Provokasyonu bırak, hudut kapılarına bak

İsrafil K.KUMBASAR

Garip bir tecelli mi demek gerekiyor, yoksa ‘kaba montajı’ tamamlanmak üzere olan filmin yürek burkan fragmanı mı, insan karar vermekte zorlanıyor.
Anlaşılan o ki bir takım şeyler iktidar sahiplerinin inisiyatifi dışında ve ‘onları da şaşkına uğratacak’ biçimde evrilip, gündemde kendine yer buluyor.
Tepeden tırnağa herşeye hakim olduklarını vehmedenler, bir ‘dolma kalem’ yazarın sahip olduğu bilgilerin neden ‘kendilerinde’ bulunmadığına hayıflanıp, topu yine bildik yerlere atıyorlar.
Artık mide bulandıran ‘anahtar’ kelime provokasyon.
İşin içinden çıkamadıklarında, ‘dün’ söyledikleri ile ‘bugün’ geveledikleri çelişkiler arasında bocaladıklarında, hep aynı basma kalıp ifadelerle duruma açıklık getiriyorlar:
- “Bu bir provokasyondur. Yeni anayasanın önünü kesmek istiyorlar.”
Zavallılık mı desek, kendini kandırma mı?
Daha bir hafta önce, hükümetteki bir Bakan aynen şu ifadeyi kullanmıyor muydu:
- “TSK kademesindeki terfiler, MİT ve polisteki yapılanmalar; terörle mücadelede daha etkin olmamızı sağladı. Terörün üzerine azimle gideceğiz.”

***


Terörle mücadele edenlere karşı yürütülen ‘kara propagandayı’ bir hatırlayınız.
Kentlerin göbeğinde şüphelileri çevirip kimlik soran polisten, canı pahasına vatan için mücadele veren askere herkes bir şekilde ‘zan altında’ bırakılıp adeta bölücülerin ekmeğine yağ sürüldü.
- “Efendim insan hakları ihlal ediliyor, devlet kendi vatandaşına hor davranıyor.”
Bunlar en hafif ifadelerdi ve işin ucu terörle mücadele edilenlerin ‘hedef haline’ getirilmesine kadar varmıştı.
Evlerinden çıkan kaç güvenlik görevlisi, kafalarına sıkılan ‘tek kurşun’ ile katledildi.
Herhalde bunların ‘insan haklarından’ anladığı, eline silahı alıp dağa kalkanları himayeden ibaretti.
Onlarca insanın içine ‘bomba’ ile dalan tipleri bile insan hakları adına savundular ama ‘devletin verdiği görevi’ yapmaya çalışanlara sürekli kara çaldılar.
O stratejinin temel hedefi güvenlik güçlerini ‘aciz’, ‘kaba’, ‘kıyıcı’ gösterip terörle  sözüm ona hak arayanların elini rahatlatmaktı.
Bunda hayli başarılı oldukları da söylenebilir.

***


Haftanin’de 35 kişinin ölümüyle son bulan dram aslında Türkiye üzerinde oynanan oyunların ipuçlarını taşıyan bir tür laboratuvardır.
Ne öyle “Hata yapıldı” diye geçiştirilecek bir durum vardır ortada, ne de “İşte kaçakçı çoluk çocuk bunlar” denilerek üstü örtülecek hafif bir adli vaka.
Son olaydan da anlaşıldığı üzere, sınırlarımız bir tür ‘örtülü’ pazarlık sonucu ‘yol geçen hanına’ dönmüştür.
Kim, kimin malını hangi yöntemlerle ve ‘nelerin karşılığında’ Irak’ın kuzeyinden ülkeye getirip pazarlamaktadır? O malların ‘gerçek sahipleri’ kimlerdir? Terör örgütü bu alışverişten ‘yüzde kaç’ almaktadır?
Adı konulmamış bir ‘entegrasyonun’ öncü çalışmalarıyla karşı karşıya olduğumuz aşikar.
Belli ki, bir takım güç sahipleri o bölgede sınırı falan ‘fiilen’ ortadan kaldırmış. “Al gülüm, ver gülüm”, işler tıkırında.
Bu bir devlet için vahim tablodur. Ama tablonun vahameti ‘hudut kapıları’ ile sınırlı değil. Bugün İstanbul’un hangi sokağına baksanız, 10’ar metre arayla ‘kaçak sigara/tütün’ satanları görürsünüz.
Tezgah,Uludere’den Sultanahmet’e uzamaktadır.

***


Öyle hadiseye ‘esrarengiz’ bir hava verip,  “Anayasa engellenmek isteniyor”  falan filan zırvalarıyla gerçeğin perdelenmesi, bu memleketin hayrına olmayacaktır.
Bırakın şu ‘provokasyon’ palavralarını da, Eminönü’ndeki bir kaçak sigara tezgahından yola çıkın, iz sürün. Bakalım bu ‘duman altı’ sizi nereye götürecek?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş