Portakal’dan Koza’ya sinema...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

ABD’nin dünyadaki emperyal hedeflerine ulaşmadaki en önemli unsur Hollywood’da kurdukları sinema endüstrisidir. Psikolojik harekât, algı operasyonu, istihbarat ve propaganda metotlarının en gelişmişleri kullanılır. Sanatın en önemli dallarından olan sinema için Amerikalıların sanat kaygısı yoktur. Her halükarda kilise, bayrak, adalet ve güç sahneleriyle  “büyük” lüklerini kanıtlama peşindelerdir. Film senaryolarının hemen hepsinin Pentagon tarafından onaylandığını hatırlatmaya bile gerek duymuyorum. Ülkemizin bu konudaki perişan haliyle ilgili değerlendirme yapmaya da gerek duymuyorum. Sanatın tüm dallarında olduğu gibi sinemanın devlet tarafından desteklenmesi de siyasallaştı. Seyircinin gidip izlemediği filmlere ve yandaşlarına para desteği veriyor AKP. Lakin Türk sinemasının bu talihsiz kaderi yeni değil. Türk sinemasının merkezi İstanbul. Dünyanın en büyük şehirlerinden biri olmasına rağmen film festivaline bile ev sahipliği yapamıyor. Bu yükü tam 50 yıldır Antalya, Altın Portakal ile üstlenmiş. Bir de 21 yıldır Altın Koza ile Adana... İstanbul’un yanında İzmir, Ankara, Bursa Türk filmlerine ya da uluslararası sinema festivaline ev sahipliğini aklından bile geçirmiyor. Turizm sektörü henüz oluşmadan Antalya’nın portakalı, Adana’nın pamuğunun tanıtımını da hedefleyen festivaller ile bu illerimizin marka değeri arttı. Geçtiğimiz ay Adana’da gerçekleşen Altın Koza’ya MHP’li Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü önemli katkılar yaparken, asla siyasi ayrım yapmadı. Antalya’da ise AKP’li belediye festival daha başlamadan belgesel eserlerle ilgili sansür uygulayınca jüri isyan edip çekildi. Böylece belgesel tarzı filmler yarışma şansı bulamadı. AKP’ye katılmadan önce piyano çalıp, basketbol oynayan Menderes Türel’in yeni giydiği gömlek, Türk sinemasının kaderini belirlemeye dar gelir. İstanbul’da Boğaziçi, İzmir’de Efes, Bursa’da Uludağ, Ankara’da Eti adlarıyla yeni ve uluslararası boyutta film festivalleri, özel şirketlerin katkılarıyla gerçekleşmeli, yapımcı ve oyunculara maddi destek verilmelidir.

Maksadımız “Türk sineması nasıl kurtulur” tartışmasını başlatmak değil. “Marka Şehir” iddiasında olan illerimizin yöneticilerine diledikleri takdirde yüzlerce yeni proje önerilebilir. Lafı uzatmadan (Cumartesi) bugün açıklanacak olan Altın Portakal ödüllerine gelmek istiyorum. Festival bugüne kadar çoğunlukla magazin ve televole görüntüleriyle anıldı. Oysa her açıdan çok başarılı sinema filmleri var. Filmlerin sanat, yönetmenlerin zekaları ne yazık ki gölgede kalıyor. 1 Ekim 2014 günü Nihat Genç Odatv.de  “Anarşist mizah geliyor, Altın Portakal jürisinin işi çok zor” başlıklı bir yazıyı kaleme almıştı. Genç’in edebiyatçı kimliğini hatırlatmama gerek yok. Her şeyden önce seçkincidir. Kolay beğenmez. Filmin yapımında görev alan çok değerli bir arkadaşımın talebiyle filmi ilk önce bilgisayarda Nihat Abi ile beraber seyrettik. O’nun keyifle kahkaha atışına ilk defa tanık oldum. Sonuçta  “Ofli Hoca” Nihat Genç’in kitabının adı. Filmin adı da “Oflu Hoca’yı Aramak” (OHA) olunca, O’nun görüşlerini yapımcısı ve yönetmeni Levent Soyarslan merak ediyordu. Lezzetli bir yemek eşliğinde seyrettiğimiz filmi bir kez durdurup hararetle tebrik ettik, anarşist mizahın yapımcılarını... “Film, yeni türemiş görgüsüz zenginlerden ve ideolojik İslamcılıktan “ayı sahnesi” ile Türk gençliğinin intikamını kudurmuş bir vahşilikle alıyor”  diyen Genç  “Film dereler gibi neşeli akıyor, tek bir monoton sahnesi yok, gerçek bir “sinema-siyaset” savaş ve meydan okuması. Yıllar var ki kendimi tam da böyle sıkı bir makaraya bağlanmış bir kahkaha fırtınasında bulmamıştım. Demek ki içimiz dolmuş ve patlatan sert bir politik mizah bekliyormuşuz” sözleriyle değerlendiriyor. Antalya’daki gösterimi sırasında seyircinin en çok alkışladığı bu film eğer jüri tarafsız kalabilirse, ödüllerin büyük bir bölümünü alır. Malum medyanın üfürmelerine rağmen kendilerini tekrar ettikleri için beklenen seyirci kitlesini salonlara çekemeyen filmlerin aksine bu eser, rekor kıracak. Gezi direnişinin orantısız zekaya sahip gençliği bu filmle beraber mizahta yeni çağ açacaktır. Türk sinemasının seçkileri arasında bulunan  “Arabesk, Züğürt Ağa, Kabadayı, Hababam Sınıfı” gibi filmleri sollayıp zirveye ulaşacağına inandığım “Oflu Hocayı Aramak” 50 yıl boyunca bıkıp-usanmadan keyifle izlenecek “klasik”ler arasında yerini almış olacak. Rekabet kaliteyi getirir. Bu film Türk sinemasına yeni bir soluk getirirken, yapımcılara seyirci sorumluluğunu da hatırlatmış olacak. Yolları da, bahtları da açık olsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları