PKK’nın ’devletleri’yle görüşebiliriz!

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ
Kısa süre yönettiğim Türkeli gazetesinde, 1996 yılında Abdullah Öcalan için birinci sayfada özet olarak şöyle yazmıştık: “PKK lideri dünyanın neresindeyse bulunup derhal öldürülmeli. Liderleri yok edilen örgütler süreç içinde çökerler. Bu bebek katilini öldürmeyen devlet yetkilileri tarih önünde sorumludurlar”
Ne oldu? Bırakınız, yurt dışında bulup yok etmeyi; yakalayıp Türkiye’ye getirdikten sonra, Türk milletinin vergileriyle ömür boyu beslemeye başladık! (İliştiri: Burada -darbe yönetimine övgü olarak değil ama- bir gerçeği de belirtmek zorundayım. Doğrudur; 1980 darbesi -din tüccarları dışında- hepimizi perişan etti; ancak, o dönemde, ASALA’nın canımızı yakan eylemleri, özellikle Fransa ortamında gelişen ‘olaylar’ sonucu bitti... Şu da var ki; ASALA bitince, emperyalizm anında PKK’yı devreye soktu.)
Aslında PKK konusunda yazmak istemiyorum. Devleti ‘tüccar’ olarak algılayan bir zihniyetin bu konuda yapacağı bir şey olamaz. Çuval olayında “Nota verilsin!” feryatlarına “Müzik notası mı veriyorsun” diyen bir algılama ortamında benim yazacaklarımın -gülünüp geçilmesine razıyım da- deli saçması gibi karşılanmasından korkarım... Ama, bu konuda son kez yazmak zorundayım. Yazmazsam kendime olan saygımı yitiririm.
Yıllardır; illerimiz, ilçelerimiz, kasabalarımız, köylerimiz PKK’nın şehit ettiği canlarımızı toprağa veriyor. Ateş sadece şehit evine değil, hepimizin ocağına düşüyor. Bu zalim zamanı Türk ordusu tek başına durduramaz. Durduramıyor da. Çünkü terörle mücadele tek başına ordunun işi değil. Türk ordusu savaş yeteneği bakımından dünyanın bir numarasıdır; bunu hepimiz biliyoruz. Doğrudur; ‘zor’ her zaman oyunu bozar! Ancak, nizamî orduların sayı, silah, teçhizat bakımından terör örgütünden çok üstün olması, terörü bitireceği anlamına gelmez. Ordu, kendi ‘zor’unu elbette kullanacak. Esas olan, devlet dediğimiz o büyük güç, elindeki ‘zor’ları topyekûn devreye soktuğu zaman terör, bıçak gibi kesilir. Tıpkı ASALA örneğinde olduğu gibi!
Devlet’in elindeki güçler, yani ‘zor’lar çeşitlidir. Devletçe; diplomatik, ekonomik, psikolojik ve diğer gerekli eylemlerin, açık veya örtülü biçimde, her alanda, PKK koruyucusu ülke ve şahıslara kullanılmasını da ‘zor’ uygulaması olarak değerlendiriyorum.
Bir savaş içindeyiz. Bu iş artık çok uzadı. Savaşın kazanılması, mücadeleye ‘topyekûn’ katılım ister. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti elindeki tüm güçleri hedefe yöneltmelidir. Tıpkı, Lüdendorf’un ortaya attığı ve dünyada ilk kez Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda uygulanan “topyekûn savaş” gibi...
Dünyanın 17. büyük ekonomisi olan bu ülke bu savaşı kazanır! Terör örgütüyle ‘pazarlık’ yapılamaz! PKK bir maşadır. PKK’yı üstümüze salan, koruyan, besleyen; kısacası, PKK aracılığıyla Türkiye’yle savaşan devletler belli... Görüşmek, anlaşmak gerekiyorsa, PKK’nın devletleriyle ‘gerçekten’ görüşülmeli. Alınan yanıt olumsuz veya oyalama içerikli olursa; Türkiye, ‘zor’larını o devlete karşı akıllıca derhal kullanmalı. PKK’nın ‘devletlerine’ ya bir şeyler vereceksin; ya da zor kullanacaksın. Onlar başka dilden anlamazlar. Nitekim askerini Irak’tan çekme telaşındaki -örtülü PKK destekçisi- bir devletin bize şirin görünmek için, PKK’nın sözde liderlerini yıllar sonra birden hatırlayıp, “Uyuşturucu Baronu” ilan etmesi gibi...
Haftaya buluşmak dileğiyle, esen kalın.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş