Pembe İncili Kaftan

Altemur KILIÇ
Türkiye ile İsrail arasında derin bir kriz var... Bu krizin şu sırada patlak vermesi ve ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağım; ancak şu kadarını söyleyeyim; İsrail Devletinin ve ordusunun, genelde, Filistin’de ve özellikle Gazze’de yaptıkları karşısında Başbakan Erdoğan, ilke olarak, haklı!
Bu krizin sonu nereye varır? Bilemem ama eğer kontrol edilemezse iki taraf için de vahim neticeler doğuracağı muhakkak!

Küstahlık
Türkiye açısından vahim bir ihtimal, bu krizin ve İsrail Bakanlarının küstah hareketlerinin, Musevi vatandaşlarımız aleyhinde tepkilere hatta eylemlere yol açması... Zaten gerginleşmiş olan ortamda bir de bu eksikti!
Diplomasi ve değişen koşullar, zorunluluklar, Türk-İsrail ilişkilerini düzeltir, ama Musevi vatandaşlarımıza karşı tepkilerin muhtemel sonuçları kolay onarılamaz!
Bu bunalım esnasında, İsrail makamlarının Bakanlarının gösterdikleri küstahlıkları “Türkler, İsrail ordusuna ahlâk dersi verecek son ülkedir” gibi sözleri... İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon’un. “Kurtlar Vadisi” dizisine ilişkin rahatsızlığı iletmek üzere davet ettiği Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u, Bakan Lieberman’ın talimat ve senaryosu üzerine, önce dışarıda beş dakika ayakta beklettikten sonra, özenle düzenlenmiş odada kendisinden aşağı seviyede bir koltuğa oturtması kolay hazmedilir, affedilir ve unutulur gibi değil!

Özür
Sonra da özür bu kabahatten, bu terbiyesizlik ve küstahlıktan da büyük. Ayalon, konuşmadan önce odaya davet edilen TV kameraları önünde Türk Büyükelçi’yle tokalaşmasını isteyen gazetecileri reddedip, Çelikkol’un anlamaması için, özellikle İbranice olarak, “Biz yüksekte oturuyoruz ve masada sadece İsrail bayrağı var. Ayrıca biz gülümsemiyoruz, bunlara dikkatinizi çekerim” diyor! Yani hesaplı bir ayıp!
Büyükelçi İbranice sözleri anlamamış olsa bile, oda düzeni muhakkak dikkatini çekmiş ve rahatsız etmiştir!
Bu, diplomaside görülmemiş, utanç verici bir durumda ve o şartlarda, Sayın Çelikkol’un, nasıl hareket edeceği hakkında dışarıdan hüküm vermek çok güç. Ama yerinde ben olsam kalkar kapıyı Bakan yardımcısının yüzüne çarpar, çıkar giderdim. Avakibi(meydana gelecek neticeler, sonuç) ne olursa olsun.

Koltuk ve kaftan
Bu olay bana rahmetli Ömer Seyfettin’in, “Pembe İncili Kaftan” öyküsünü hatırlattı. İran Şahı, Osmanlı Devletini, nezdine gönderilen Türk Elçisi üzerinden küçük düşürmek ister. Osmanlı Devletinin başında İran ile başı beladadır ve  bir Elçi gönderilmesi gerekir. Gönderilecek elçi cesur, ölümden korkmayan, devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıdır. Akla, Muhsin Çelebi gelir. Muhsin Çelebi cesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, akıllı bilgili, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyen, bir baba yiğittir. Çelebi, sadrazamın emri üzerine huzura gelir. Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez. Sadrazam kızar ama ona elçilik teklif eder. Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder. Elbette ki bu büyük devletin elçisi; atları, hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıydı; Muhsin Çelebi, yolculuk masraflarını bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan borç aldığı on bin altınla karşılar ve çarşıdan kumaşı Hint’ten, incileri Venedik’ten gelme; Şah’ın hayatında göremeyeceği Pembe İncili Kaftanı sekiz bin altına alır. Muhsin Çelebi, başı dik göğsü ilerde Şah’ın huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şah’a uzatır. Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Şah bunu kasten, Elçiyi ayakta bekleterek Onu ve Devletini küçük düşürmek için düzenlemiştir. Muhsin Çelebi o göz kamaştıran “Pembe İncili Kaftanı” tahtın önüne serer ve üzerine bağdaş kurup oturur. Şah, vezirleri, komutanları şaşırmışlardır. Muhsin Çelebi gür sesiyle, “Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini” söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır. Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri, kaftanı arkasından getirir. Muhsin Çelebi sesini yükselterek “Bir Türk, asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz” der ve arkasına bakmadan temenna etmeden oradan ayrılır. “Hayal ürünü, hamasi bir öykü”  diyeceksiniz. Belki öyle, ama biz, bir zamanlar işte böyle idik. “Muhsin Çelebiler” vardı!
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş