Paul Henze, Ağca ve Mesih'in arka planı

A+A-
Afet ILGAZ

Bu konuda vaktiyle yazılar yazdığımı hatırlıyordum. Nihayet o yazıları buldum. 2001’de ilk basımı yapılan  “Ateş Denizinde Yol Alan Gemi”  adlı kitabıma almışım. İz Yayıncılık. Kitap iki bölümden oluşuyor. Siyasi yazılar ve edebi yazılar... Dünya sistemini teşkil eden  “global sistemin” (eski adıyla masonik düzenin) bilgilerini, yapılanmalarını içeren ve benim için şu anda hazine değeri taşıyan bir keşif oldu bu.
Ağca’nın bundan önceki yargılanması sırasında yazılmış yazılar bunlar. Türkiye’de, ABD elçiliğinde görev yaptığını bir mülâkatta anlatan Henze, 12 Eylül’de Carter’ın Ulusal Güvenlik Konseyi üyesiydi. (Kitapta, 155’inci sayfalarda) Abramowitz, ABD’nin Ankara Büyükelçisi de Henze’nin CIA’nın eski Türkiye İstasyon şeflerinden olduğunu söylüyor.
Henze’nin Abdi İpekçi’nin öldürülme olayını Rus gizli servisinin üzerine atmasıyla, bunu şüpheyle karşılayan Uğur Mumcu’nun, dikkatleri Amerikan İstihbaratına çektiğini biliyoruz. Kitabımda ilginç bir bilgi var. E. Mullins CIA’dan önceki istihbarat kuruluşu OSS’nin Rusların NKVS ile işbirliği içinde olduğunu yazar. Şöyle not düşmüşüm bunu yazdıktan sonra:
“Yani Henze’nin mülakatında bol bol kullandığı KGB’ye atıf bir göz boyamadır.”

* * *

Şimdi gelelim bu karmaşık ilişkiler içindeki MOSSAD konusuna:
Eski bir MOSSAD üyesi olan Ostrovski de şöyle yazıyor:
“MOSSAD devlet içinde devlet gibi hareket etmektedir.” Başka bir kitabımda da MOSSAD’da önemli ölçüde radikal dincilerin, yani MESİH grubunun hakim olduğunu belirtir.
 “Çadır Tiyatrosu” başlıklı yazımda da bu Mesih durumunu açıklayıcı birçok esotorik bilgiye yer vermişim. Başlangıç cümlelerim ise şöyle:
“Gün geçmiyor ki Batı canibinden bir rüya, bir kehanet, bir fal haberi gelmesin. Biz sekülerleştik ama onlar alabildiğine akıl dışı, mistik, hatta “Simyacı”. Üstelik bunu dünyayı etkileyecek kadar ciddi bir siyaset olarak yapıyorlar.”
Burada bir görüşümü daha ekliyeyim. Biz Atatürk’ün tabiriyle, “maddeyi tanımakla” iyi ettik ama onlar mistiği büyü ile karıştırmaktan başka bir şey yapmadılar.

* * *

Şimdi devam ediyorum:
 “Geçende Ağca’yı bize yolladılar ya, bir 13 lafıdır gidiyor.” diye başlamışım yazıya.
“Onun buraya gelişi de 13 hazirandı galiba. Hani o tarihi geçirmemek için çok uğraşmışlar ama uçak yarım saat rötar yapmış. Herhalde o kadar akıl dışı şeylerle uğraşırken günü şaşırdılar. Bu işleri hiç “protestan, seküler, positivist” Batı’dan bekler miydiniz?
Silah fabrikatörlerinin, bankerlerinin, uluslararası sermayenin bir uzantısı olup 2000 yılına dair bazı plan ve projeleri olduğu söylenen Bilderberg’in de bu sayıya kutsallık atfettiği söylenir. Hatta kurucu sayıları da 13’ün katsayısı olan 39’muş.
Alıntıya devam ediyorum:
“Ağca bu sefer de Luther ve Calvin’in yapamadıklarını yapabileceğini söyledi.”
Bu ne demek oluyor?
“Reformcu Luther’in antisemit görünmesine rağmen bir Kabalacı olan Erasmus’tan feyz aldığını söylerler.”
Bugün de çocuklarımızın AB’nin Erasmus projeleriyle Avrupa’da “eğitildiğini” biliyorsunuzdur.

* * *

Anciklopedia Jude’ca şöyle yazıyor:
“Hristiyanlıktaki reform hareketleri büyük ölçüde Yahudi edebiyatı ve felsefesinden etkilenmiştir. Eski Ahid’e (Tevrat), yeni Ahid’den daha çok bağlıdırlar. Yeni Ahid İncil’dir. Eski Ahid’in etkisi, Püritenlik ve diğer Anglo American mezheplerinde belirgin bir etkiye sahiptir.
Şimdi en mühim bilgiye geliyorum.
“Luther ve Protestanlar, eski Ahid’in” Yahudilerin Tanrının seçilmiş halkı olduğu hükmünü de doğal olarak benimserler. Buna bağlı olarak Nil’den Fırat’a kadar olan topraklar da vadedilmiş topraklar olarak kabul edilirler.”
Ağca’nın ilk tahliyesinde, “Protestan kardeşlerine” çağrılar yapması ve Vatikan’ın kapatılmasını istemesi, Papa’ya suikast falan olaylarının hatırlattıkları, bunlar.
Bu tabii, işin komplo tarafı. Bir taraftan da, Abdi İpekçi’nin, muhalefetiyle dikkat çeken Milliyet’in yeniden yapılandırılması gibi ihtimallerden bahsediliyor.

Yazarın Diğer Yazıları