Partizanlık...

Ahmet SEVGİ

“Parti” Fransızca bir kelimedir. Siyasî hayatımıza 1930’lardan sonra girmiştir. Daha önceleri “parti” yerine “fırka” kelimesi kullanılıyordu. Bugünkü CHP’nin ilk adı “Halk Fırkası”dır. 1931 kurultayından sonra “Cumhuriyet Halk Partisi” olmuştur. Aynı şekilde 1930’da kurulan ilk muhalefet partisinin adı da “Serbest Cumhuriyet Fırkası”dır.
Peki, “fırka” nedir?.. Fırkanın ne olduğunu anlayabilmek için öncelikle Yavuz Sultan Selim’in:
“Milletimde ihtilâf u tefrika endişesi//Gûşe-i kabrimde hattâ bî-karâr eyler beni.” (Milletimin fertleri arasında tefrika çıkar mı korkusu kabrimde bile beni huzursuz eder.) dizelerini hatırlamak ve burada geçen “tefrika” kelimesiyle “fırka”nın aynı kökten geldiğini bilmek gerekir. Nitekim Mehmet Âkif de:
“Cemiyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı//Sapasağlam iken milletin erkânını yıktı.” demektedir.
Bu bilgilere Hz. Peygamberimizin: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan biri müstesna, hepsi ateştedir.” sözünü de eklersek “fırka”nın (parti) hiç de olumlu şeyler çağrıştırmadığını daha net görürüz.
Aslında öyle uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle etrafınıza bir bakın, partilerin grup toplantılarına bir göz gezdirin; birbirlerine selam bile vermeyen asık suratlı parti liderlerini göreceksiniz. Birbirlerine karşı sarf ettikleri galiz ifadeler de cabası... Liderler böyle yaparsa rakip parti mensupları birbirlerine nasıl davranırlar varın siz tasavvur edin. İmam-cemaat hikâyesi yani...
İnsanı, Allah’ın selamını bile alıp vermekten alıkoyan nedir? Aynı toprağı, aynı havayı-suyu paylaşan vatandaşlar arasına kin ve nefret tohumları saçmak nasıl bir ruh halidir?
Bu noktada Tarık Buğra’nın şu sözünü nakletmeden geçemeyeceğim: “Politikacı, insanlar arasındaki uyuşmazlıklardan, anlaşmazlıklardan beslenir.”
İnsanları kamplara ayıran, onlara seçim kazanmak için her şeyi yapmanın mubah olduğunu telkin eden siyasetçileri gördükçe Tarık Buğra’ya hak vermemek elde değil.
Evet, partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Doğru, ama siyaseti bir ölüm kalım savaşı haline getirmeye de kimsenin hakkı yok. Parti kurmak, politika yapmak herkesin en tabii hakkıdır. Bugün devlet idaresi partiler üzerinden yürütüldüğüne göre siyaset yapmak hak olmanın ötesinde bir görevdir de... Lakin bir araç olan siyaseti amaç haline getirir ve insanları kutuplaştırırsanız ülkeye hizmet değil ihanet etmiş olursunuz.
27 Mayıs İhtilâli öncesinde halkımızın nasıl kutuplaştığını, particiliğin hangi noktalara ulaştığını anlatan şu hikâyenin değişik versiyonları maalesef bugünlerde de anlatılmaya başlandı:
Rivayete göre 1960 öncesinde köyde oturan CHP’li bir vatandaşımız, kasabaya gidecek olan bir arkadaşına  “aspirin” sipariş etmek ister. Ama bir türlü “aspirin” kelimesini hatırlayamaz. Ve hatırlamaya çalıştıkça da “Tövbe kör şeytan, aklıma kötü kötü şeyler geliyor” der. Meğerse vatandaşımız “aspirin”i hatırlamak isterken gözünün önüne “aspirin” ambalajının üzerindeki “BAYER” kelimesi geliyormuş. “BAYER” de rakip parti DP’den Celâl BAYAR’ı çağrıştırdığı için “tövbe kör şeytan...” diyormuş.
Hikâyede de görüldüğü üzere, siyaset bir hizmet yarışı olmaktan çıkar ve insanlarımızı kamplara bölerek birbirinin yüzüne bakamaz hale getirirse bundan ülke de siyasetçiler de zarar görür. Seçim sath-ı mailine girmekte olduğumuz şu gönlerde uyarı görevimizi yapalım istedik...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş