Pembe dizi 'mor' bitti

Selcan TAŞÇI

Yapımcılığını Tayyip Erdoğan’ın üstlendiği, başrolü Aydın Doğan ile paylaştığı Arkası Yarın kuşağı sona erdi. Gizli mektupların açıklanmasının beklendiği final izleciyici tatmin etmedi


MEĞER her şey bir kuru tehditten, şantajdan ibaretmiş...
Meğer blöf çekiyormuş...
“Soldan say Hilton / Sağdan say Hilton” meselesine gelince...
Ne diyor Başbakan?
“Aydın Doğan, Hilton arazisi için bir talepte bulundu, bu talep karşılanmayınca iftira kampanyasına başladı.”
Bu Hilton meselesi, yeni bir mesele midir?
Hayır!
Bir Başbakan, bir medya patronunun herhangi bir imtiyaz talebiyle karşı karşıya kaldığında ne yapar?
Anında meseleye el koyar...
O gün çıkar der ki:  “Bir medya grubu var... Bunlar ellerindeki medya gücünü imtiyaz elde etmek için kullanıyorlar... Buna asla izin vermeyeceğiz.”
Peki Başbakan ne yapmış?
Bu medya grubuyla normal ilişkisini sürdürmüş... Ertuğrul Özkök’e röportaj vermiş... Doğan Grubu’nun ticari etkinliklerine katılmış...
Bunun anlamı,  “Bir umudu ayakta tutarak alışverişin parçası olmak” değil midir?
Yoksa,  “Kapatma davası bitene kadar ılımlı başbakan / Kapatmadan yırtınca efe başbakan”  taktiği mi uyguladı?
“Delikanlı”  böyle yapar mı?

* * *

Medya konusunda kesilen racona gelince...
Ertuğrul Özkök’ün makalelerinin satır aralarına yanıt verecek kadar ayrıntılara dalan bir Başbakan’ın, “Senin damadın Türkiye’nin ikinci büyük medya grubunun başında... Buna ne buyurursun?”  diyenlere de bir satırcık laf sokması beklenmez mi?
“Medyada ahlak” meselesine bu derece damardan giren bir adamın, temsilcisini uçağında ağırladığı Vakit adlı gazetenin, her gün anamıza avradımıza ettiği küfürlere de şöyle kıyısından köşesinden girmesi gerekmez miydi?
Yoksa Vakit, Başbakan’ın  “gıptayla izlediği duyarlı medya” organlarından biri mi oluyor?
Daha dün, iddianamesi bile açıklanmamış Ergenekon davası için,  “Türkiye pisliklerinden arınıyor”  diye yorum yapmadı mı?
“Kişileri yargılamanın yeri gazete sayfaları değil, mahkemelerdir” şeklinde “ilke”  koyan birinin, daha dün bu ilkeyi çiğnemiş olmasına ne buyurulur?
Yoksa  “Ergenekon sanıkları” adamdan mı sayılmıyor?
Anayasa Mahkemesi’nin bir basiret gösterip AKP’yi kapatmaması, siyasi gerilimin düşürülmesi, cepheleşmenin yumuşatılması için bir imkán sunuyordu...
Meğer Başbakan, AKP’nin kapatılmamasını,  “Tamam... Şimdi gözünün üstünde kaşın var diyeni oymanın vakti geldi” diye yorumluyormuş.
Meğer o, AKP’nin kapatılmamasını, muhalifleri ezmenin, kelle alma çabasının, posta koyma gayretinin bir imkánı olarak görüyormuş...
Yani mesele, “Aydın Doğan / Tayyip Erdoğan savaşı” falan değildir...
Mesele, bu zihniyetteki bir Başbakan’ın nasıl durdurulacağı meselesidir...
* Ahmet Hakan / Hürriyet


++++++

Sahte cennet çatladı
İktidarın uyguladığı “dışı yeşil, içi kızıl”
düzeni Berberoğlu, Primsiz sosyal güvenlik sistemi olarak tanımladı
Etrafınıza danışın, sorun, soruşturun bakalım:  Mahallenizde belediyeden erzak, kömür vb. yardım alan var mı? Mahallenizde AKP çizgisinde dernekten yardım alan var mı? Mahallenizde AKP’li belediye tarafından işe alınan var mı?
Eğer İstanbul’da, AKP’nin kazandığı bir bölgede yaşıyorsanız... Bu üç soruya alacağınız “Evet, var”  yanıtının çokluğuna şaşırmayın. Sistem belli.
Diyelim ki, muhafazakár ve sosyal duyarlılığı yüksek bir ailesiniz. Kendi çizginizdeki dernek aracılığıyla hayır işliyorsunuz... Üstelik partinize seçmen kazanıyorsunuz.
İşte Deniz Feneri bu sahte cennetin duvarındaki çatlaktır. Mumun -pardon fenerin- sadece dibine ışık verdiğine kanıttır. Havuzdaki deliktir.
Mesele basit bir vurgun olayı değil, siyasi sistem iflasıdır.
Ya bağışların arkası kesilirse -ki öyle- yerel seçimde ne
olacak?
Bence AKP’nin kızgınlığı ve telaşı bu yüzden!
* Enis Berberoğlu /Hürriyet


++++++

Diyanet Brezilyalı futbolcu için Portekizce Kur’an bastıracakmış

Ya Nobre olmasaydı?
Beşiktaş’lı Nobre kulüp dergisine verdiği röportajda “Kuran’ı Kerim’i okuyorum” dedi. Sağlık-İş Sendikası Başkanı Mustafa Başoğlu öncülüğünde daha önce Türk vatandaşı olan futbolcuyu Müslüman yapma seferberliği başlatıldı.
Eğer Nobre isterse, İstanbul Müftüsü kendisini ziyaret ederek İslam dinini anlatacakmış.
Buraya kadar iyi güzel, itirazımız yok. Ama Akşam’a manşet olan haberin devamına ne demeli?
Diyanet, Türkiye’de top koşturan Brezilyalı futbolculara yönelik bir girişim başlatmış. Kuran-ı Kerim’i Potekizce’ye çevirtip, baskısı tamamlanınca bu futbolculara
göndereceklermiş.
Bugüne kadar çevirmediyseniz ayıp! Nobre Kuran’ı okumaya karar verip, bunu kamuoyuna açıklamasa Kuran’ı Kerim’i farklı dillerden insanlara ulaştırma çabanız olmayacak mıydı?
Diyanet’in Kuran-ı Keirm’i bütün dünya dillerine çevirerek insanlığa ulaştırması mı daha doğru, yoksa yabancı futbolculara özel hizmet yapması mı?
Bugüne kadar Kuran’ı Kerim kaç dile çevrildi ve kaç dilde yayımlandı acaba?
Yabancıların yaptıkları çevirilerden bahsetmiyorum, islam dünyası bu konuda ne yaptı?
Eminim İncil’in balta girmemiş ormanlarda yaşayan yerlilerin anlayacağı kabile dillerine bile çevirisi yapılmıştır.
Ayıp, vallahi ayıp!


++++++

Çuvaldızı Ertuğrul’a...
Hürriyet Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök diyor ki:
“Türkiye artık, en küçük muhalefete, ufacık itiraza, bir nebze özgür basına zerre kadar tahammülü olmayan, kendine biat etmeyen herkesi yok etmeye ant içmiş bir ’tek adam’namzeti tarafından yönetilmektedir.”
Bu cümlede fazladan bir sözcük var mı? Var...
“Artık”  sözcüğü...
Erdoğan göreve gelmeden önce de, sonra da yukarıda sayılan nitelikleri şu veya bu ölçüde taşıyordu...
Ne var ki, Türk medyası ondan bir demokrat lider yaratmayı hayal etti...
Kendisi değiştiğini söylemediyse de medyamız onu pembelere boyadı:
“Değişti, dönüştü, demokrat oldu, merkeze kaydı, burjuva oldu...”
Bu yapay yorumlara yapay dayanaklar bulundu:
“Efendim demokrat olmasa AB’ye üyelik müracaatı yapar mıydı?”
Medyamız bu masallarla avunacak yerde iktidarı sorgulama görevini aksatmasaydı. Muhaliflerin eleştirilerine yer ayırsaydı... Erdoğan’ın ayaklarını yerden kesmeseydi... Türkiye ve Erdoğan bugünkü gibi mi olurdu?
Acaba bir özeleştirinin de vakti değil mi?
* Melih Aşık / Milliyet


++++++

TAVSİYE
“Ananı da al git” diyen Başbakan’ın oyu, yüzde 34’ten yüzde 47’ye çıkıyorsa;  “ben senin ananı” diyen Fatih Terim’in maaşına da derhal yüzde 50 zam yapılmalıdır.
* Yılmaz Özdil


++++++

GÜNÜN   SÖZÜ
21’inci yüzyılda muz cumhuriyeti olmak hepimizde aşağılık duyguları yaratıyor...
Ama, bu duruma çare bulamazsak bir süre sonra hepimiz aşağılık sayılacağız...  
*  İlhan Selçuk
 

++++++

MİNİ YORUM
Erdoğan ve Söğüt’ün Osmanlısı
Erdoğan kazanmayı kişisel dava yaptığı üç belediyeden biri olan Söğüt’e neden gitmedi? Ertuğrul Gazi Türbesinde dua ederken, Ahi Şeyhi Edebali’nin kulağına ısıldayacaklarından çekinmiş olabilir mi? “Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul.”
Sırf bundan işi tırlı iftar çıkarmasıyla kurtarmaya çalıştı belki!
Söğüt’ü kaybetmeye tahammülü yok Erdoğan’ın. Osmanlıcılığının meyvasını toplayabileceğine inandırmış kendini. Ama yanılıyor. Çünkü Söğüt’ün, Bursa’nın, Edirne’nin Osmanlı’sı, O’nun izinde yürüdüğü İstanbul’un Osmanlısı’ndan çok farklı... 
* Selcan TAŞÇI

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş