Recül Efendinin ayakları

Ahmet B. ERCİLASUN

Aslında Recül adını hiç sevmiyordu. Ne demek yani Recül? Arapça derslerinden birinde hocası  “senin adının manası adam”  demişti. Adam da hangi adam? Kim olduğu belli değil; kimliksiz, kişiliksiz. Ömür boyu takmıştı bu isme. İnsanlar da bir tuhaftı. Birinci adı dururken niye ikincisini kullanıyorlardı ki? Oysa birinci adı ne kadar heybetli ve şahsiyetliydi. Hamza... Sahabenin en pehlivanı. Fakat insanlar tutturmuştu işte. Recül aşağı, Recül yukarı... Hiç olmazsa Âdem olaydı ikinci adı. İlk insan. Onun devrimci ruhuna ne kadar da yakışırdı. Neyse olan olmuştu ve zor da olsa bunu sindirmeye çalışıyordu.
Recül’ü sindirmeye çalışırken bir de ne görsün!... Küçücük ayakları hızla büyümeye başlamıştı. 36 numara ayakkabıları ne kadar rahat bulabiliyordu. Hâlbuki şimdi? Ayak numarası birkaç haftada 46’ya çıkmıştı ve hâlâ büyüyordu. Kunduracılar ayakkabı yetiştiremiyordu Recül Efendiye. Neyse ki 55 numarada ayakları sabitlendi.
Yeni ayaklarına yavaş yavaş alıştı Recül Efendi. Alışmakla kalmadı, yeni ayaklarıyla gurur duymaya da başladı. 55 numara, peh peh!... Hangi pehlivanda böyle ayak varmış ki? Ne Hamza, ne Zaloğlu Rüstem. Ne Koca Ali, ne Fırıldak Veli. Böyle bir pehlivan dünyaya gelmemiştir vallahi!
Yavaş yavaş herkesi ayaklarının altına almaya başladı. Yaltaklanan da diklenen de ayaklarının altındaydı. Ne ayaklardı ya rabbi! Adamların birini beşini değil, topunu birden altlarına alıveriyorlardı. Sonra adamları bıraktı, hizipleri, grupları, partileri ve de toplumları ayakları altına almaya başladı. Ne bu cılık culuk diyordu; hepsi ayaklarımın altında!...
Efsanelerdeki yaratığa bir zamanlar Tepegöz demişlerdi ya, şimdi Recül Efendi de efsaneleşmiş ve Kocaayak adını almıştı. Ne de güzel olmuştu ama!.. Nefret ettiği o isimden kurtulmuş; heybetlü ve de mehâbetlü bir isme kavuşmuştu. Tam da ismiyle müsemmâ dediklerinden olmuştu; ismi gibi ayakları vardı.
Bir zamanlar ayaklarının dibine oturduğu şeyhini hatırladı. Onun ayakları nasıldı acaba? Entarisi, dizlerinden bileklerine doğru uzandığı için pek de hatırlamıyordu. Ama o ayaklarda sanki bir sığınak bulmuştu ve o ayaklar kendi istikbaline o zaman pek de fark etmediği bir işaret olmuştu. İşte şimdi o bir Kocaayak’tı. Krem beyazı yüzlü, badem bıyıklı o genç delikanlı şimdi herkesi ve her şeyi ayaklarının altına alabiliyordu.
Sonra anacığını hatırladı. Anacığının ayaklarına nasıl da sarılıyordu. Hele abdest aldıktan sonra. Koşar ve henüz kurulanmamış o ayaklara krem beyazı yüzünü yapıştırıverirdi. Kurstaki hocalarından biri  “Cennet anaların ayakları altındadır”  diye bir hadis olduğunu söyleyince yaptığı işin ne kadar mukaddes olduğunu da anlamıştı. Şimdi artık anacığının ayaklarının altını öpüyordu. Hadis,  “analarınızın ayaklarının altını öpün” demiyorsa da fark etmezdi; o sarılıyor ve öpüyor öpüyordu. Kim bilir o ayaklardan ne gibi kokular alıyordu.
Demek ki küçüklüğünden beri ayaklara duyduğu hayranlık boşuna değilmiş. Anasının ayakları, şeyhinin ayakları. Sedirin üstüne tırmanan kedinin, kümesteki tavukların ayakları... Hepsinde bir hikmet varmış. Kendi küçücük ayaklarında da. Küçücük ayakların birkaç hafta içinde devasa bir boyut kazanması... Bu bir hikmetti elbette, hatta bir kerametti. Ve artık herkesi ve her şeyi o koca ayaklarının altına alabiliyordu. Hey gidi kimliksiz ve kişiliksiz Recül Efendi! Artık kim sana  “hop dedik”  diyebilir? Sen koca ayaklarınla kimliksizliğin dahi ne büyük erdem ve ne büyük fazilet olduğunu dünya âleme gösterdin. Sıkıca bas yere, sıkıca bas ki hiç kimse nefes alamasın; hiç kimsenin sesi soluğu çıkmasın. Yedi iklim, dört köşe nâmını işitsin; Kocaayak da amma koca ayakmış haaa... desinler. Hele bir de o koca dilin koca ayaklarına refakat ederse!.. Artık hiç kimse seni durduramaz. Öyle adalarla modalarla filan da uğraşmana gerek kalmaz. Dağları tepeleri de deryaları gölleri de aşar gidersin. Ayaklarla ve sadece ayaklarla nasıl baş olunduğunu cümle âleme gösterirsin. Recül Efendi sonunda, gerçekten baş oldu ve  “ayaklar baş oldu” deyiminin ne kadar da isabetli manalar taşıdığını bir kere daha ispat etti. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş