"Prof. Dr. Hüseyin Ayan Armağanı..."

A+A-
Ahmet SEVGİ

Her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Dışarıdan bakıldığında çok rahat gibi görünen öyle işler vardır ki hakikatte hiç de öyle değildir. Kamuoyunda en rahat meslek olarak bilinen öğretmenliğin/hocalığın sıkıntılarını gelin bir de hocalara/öğretmenlere sorun... Ama gel gör ki zamanın birinde, ummadığınız bir yerde, tanımadığınız birisinin “Hocam ben öğrenciniz filan...” diyerek elinizi öpmeye kalkması yok mu?.. Çektiğiniz bütün sıkıntıları bir anda unutuverir ve “İyi ki böyle bir meslek seçmişim” dersiniz içinizden... Özellikle üniversite hocalarına bu yüce duyguyu tattırmanın bir başka yolunun da onlar için çıkarılan “armağan kitaplar” olduğunu düşünüyorum. Hele bu armağan kitaplar bir de “hocalar” ın sağlığında çıkarılabilmişse çok daha anlamlı olmaktadır.
“Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi” nin 1000 küsur sayfa tutarındaki 39. sayısının (Erzurum 2009) Prof. Dr. Hüseyin Ayan Bey’e tahsis edilmiş olması takdire şayan bir vefakârlık örneği olmuştur.
Söz konusu dergi, sunuş yazısını müteakip “Prof. Dr. Hüseyin Ayan’ın Hayatı ve Kişiliği (s.1-30)”, “Dost ve Öğrencilerinin Anılarındaki Prof. Dr. Hüseyin Ayan (s.31-71)”, “Eserleriyle Prof. Dr. Hüseyin Ayan (s.73-134)”, “Bilimsel Makaleler (s. 135-1010)” ve “Prof. Dr. Hüseyin Ayan’ın Albümünden (s. 1011-1038)” olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır.
Eserin sunuş yazısında Prof. Dr. Pervin Çapan şunları söylüyor:
“...Hocamızın hayatındaki, bir armağan kitabın ruhuna uygun olan pek çok anlamlı zamanı kaçırmış veya geçirmiştik. Bu zamanların içinde ilim yolunda harcanan 60 yıl, ardından gelen emeklilik ve 80 yıla varan muhteşem hayat tecrübesi de vardı. Bütün gecikmişliğimize rağmen hayata geçirdiğimiz bu proje, ümit ederim ki hocamızı emeklilik günlerinde mutlu eder. Biz vefakâr olmayı, başarılara kapı açmayı ve başarılarla gururlanmayı kendisinden öğrendik.”
Prof. Dr. Hüseyin Ayan Bey’le ilgili çok güzel bir yazı kaleme alan eşi Prof. Dr. Gönül Ayan’ın şu ifadelerini nakletmeden geçemeyeceğim:
“Hüseyin Ayan’ın gençliği Türklük mücadelesi ile geçmişti. Türkiye’de olmak ve yaşamak onun için ulaşılmazı ulaşır kılan bir mucize idi. Öyle ki Şumnu’da eğitim ve öğretim gördüğü zamanlarda Sofya’da bulunan elçilik binasının gönderinde asılı Türk bayrağını görmek için sık sık, yaya 12 saat çeken yolculuk yaptığını büyük bir zevkle zaman zaman söz konusu ederdi. Bu bayrak özlemi bütün yurtdışı seyahatlerimizde de söz konusu olur, muhakkak seyahat çantasının uygun bir gözüne Türk bayrağı büyük bir özenle yerleştirilir.”
Prof. Dr. Hüseyin Ayan Armağanı’nda birbirinden güzel bilimsel makaleler de yer alıyor. İsterseniz eserin o bölümünden de tefeül usulü bir paragraf aktaralım:
“Bâkî, 16. yüzyılda Klasik Türk Şiirini” şekil yönünden mükemmeliyete taşımanın yanında ona “muhteva” zenginliği de kazandırmıştır. Diğer bir ifadeyle Bâkî, şiirlerine yer yer içtimai hayatı, hatta insanlar arasındaki sosyal farklılıkları da taşımasını bilmiştir. Bâkî’nin “ancak” redifli gazelinde insanlar arasındaki bu farklılıkların çok güzel dile getirilmiş olduğunu görüyoruz...”
Sözün özü; bizim kültürümüzde hocalığın ayrı bir yeri vardır. Ana-babadan sonra en çok hoca hakkı üzerinde durulur. Hatta bazıları hoca hakkını ana-baba hakkından da ileri görür. Nitekim “Hoca hakkı Tanrı hakkı” diye de bir sözümüz var. Günümüzde unutulmaya yüz tutan “hoca hakkı” nı hatırlamamıza vesile olan bu anlamlı çalışmayı hazırlayanlara ve özgün makaleleriyle katkıda bulunanlara teşekkür ederiz. C. Allah, hocamız Prof. Dr. Hüseyin Ayan Bey’e sağlıklı ömürler versin..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları