Psikolojik savaşta Türkiye niçin yok?

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Günümüz savaşlarının en etkilisinin, psikolojik savaş olduğu söylenir. Aslında bu, asırlardan beri bilinen ve uygulanan bir strateji. Buna göre, eğer savaş düşman askerlerini öldüre öldüre kendini savunamayacak sayıya indirerek kazanılıyorsa, bu bir vahşettir. Eğer savaş, düşmanın imkan ve kabiliyetlerini kullanamayacak şekilde kafası karıştırılarak kazanılıyorsa sanattır. Demek oluyor ki savaşların bir silahlı, bir de psikolojik yönü var.

Gerçekten insanın kafası karıştırılırsa, ne düşüneceğini, ne yapacağını, kendini nasıl koruyacağın bilemez. Bugün bunun adına psikolojik savaş diyoruz. İlmi metotlarla hazırlanmış, sistem bütünlüğüne sahip ve uzmanlarca uygulanan bir savaş türü. Çağımızda, bu silahı en yaygın ve etkili şekilde kullananlar ise, malum saldırgan devletler, yani emperyalistler. 

Bunların ülkemizde uyguladığı savaş hem silahlı, hem psikolojik. Peki ülkemiz psikolojik harekata ve bunun öncü gücü terör örgütlerinin saldırısına karşı ne yapıyor? Cevabı çok basit ve net. Hiçbir şey yapmıyor, yapamıyor.Yoğun ve etkili saldırılar artarak sürüyor.

Bu acı gerçeği görmek için, başta siyasi iktidar olmak üzere, güdümüne aldığı medyaya, gönüllü destekçi 2. cumhuriyetçilere ve diğerlerine bakmak yeterli. Sanki psikolojik harekatın neferleri. Neler yazıp, neler söylemiyorlar ki? Çok  da  “başarılı” lar. Kafalar iyice karıştırılmış, halk neler olduğunu, işlerin neden her gün daha da kötüye gittiğini bir türlü anlayamıyor. 

Peki bu hale nasıl düştük? Türkiye bilgisiz ve beceriksizliğinden mi psikolojik saldırılara karşı koyamıyor? Örneklerle anlatalım. AB  “süreci”  denilen tılsımlı dönemde, kurumlar ve kurallar geliştirilip güçlendirileceği yerde, bir bir budandı. Bir MGK Genel Sekreterliği vardı, yasası değiştirilip kuşa çevrildi. Psikolojik Harekat Dairesi vardı kaldırıldı. Şimdi bu görevi yapacak hiçbir kurum kalmadı. Sekreterliğin görev alanı iyice daraltıldı. Kurul 1 ay yerine 2 ayda bir toplanır hale getirildi. Örgütlü suçlarda 20 yıllık birikime sahip DGM’ler kaldırıldı. Terörle Mücadele Yasası’nın terör tarifi değiştirildi, bölücülüğü yasaklayan maddesi iptal edilip, bölücülük propagandası serbest bırakıldı. CMUK dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen şekle sokulup, izleme ve sorgulama adeta yapılamaz hale getirildi. AB’de olmamasına ve Anayasa’ya rağmen TRT’de, yerel dillerde yayın başlatıldı. Bölücü terör örgütünün gazeteleri, haber ajansları ve dergileri serbestçe faaliyet gösterir oldu. Yeterli çekince konmadan  “İkiz sözleşmeler”  onaylandı.Uygulaması hiçbir ülkede olmayan, uluslararası antlaşmalar, iç hukukun üstüne çıkarıldı.

Bunlar da Türk Milleti’ne,  “demokratikleşiyoruz, özgürleşiyoruz ve AB’ye giriyoruz” diye yutturuldu.

İşte Erdoğan-Gül damgalı bu düzenlemelerle, Devletin elindeki psikolojik harekat imkanları alındı, düşmanın eli güçlendirildi, savunmasız kalan milletimiz büyük bir fitnenin içine terk edildi.
Bütün bunlar bilgisizlikten mi, başka amaçlar için mi yapılıyor? Gül’ün, Türkiye’yi  “dönüştürmek”  için,  “Dış siyasi dinamiklerle işbirliği yapmaya karar verdik”  sözünün anlamı ne olabilir? 
 Milliyetçisi, solcusu, liberali, muhafazakarı, dindarıyla kafası karışmış herkesin, bir kez daha düşünme vaktidir!.. 

NOT: Salı günkü yazımın son bölümü yer darlığı sebebiyle yayınlanamamıştı.Yazıda terörün amacı:  “İki kimlikli, iki dilli rejim”  demiştik.

İktidarın başı da aynen,  “Türkiye’de 27 etnik grup var, Türkler de bunlardan biri. Bunun için, devletin ve milletin kimliği ’Türk’  yerine ’Vatandaşlık’olmalı”  demiyor mu? Yani çok kimlikli yapı. Yani  “dönüştürme.”  İşte sıkıntının kaynağı.

İyi de, Dünyada kimliği  “vatandaşlık”  olan bir devlet var mı? Hayır. Her devletin bir kurucu milleti, her milletin içinde de değişik etnik gruplar var. Bunlar, ya zaman içinde milletle bütünleşir, ya da vatandaşlık yoluyla o milletten sayılır ve uyruğunda olduğu devletin egemenliğine ve kamu düzenine saygılı olur.
Evrensel hukuk böyledir. Etnik, mezhep, sınıf gibi alt unsurlara dayalı siyasi sistem asla kabul edilmez. Çünkü Millet etnisiteyi de temsil eder. İnsanlığın bulduğu çözüm, dünya sistemi böyledir.
Başbakan bu gerçeği görene veya hükümetin başından uzaklaşana kadar, bölücü terörle mücadelenin hakkıyla yapılması mümkün değildir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları