Pragmatik Müslümanlık...

A+A-
Ahmet SEVGİ

"Pragmatik" kelimesini sözlükler: "Faydaya yönelik, faydacı" diye açıklar. Malum, Pragmatizm (faydacılık) diye adlandırılan ve iyinin/doğrunun mihengi faydadır diyen felsefî bir akım da var. Biz burada "faydacılık" nedir, ne değildir konusuna girecek değiliz. Sadece, Müslümanların dine pragmatik (faydacı) bir gözle bakıyor olmalarının doğru mu, yanlış mı olduğunu tartışmak istiyoruz...

Din, insanlara dünya ve âhiret saadetini vadettiğine göre Müslümanların hem dünya hem de âhiret için çalışmaları gayet tabiîdir. Ancak, özellikle rızâen lillâh (Allah rızası için), hasbeten lillâh (karşılık beklemeden) yapılması gereken ibadet ve tâatlerin pragmatik (faydacı) bir yaklaşımla ifa edilmesi doğru mudur?

Nâbî'nin (ö. 1712):

"Yok bî-garaz muâmele ehl-i zamânede//Kimse ibâdet etmez idi cennet olmasa." beytinde işaret ettiği gibi, cennet nimetlerine kavuşabilmek için yani pragmatik bir gaye ile kılınan namazlar, yapılan ibadetler Allah indinde makbul müdür?.. Allah bilir diyeceksiniz. "Allah bilir ama kul da sezer" demiş atalar. Kanaatimizce, cennete gitmek için namaz kılınmaz (Namaza dururken nasıl niyet ettiğimizi hatırlayalım: Niyet ettim Allah rızası için...), cennete gitmek için oruç tutulmaz, cennete gitmek için zekât verilmez. Kısacası, pragmatik gayelerle ibadet edilmez. Cennet amaç değil sonuçtur... Siz namaz kılarak, oruç tutarak, zekât vererek ilh... nefsinizi terbiye eder, güzel ahlâkla ahlaklanır ve kâmil insan olursunuz, Allah da sizi öbür dünyada cennet nimetleriyle ödüllendirir. Lakin siz dinin dünya ile bağını koparır yani ibadetlerin nefsi terbiye ederek dürüst ve hakperest insan tipi yetiştirme gayesini göz ardı ederseniz yaptığınız ibadetler zamanla pragmatik âdetlere dönüşür.

Alnı secdeden kalkmayan fakat hak, hukuk, adalet, kul hakkı ve beytülmal konusunda aynı hassasiyeti göstermeyen insanların pragmatik din anlayışı İslâm'la ne ölçüde bağdaşır?

Rivayet ederler ki bir gün komşuları Rabia Hatun'u, bir elinde ateş, diğer elinde su dolu kova olduğu halde koşup gitmekte olduğunu görürler. Nereye gittiğini sorduklarında:

-"Gökyüzüne gidiyorum. Ateşi "cennet"e atacağım, suyu da "cehennem"e dökeceğim. Ta ki ikisi de ortadan kalksın ve asıl maksat belli olsun. İnsanlar bir mükâfat ummadan ve bir cezadan korkmadan Allah'a ibadet etsinler" cevabını verir.

Görüldüğü üzere, cehennem korkusuyla yahut cennet arzusuyla yapılan ibadetlerin makbul sayılmadığı eskiden beri söylenmektedir. Çünkü İlâhî emir ve nehiylerin bir hikmet-i teşrîiyesi (vaz oluş gayesi) vardır. Söz gelimi kıldığınız namaz sizi kötülük yapmaktan alıkoymuyorsa birtakım mekanik hareketler olmaktan öteye geçmez. Bu hakikati Yunus Emre şöyle dile getirir:

"Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil//Yetmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz değil."

Diğer taraftan, pragmatik Müslümanlığın bir dünya ayağı var ki Allah korusun insanı dinden çıkarır. Makam-mevki elde edebilmek için devlet büyüklerinin safında namaz kılmak veya onlarla iftar sofrasına oturabilmek için can atmak... Esasen bu tip davranışlar pragmatik Müslümanlığı da aşar. Gizli şirk de denilebilir buna...

Kısacası; İslâm'da esas olan ihlastır, samimiyettir, güzel ahlâktır. Riyanın, çıkarın, dalkavukluğun olduğu yerde Müslümanlık olmaz. Rızâen lillâh, hasbeten lillâh... İşte bizim kıblemiz...   

***

 

ACZİMİN GİRYESİ:

 

"Müslüman, menfaat için ibadet eder oldu,

Cennet köşküne beş vakit âidat öder oldu."

                                            (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları