Paşalar konuşmasın!

Özcan YENİÇERİ

Başbakan Erdoğan, son gelişmelere yönelik olarak bazı emekli askerlerin, görüşlerini televizyon ekranlarından açıklamasından rahatsız olduğunu çok sert sözlerle ifade etmişti. Ardından Milli Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nde değişiklik yaptı. Buna göre emekli subay ve generaller görev yaptıkları döneme ilişkin açıklamalarda bulunur ya da bununla ilgili yazı kaleme alırlarsa, askeriyeye ait sosyal tesislere geçici ya da sürekli olarak girmeleri yasaklanabilecek!
Ülkenin içinden geçtiği bu kritik aşamada herkesin sorumluluk duygusu içinde hareket etmesinin vatanseverliğin gereği olduğu konusunda kimsenin kuşkusu yoktur. Bu konuda yeterli duyarlılığın gösterildiğini de kimse söyleyemez. Ancak duyarsızlık bütün meslek grupları için söz konusudur. Kimi gazetecilerin haber alma adına  “general”liğe soyunduğu biliniyor. Kimi müteahhit gazeteciler, Barzani ve Talabani’yi masum ve makul gösterme adına olayları çarpıtıyor. Kimileri de PKK saldırılarını bahane ederek, adeta PKK gibi Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırıyorlar. Bazı sözde aydınların da Genelkurmay Başkanına ve TSK’ya saldırmayı, aydın olmanın ölçütü olarak algıladıkları görülmektedir. Askerin rahatsızlığı anlaşılabilir, ancak iktidarın emekli askerlerin konuşmasından rahatsızlığını anlamak mümkün değildir. Neredeyse etkin medyanın tamamı yapımcılar; yorumcular, programcılar ve köşe yazarları iktidarı yüceltmekle meşguller. Bir avuç milli hassasiyet sahibi aydın ile bir kısım emekli asker iktidarı eleştirebiliyor. Yapılması gerekeni ifade ediyor. Demiri tavında dövecek kararları zamanında almayan, alınan kararları uygulamada isteksizlik gösteren ve ülkenin savunmasını adeta ihale etmeye kalkışan iktidarın eleştirilmesi, son derece doğaldır. Bu eleştiriyi kim yapıyorsa, hem demokrasinin hem de vatanseverliğin gereğini yerine getiriyor demektir. Bu bağlamda, eleştirileri yasak getirerek kesmek, diktatörlük özlemi anlamına gelir.
Türkiye’nin en seçkin beyin gücü envanterine sahip olan TSK’nın emekli mensuplarının konuşmalarının sakıncalı görülmesi ilginçtir. Bu insanların bilgi, görgü ve deneyimlerini halkla paylaşmasının ne sakıncası olabilir. Emekli askerlerin kitap yazmasını, görüşlerini açıklamasını ya da konuşmasını yasaklamak iktidar dahil hiç bir kurumun haddi olamaz! Emekli askerlerden de her meslek grubunda olduğu gibi yıkıcı, bölücü ve aşağılayıcı konuşanlar ya da muvazzaflık döneminde elde ettiği gizli bilgileri sızdıranlar olabilir. Bu durumda, onlar zaten suç işlemiş olurlar. Bağımsız yargı, bu tür suç işleyenler konusunda gereğini yapmak durumundadır. Bu tür olgular bahane edilerek çok iyi yetişmiş ve vatansever duygularla dolu birçok emekli askerin, entelektüel hayata katkı yapması engellenemez.
Üzerinde durulması gereken husus, konuşanların kim ya da hangi meslek grubundan olduğu değil ne konuştuklarıdır. Bu konuda Hasan Celal Güzel’in emekli paşaların konuşmaları üzerine yaptığı tespitlere katılmamak mümkün değildir. O, öncelikle Kenan Evren Paşa’yı işaret ederek “Hem Güneydoğu konusunda Cumhuriyet tarihinin tek baskı uygulamasını getireceksiniz, hem de kalkıp Kürtlere baskı yapıldığını, haklarının verilmesi gerektiğini, eyalet sistemine geçilmesini -âdeta bir özerk yönetim modeli gibi- söyleyeceksiniz...” diye yazarak, bu konuda susması gerekenlerin konuştuğuna dikkat çekmiştir. Diğer yandan aynı şeyin politikacılar tarafından nasıl yapıldığını da şöyle ifade etmiştir: “Politikacılar, Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerimize hoş görünmek için popülist şirinlikler yapmayı hep marifet saymışlardır../.. Koca Özal dahi teyzesinin Kürtçe konuştuğunu söyleyip şirinlikler yapmaya çalışmıştır. Güneydoğu’da ’Kürt realitesi’nden, ‘Kürt sorunu’ndan dem vuranlar, AB’nin yolunun Diyarbakır’dan geçtiğini söyleyenler; ‘Türkiyelilik’ sözcüğünü kullanarak, Türkiye’nin ‘mozaik’ olduğunu, Türkiye’de bilmem kaç tane etnik grup bulunduğunu iddia edenler; farklılıkları vurgulayıp benzerlikleri es geçenler, meselenin ciddiyetine vâkıf olmadan kısa vâdeli siyasî hesaplarla, ülkelerine ne kadar zarar verdiklerinin farkına dahi varmamışlardır”.
Türkçede benzer durumlar için söylenen “hem kel, hem de fodul” diye bir söz vardır. Gerçekte uzun yıllardır ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmekle görevli olanlar, bu sorunları çözmek bir yana sorunun bir parçası olmuşlardır. Sebep oldukları sorunların altından kalkamayanlar, şimdilerde demokrasi havarisi olarak sorun hakkında ahkâm kesmektedirler. Emekli askerleri susturarak ya da itiraz edenleri susta durdurarak sorunu çözemezsiniz. Bunun yararı da olmaz. Elinizden geliyorsa vatan hainlerini susturun!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş