Pazar günü bu köşe okuyucunun

A+A-
Behiç KILIÇ

Aziz okuyucu, haftanın altı günü ülkenin krema tabakasının yönlendirdiği gündemlerin peşine takılarak, biz de sizleri meşgul ediyoruz..! Bendeniz izniniz ve katkınızla, hiç olmazsa pazar günleri bu köşenin vatandaşın gerçek gündemini yansıtmasını istiyorum.. Bu nedenle  “Pazar yazıları” sizlerden gelen bilgileri yansıtsın... Diyelim ve okuyucumuz Sayın Fatih Yiğit’in mektubu ile başlayalım bu teşebbüse...
Mektup şöyle;

“Bizler sözleşmeli öğretmenleriz. Evliyiz, çocuğumuzdan, eşimizden ayrıyız. AKP hükümetinin göreve geldikten sonra milli eğitim bakanlığı sözleşmeli öğretmenlik adı altında bir istihdam türü ortaya çıkarmıştır. Bizler de kadrolu arkadaşlarımız gibi KPSS sınavına girmiş, onlardan kontejan azlığı nedeniyle 1-2 soru eksik ya da yanlış yapmışız diye ve bu önemli mesleği de sevmemizden, bakanın her yerde sözleşmelilerle kadrolular arasında hiçbir fark yok demesine aldanarak, tercih yapıp göreve başladık.
Ben 2008’den beri eşimden çocuğumdan ayrı, aramızda 1000 km mesafe olmasına karşı, görevimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Fakat ailelerimizden,   çocuğumuzdan ayrı olmuyor.
Bizlere yapılan son haksızlık ise eş durumu özür gurubu atamasıdır. Bakan bey bizlerin ve bize sahip çıkan siz değerli büyüklerimizin baskıları sonucu TBMM’de soru önergesine verdiği cevapta sözleşmelilere de eş durumu tayin hakkını verip atamada kadrolularla aynı kıstasları uygulayacağını söyledi. Kavuşmak için gün saymaya başladık.
Fakat 2009 özür durumu klavuzu yayınlanıp bizlere toplam 43 ilde pozisyon kapalı diye tayin hakkı vermediler ve geriye kalan illerde ise 3-4 açık gösterdiler. Bırakın batıyı, doğuda bile (Şanlıurfa, Diyarbakır, Van, Hakkari vb illerde) açık olmadığını söylemekte ve kendileriyle çelişmektedirler. Kadrolular aynı sayfayı açtığında sadece 1 ilde bile 1 branşta 100 lerce açık göstermişler. Bu hak mı adalet mi insanlık mı size söylüyorum. Lütfen bari sizler sesimizi duyurmakta yardımcı olun.”

Mektubu sayın Bakan Çelik’e arz ederiz...

Sinan abi sizlerle
Gazeteci arkadaşımız Sinan Yurtkulu, İstanbul sokakları başta olmak üzere memleketi dolaşıyor vatandaşlarımızla bir arada olu-yor, onların sorunlarını dinliyor... Kendisi, yolu düştüğü halkımız tarafından  “Sinan abi” diye tanınır !.. Bu köşede sık sık onun dağarcığından olan biteni de aktaracağız..

İşte, “Sinan abi” diyor ki;
 “Önceki gün, Ünye’li Davutoğlu ailesinden bazı dostlarımı misafir ettim.
Sevgili arkadaşlarımın hal ve hatırlarını sormadan  Karadeniz’imizi sordum.
Maalesef, ekolojik sorunlar yüzünden Uskumru balığı tamamen kaybolmuş, Palamut ve Lüfer giderek azalıyormuş.. Giderek azalan Hamsi sürüleri de hatalı avlanma ve iklim nedeniyle bu mevsim Gürcistan karasularına  kaçmış..
Karadeniz’deki kirliliğin günbe gün arttığını ve göçü duyunca zararlı atıklarını denize ulaştıran fabrikalara bir kez daha isyan ettim. Ailenin bir diğeri efradı İsmail Kaptan, hiddetimi azaltmak istercesine -en azından Ünye kıyıları için- ‘üzülmememi’ istedi.  ’Geçen hafta bizim limana  katı atık ve kimyasal atık arıtma tesisi kuruldu’ dedi.. Ne acı değil mi sevgili dostlar, onca lisanslı liman içinde sadece ‘Ünye Limanı’ arıtma tesisine sahip..

***

Müteahhit tanıdıklarla sohbetteyiz, Yavuz Bey, camianın durumunu ‘berbat’ olarak niteledi, Hüdai bey lâfa girdi.

- Türkiye vatandaşı herkes  hayatı boyunca ortalama 7 konut satış ya da kiralama işlemi yapıyor.

- Her yıl 700 bine yakın çift evleniyor. 80 bin kişi boşanıyor ve ayrı ev açıyor.Yılda 300 bin konuta bakım-onarım gerekiyor..
- 100 bin köylümüz kente göçüyor.
-Tüm bunlar yılda 1 milyon ’yeni konut’ ihtiyacı demek.
- Her ne olursa olsun, bu ülkede inşaat işleri asla bitmez.. Hüdai Bey’e bir soru da ben sordum. Ve; ’Beyefendi, her yıl bir mil-yon konuta ihtiyacımızın olduğu bir ortamda neden inşaat işverenleri can cekişiyor, onbinlerce inşaat elemanı neden iş arıyor?’ diyerek vedalaştım..
“Sinan abi” bu köşede sizlerin sesi olacak..

Yazarın Diğer Yazıları