'Pütürlü zemin'de yürümek...

A+A-
Adnan İSLAMOĞULLARI

20. yüzyılın önemli filozoflarından Wittgenstein'ın bir sözüdür; "Yürüyebilmek için pütürlü zemine geri dönmeliyiz"...

Biz de pütürlü zemine geri dönmeliyiz, ayağımıza batacak dikenlere aldırmadan, süratimizin kesildiğine takılmadan yürümeliyiz...

Kendi dilimizle anlatmalıyız merâmımızı.

Kırk yıllık mücâdele geleneğinin, bu geleneğin oluşturduğu hayat tarzının, dostluk etme biçiminin, bu geleneğin şemsiyesi altında oluşan fikrî birikimin, zihnî mesâinin, yetişmiş kadroların oluşturduğu bir dil üzerinden konuşmalıyız.

Bizim hareketimizin 'hâtıraları' bile bir siyâsî ekolü ayakta tutmaya, dengeleri değiştirmesine kifâyet eder.

Bugüne kadar hangi siyâsî iktidar bizim 'bürokratik kadrolarımız'ı yok sayarak hareket edebilmiştir?

Hangimizin fihristinde bir genel müdür, bir müsteşar, bir daire başkanı, bir kaymakam, bir savcı, bir hâkim, bir vâli, bir vâli yardımcısı (ilâ ahir) ismi yoktur?

Hangi sağ iktidarın ya da sağ partinin üst kurulunda, kurullarında, ya da vakfın, cemaatin, derneğin müntesiplerinin arasında 'bizim eski arkadaşlarımızdandır' diye tavsif ettiğimiz isim ya da isimler bulunmaz?

Aslında bir zenginliğin üzerindeyiz, 'hazinelerin üzerinde oturanlar, hazinelerin kıymetini bilmezler' hükmünce kıymetinden ve belki de envanterinden mahrumuz.

Serveti sınırsız zannederek tüketiyoruz, harcıyoruz; zengin babanın kıymet bilmez şımarık çocuğu gibi.

Hareketin, '78 geleneklerinin tarihî terekesi, '80'lerin fedâkârlıkları ve birikimleri, '90'ların reel dünya algılarıyla beraber değişen daha bir matematik zekâ ile düşünen yetişmiş, meslek sahibi kadrolarından oluşan bu sacayağını topyekûn bir seferberliğe terfî ettirecek ve aralarında tesânüdü tesis edecek bir organizasyon, mevcut israfa, dağınıklığa, algısızlığa, idraksizliğe, iletişimsizliğe, paylaşımsızlığa çâre olabilir.

Bu hareketin yüzeysel anlamda yaşadığı "kaht-ı ricâl" problemi, aslında daha derinlerde bir problemin müsteârıdır. Bu yüzeysel "kaht-ı rical" probleminin kaynağı da bu neticedir, sebep değil. Kötü yönetimlerin neticesi.

Bu hareket, her bir ferdini bünyede tutabilmenin bir çâresini bulmak zorundadır, en azından aralarındaki uhuvvet râbıtası güçlü tutulmalı, aralarında güçlü bir iletişim ağı kurulmalıdır. Bu da, merkez ve yan kurumlarını güçlendirmesine bağlıdır. Bunun merkezinde de ocaklarımız vardır.

Vakıf, sendika, dernek her kurum, kuruluş, farklı ve ait oldukları zeminlerde bu hareketin söz edecek kürsüleri olacaktır, ne kadar çok kürsünüz var ise, o kadar farklı zeminlerde ve farklı kitlelere sözünüzü iletebileceksiniz demektir.

 Bu hareketin kategorize edilmiş bir kadro envanterinin/haritasının muhakkak çıkarılması, bu envanterin 'dar çevre hafızasındaki mahkûmiyeti'ne son verilmeli ve bu kadro envanteri bahse konu organizasyonun önemli bir unsuru olmalıdır. Bu, hâricimizdeki yapıların bizim değerlerimizi, bizim emeklerimizi sömürmesinin önünü de alacaktır. Kalbi bizimle çarpan, nabzı bizimle atan ama vücutları başka zeminlerde mesâi veren insan malzememizi bünyenin uzvu hâline getirmek hareketin kabiliyeti, eğer durum böyle değilse (ki değil) hareketin kabiliyetsizliğidir.

Bir yeni kuşak hareketi, bir yeni nesil hareketi, bir yeni gençlik hareketi, adına ne dersek diyelim, ama bir şey deyip buradan da işe koyulmak elzemdir. Çünkü, -belki hissedilmemekte- yeni nesillerin ilgi alanından çıkmakta gençlik hareketimiz. Gençlik hareketimizi de (ocaklarımız) bu açıdan bir câzibe merkezleri hâline getirmenin, yeni nesillerin algılarıyla örtüşen bir dizayna kavuşturmanın lüzumu da ortadadır. Bunun için de idealistlere iş düşmektedir (neredeler?).

Pütürlü zemin burasıdır.

Yürünecek pütürlü zeminde uzun yılların ihmâlleri, uzun yılların hataları, uzun yılların yanlışları, uzun yılların kırgınlıkları, uzun yılların sıkıntıları var ve bu uzun yılların yorgunluğu, yılgınlığı var...

Diğer taraftan, bu pütürlü zeminde uzun yılların birikimi, uzun yılların güzel hâtıraları ve uzun yılların tecrübesi de var.

İmdi, içinde bulunduğumuz kaotik süreci, 'en karanlık, ama aydınlığa da en yakın' zaman olarak telâkkî edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Bu sualin cevabı üzerinde düşünecek miyiz düşünmeyecek miyiz?

Yeni bir yorgunluğa yelken açacak mıyız, açmayacak mıyız?

Bu yorgunluğa yelken açarken ihtiyacımız olan rüzgâr, daha doğrusu kendi rüzgârımızı üretebileceğimiz rüzgâr türbinlerimiz var mı, yok mu?

Bu taşın altına elini koyacak, enerjisiyle, yüzüyle, kıdemiyle, kelâmıyla, liyâkatiyle, sevgisiyle, sabrıyla, mazisiyle, '78 kadrolarıyla sevgiye ve saygıya dayalı hukukuyla, '80 kadrolarıyla hukuku ve hâtıralarıyla, '90'lılarla mesâi arkadaşlıklarıyla, dostlukları ve hâtıralarıyla bu yorgunluğu enerjiye çevirecek bir lokomotif gücümüz var mı, yok mu?

Bu sualler üzerinde düşünelim diyorum.

Sâkin olalım ve düşünelim.

Gayreti, enerjisi, kelâmı, hedefi, programı olanlar, buyurunuz, 'dar kapı' ve 'pütürlü zemin' sizi beklemektedir. 

Yoksa, bu hareketin temel meselesi kongre değildir, bu kongre yapılacak ve bu yönetim değişecektir. Yeni gelen enkaz değil, tarihî bir sorumluluk üstlenecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları