Parti değirmeni...

Ahmet SEVGİ

Birkaç hafta önce bu sütûnda yayımlanan “Devlet Değirmeni” başlıklı yazımızı şu cümlelerle bitirmiştik: “Bizler siyasetçilerden ziyade devlet adamları tarafından yönetilelim isteriz. Lakin kör olası düzen devlet adamı değil, siyasetçi üretiyor. Kime ne dersiniz?..” İsterseniz gelin bu düşünceyi biraz açmaya çalışalım.
Bilindiği üzere, demokrasinin temelinde seçim vardır. Seçim de maalesef beraberinde rekabeti, kıskançlığı ve fanatizmi getirmektedir. Genel yahut yerel seçimlerde şahit olduğumuz tuzakları, şantajları, atılan çamurları ve siyasetçilerin birbirleri için sarf ettikleri ağza alınmaz küfürleri hatırlayalım. Bu tip nahoş davranışlar ister istemez kişilik sahibi insanları siyasetten soğutuyor. Buna bir de kültürümüzden gelen “makam-mevkiden uzak durma” inancı eklenince meydan cahillere kalıyor. Cahillerin hüküm sürdüğü yerde ise -şairin dediği gibi- hak-hukuk rafa kalkar: “Bir yerde ki cehl hükm-rândır//Ol yerde ziyâ-yı hak nihândır.”
Bu noktada sorulacak soru belli: “Dürüst ve bilgili insanların kenara çekilmeleri, ellerini taşın altına sokmaktan imtina etmeleri sorumluluktan kaçmak değil midir?”
Haklısınız, sorumluluktan kaçmamak gerekir. Nitekim zaman zaman bu istikamette adımlar atılmış ve atılmaya da devam ediliyor. Söz gelimi, Ord. Prof. M. Fuat Köprülü... (1890-1966) 20. yüzyılın en büyük Türk âlimi ve Sorbonne’a Türk bayrağını çektiren ilk zat olarak bilinen Fuat Köprülü 1935’te siyasete girer. 1946’da arkadaşları Celal Bayar, Adnan Menderes ve Refik Koraltan’la birlikte DP’yi kurarak çok partili hayata geçilmesine öncülük eder. 1950’de DP’nin iktidara gelmesiyle de takriben 6 yıl Dışişleri Bakanlığı yapar. Fakat bilim çevreleri -siyasetteki bazı hizmetlerine rağmen- Köprülü’nün politikaya girmesini doğru bulmamışlardır. Onlara göre Köprülü siyasete girmeseydi, Türkoloji alanında çok daha faydalı hizmetler yapabilirdi... Kendisine bu yönde sorulan bir soruya Köprülü şu cevabı vermiştir:
“Denize düşen çocuğunu kurtarmak için suya atılan bir babaya hiç kimse ’sen ilim ve ihtisas adamısın, suya atılmayı başkasına bırak’ diyemez. Bugün bütün memleket bir diktatörlük denizinde boğulurken onu kurtarmaya koşmamak da hiçbir Türk münevverine teklif edilemez. Şimdi her Türk münevverine düşen vazife, memleketi bu totaliter idareden kurtarmaktır.”
Peki, Köprülü ülkeyi totaliter idareden kurtarabilmiş midir?.. Devam edelim, DTCF’deki görevlerinden ayrılarak DP’den siyasete giren Prof. Remzi Oğuz Arık (1899-1954) ve -Fuat Köprülü’nün ilk doktora öğrencisi- Prof. Dr. Osman Turan siyasette ne ölçüde başarılı olabilmişlerdir?
Uzağa gitmeye gerek yok. Son yıllarda üniversitelerden ve bürokrasiden; sevilen, sayılan nice dürüst insan girdi Meclis’e... Bunlar lider sultası ve parti disiplini değirmeninde öğütülerek kısa sürede “siyasetçi” yapılmadılar mı? İşte “Kör olası düzen devlet adamı değil, siyasetçi üretiyor” derken işaret etmeye çalıştığımız çarpıklık budur.Peki, bu çarpık düzeni nasıl değiştireceğiz?.. Onu da bir başka yazımızda anlatmaya çalışalım...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş