendi “geçirdiği” maddeyi!
Onlardan bazısı “Ergenekoncu köstebek” şimdi...
Bazısı “Öcalan’la koalisyon ortağı”...
“PKK’cı” ...
“Hain”...
“Kendi düşen ağlamaz” diyebilir miyiz
derseniz;
Bence diyemeyiz.
Düşene el verip ayağa kaldırmazsak, ayağımız ilk takıldığında düşeceğimiz yer onların düştüğü yerden farklı olmayacak;
Karanlık!
Madem bu bir “Yaban” hikayesi;
Bırakın artık şaşırmayı; hiçbir şey birden bire olmadı ki, bir tek kırmızı dipli mum yollamadı ağalar!
Şimdi her aklı selime düşen Ahmet Celal olmak değil mi?
Bugün resmen yandaş olmayan medyadaki hemen her köşe yazarının eleştirdiği, ’milletvekillerinin özgür iradesini gaspa kalkışan iktidar’ kadar...
Özgür iradelerini kıyak emekliliğe, bir dönem daha seçilebilmeye, makama prangalayan milletvekillerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin, bürokratların, askerlerin...
Ve elbette geleceğini neredeyse işportaya düşüren; bedavaya satan seçmenin de şapkasını önüne koyup düşünmesi...
“Emme basma tulumba” modelinden, “düşünen adam” modeline geçmesi gerekmez mi?

***

One minute Sayın Başbakan.
Siz, ecdadınızdan bir Hitler
çıkabileceğini
kendiniz kabul
ediyorsanız,
o zaman “Meds Yeghern”
diyenlere ne
diyeceğiz?
Hazır bir Hitler icat etmişken,
1915’i de onun
sırtına
yükleyip,
verip
kurtulalım.
                                   Ertuğrul Özkök / Hürriyet

***

Müeyyidesi linç
Medya siyasi partileşme örnekleri veriyor.
Sayılarının 8-12 olduğu tahmin edilen iktidar partisi milletvekilleri için ”İçimizdeki Ergenekoncular“ ya da ”Ergenekon Ak Parti’de“ gibi suçlamalar.
Milletvekilleri liderin gözüne bakarak otomatik el kaldırıp el indiren, liderin işaretine göre oy kullanan otoriter rejim robotları değildir.
Bunu ”demokratik rejimi yıkmayı amaçlayan bir şiddet örgütü“ dava dosyası içine itmek çok ağır bir suçlama. Hangi ilişki, hangi işaret, hangi karine, hangi kanıt?
Böyle bir tavır ”İktidar partisinin yanında olmayan herkes Ergenekon sepetine konuyor“ iddialarına kuvvet kazandırır.
2 yıl öncesine kadar Meclis Başkanlığı yapmış Köksal Toptan, yakın zamanlara kadar hükümette yer alan Murat Başesgioğlu ve Kürşad Tüzmen’in ve bir dizi iktidar partisi milletvekilinin adlarının da olduğu listeler oluşturulması ile ”Ergenekoncu“ etiketinin örtüşmesi düşündürücü... Ayrıca... Bu psikolojik baskı altında hangi iktidar milletvekili hür iradesiyle oy vermeyi göze alabilir? Bunun müeyyidesi ”linç...“  Güneri Cıvaoğlu / Milliyet

***

Köstebekler(!)
Dün “yandaş medyada”, değişiklik aleyhine oy kullanan AKP’li milletvekillerini “Ergenekoncu köstebekler” diye niteleyen yazılar bile yayımlandı.
Milletvekilleri işlerine geldiği gibi oy kullanınca “milli irade”, işlerine gelmeyince “Ergenekoncu sızma” oluyor demek ki!
İlginç bir tepki de Devlet Bakanı Yazıcı’dan geldi. Bakan, pakete oy vermeyen AKP’lileri “Dürüstlük bu mudur” diye eleştiriyor.
AKP yöneticilerine önerim, buna hayıflanmak yerine, değişikliğin neden parti içinde demokratik bir şekilde tartışılamadığını düşünmeleridir.
l Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

***

Savcılar seyirci mi kalacak!
İktidar partisinin sunduğu siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili Anayasa değişikliği önerisi, birkaç onurlu AKP’li vekilin “Evet” oyu vermemesiyle önceki akşam “düştü” ya...
Yandaş medya bu sayede ilk kez “AKP-Ergenekon ilişkisi”ni keşfetti!
Bu gazetelerde yazan biri, dünkü yazısının başlığını “AK Parti’deki Ergenekon Şebekesi” koydu...
Ve bakın neler yazdı:
“AK Parti’nin içindeki Ergenekon şebekesi harekete geçti. ’AK Parti’de Ergenekon’un ne işi var?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Balyoz’dan Kafes’e, oradan da ıslak imzalı bitirme planına kadar şebekenin neredeyse tüm belgelerinde AK Parti içindeki bağlantılardan söz ediliyordu. (../.) İşte dün Meclis’teki statüko, AK Parti’yi, içindeki ’uyuyan elemanları’yla vurdu. “
Biz yıllardır ne diyorduk?
AKP yönetiminin her dediğine ’evet’ demeyen herkes bir şekilde Ergenekoncu ilan ediliyor. Bütün muhalifler, yargı sopasıyla korkutulup, sindirilmeye çalışılıyor.
Ne yazık ki bu sözlerimiz doğru çıktı...
İki gün öncesine kadar ”parti içi muhafelet“ sıkıntısı yaşamayan AKP bununla tanışınca, yandaş kalemler anında harekete geçti ve ilk kez parti yönetimiyle ters düşen birkaç onurlu AKP’liye ”Ergenekoncu“ yaftasını asıverdi!
Düne kadar sözde darbe soruşturmalarında adları geçen AKP’lileri görmezden gelenler şimdi onları da hedef göstermeye başladı.
Sayın savcılar:
”Demokrat ve özgürlükçü görünümlü“ bu faşistlerin, sizi ve açtığınız soruşturmaları kullanarak muhalefeti sindirmelerine daha ne kadar seyirci kalacaksınız?
Mustafa Mutlu / Vatan     

***

Kulislerde
cadı avı başladı

“Velinimetim, canımdan aziz başbakanım... Bakanlık koltuğu altından alınan Kürşad Tüzmen’in içimizdeki hain olduğunu üzülerek bildirmek zorundayım... Bir dost.”
“Yüce liderim, efsanevi başkanım... Köksal Toptan bizi sırtımızdan hançerledi, sekreterine böcek taktım, ses kayıtlarını feysbuk’a koydum, Vahit Erdem ve Murat Başesgioğlu’nun MHP’lilerle yemek yediğini fotoğraflamış bulunmaktayım, takdirlerinize...”
“Gözümün nuru, gönlümün süruru efendim, Müjdat Kuşku’dan kuşkuluyum... Bir kardeşiniz.”
“Sebebi saadetim, başbakanım... Reha Çamuroğlu oy vermedi, eğer beni bakan yaparsanız, öbür vermeyenleri de söylerim. Sünni’yim ama, tensip buyurursanız, şıp diye Alevi de olurum... Bir uyanık.”
“Ahmet’e sakın güvenmeyin.
Mehmet.”
“Mehmet’e sakın güvenmeyin.
Ahmet.”
Gammazlıyorlar birbirlerini...
Fişliyorlar!
Cadı avı başladı kulislerde...
Adı geçenler vebalı gibi oldu.
Yanlarına kimse oturmuyor.
İspiyon listeleri havada uçuşuyor.
Allah’ın tokadı yok çünkü...
İsimsiz mektupları gösterdiler.
“Aha işte kanıt” dediler.
Ona “Ergenekoncu...”
Buna “darbeci...”
İtiraz edene “kansız” dediler.
Yandaş olmayana “hain”  dediler.
Hadi bul bakayım şimdi haini!
 Yılmaz Özdil / Hürriyet

***

TRT onlarla
AKP’lileşti

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin imzasını taşıyan açıklama, Arınç’tan Anadol’a gönderiliyor. Programlar için ödenen rakamlar bu açıklamada var. Ama, o açıklamada yandaşlara ödenen ücretler yok, kimlere, ne ödendiği, kısaca yandaş fiyatı, yalaka fiyatı yer almıyor. Anadol’a verilen yanıtta bir başka bilgi daha var:
“Kurumsal hizmetlerde önemli artışlar meydana gelirken, personel sayısında emeklilik v.b. nedenlerle 1223 kişilik azalma olmuş, personel ihtiyacının giderilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sınav sonucu 464 kişinin, ayrıca 621 kişinin sözleşmeli personel pozisyonlarına ataması
yapılmıştır.” 
Ayrılan sayısı ile yeni atama sayısı aynı. Ama, ayrılan ya da emekli olanların düşünce yapısı ile yeni girenlerin düşünce yapısı aynı mı? TRT’nin AKP’lileşmesinde rol oynayanlar bu yeniler. 
Yalçın Doğan / Hürriyet

***

Önce o taşları
attıranı sorsun

BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır “12 Eylül Anayasasını değiştirmediğiniz için çocuklar taş atıyorlar” deyince Meclis karışmış, milletvekilleri protesto etmiş. Sevahir Bayındır suçu anayasaya atacağına “çocukları bu yola kim itiyor, kim polise taş atmalarını, yakıp yıkmalarını istiyor” sorusuna cevap arasa daha iyi olur.Ruhat Mengi / Vatan

***

Dikkat et, bu kadar zikzak baş dönmesi yapabilir
2002 yılında bugün göklere çıkardığı Başbakan  Erdoğan’a ’Tayyip’ diye hitap ediyordu, siyasetin ’Tayyip’lerden’ kurtulması gerektiğini savunuyordu...
O zamanlar sıkı bir 28 Şubat’çıydı Hasan Cemal...
Dünkü Sözcü’de Vural Savaş alıntılamıştı... Bir kısmına bakalım: ’Antilaik, köktendinci olan kafa, Tayyip Erdoğan kafası... Bu kafa, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait odluğunu koskoca bir yalan sayıyor.  Bu kafada laiklik yok. O yüzden demokrasi de yok. ’
Kuşkusuz insanlar değişebilir...
Ancak Hasan Cemal’in değişimlerindeki doz dikkat çekici. Burada bir problem olduğu ortada...
Hangi hareketin içinde bulunduysa ve daha sonra hangi düşüncesinden ’döndüyse’ bunu çok büyük bir düşmanlık içinde yaptı.
Siyasi düşüncelerini Galatasaray taraftarlığıyla karıştırıyor adeta...  Karşı tarafı küçümseyerek, aşağılayarak, öfkesine yenilerek yazıyor...
Hasan Cemal her konuştuğunda, her yazdığında ’Acaba bu sözleri ne kadar kısa sürede yalanlayacak, ne zaman ’Kimse kızmasın hata yaptım’ diyecek’ diye geçiyor aklımdan.  Sadece 70’lerden beri nerelerden geçmedi ki: Doğan Avcıoğlu ve Yön Hareketi, İlhan Selçuk ve Cumhuriyet hesaplaşması, 12 Eylül’de paşalarla orduevinde sohbetleri ve tank sesiyle uyanmak, Sabah’a gidip liberallerle yakınlaşma günleri ve Özal’a aşırı hayranlığı, 28 Şubat’çılığı ve son olarak da Tayyip Erdoğan’cılığı...
Bu kadar zikzak, bu kadar yön değiştirmede problemli bir taraf yok mu? Hadi değişim insana özgü dedik, kafa karışıklığı da insana özgü değil mi... Ve bu kadar değişim herhangi bir insanın başını döndürmez mi? l Oray Eğin / Akşam

MİNİ YORUM
Velev ki örgüt üyesi...

Hukuk bir gün size de lazım olur derken burun kıvırıyorlardı.... Velev ki, hakikaten derin bir örgüte üye bu milletvekilleri... Ne olacak? Polis bir sabah ansızın Genel Kurul kapısına dayanıp, ifadelerine başvurmak üzere karga tulumba Emniyet’e mi götürecek? Bekle ki milletvekillikleri düşürülsün... Zamanında dokunulmazlıkları kaldırsaydınız şimdi “örgüt üyeleri!”yla, ve elbette hırsız, dolandırıcı, hain vs. ile aynı salonları paylaşıyor olmazdınız...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları