Referandum hangi kapıyı açacak?

A+A-
Özcan YENİÇERİ

ABD Başkanı Bush zamanında Büyük Orta Doğu Projesi devreye sokulmuştu. Bu projenin amacını ABD’nin o zamanki Dışişleri Bakanı, Cebeli Tarık’tan Hindistan’a kadar 23 ülkenin sınırlarını, rejimlerini ve sistemlerini değiştirmek olarak açıklamıştı. Bu proje dolaysıyla Türkiye’ye de bir “görev verildiğini” ve bu projenin “eş başkanı” olduğunu da bizzat Başbakan Erdoğan açıklamıştı. Yine Sayın Başbakan, “Diyarbakır”ın bu projenin parlayan yıldızı ya da merkezi olacağından söz etmişti.
ABD’de Bush gitti, yerine Obama seçildi. Obama, iş başına gelişinin yüzüncü günü dolmadan Avrupa üzerinden Türkiye’ye de geldi. TBMM’de bir konuşma yaparak üç önemli hususun altını çizdi: 1)Türkiye, Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile ilişkilerini geliştirmeli ve Türkiye’deki “Kürt azınlığa” haklarını vermeli, 2)Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkiler kurulmalı ve iki ülke arasında kapalı olan sınır kapıları açılmalı, 3)Başta Patriğin “ekümenik” sıfatının tanınması olmak üzere azınlıklıklarla ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.

Kürt açılımı ve anayasa değişikliği
Obama’nın bu ziyaretinin ardından AKP iktidarı, ilk iş olarak Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmek için meşhur protokolleri imzaladı. Ardından da Türkiye ile Ermenistan Dışişleri Bakanları, ABD, Rus ve İngiltere Dışişleri Bakanlarının nezaretinde Zürih Antlaşması’nı paraf etti. Yine iktidar, Türkiye ile Kuzey Irak Kürt Yönetimi arasında diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sıkılaştırdı. Bu bağlamda olmak üzere Türkiye Erbil’e Başkonsolosluk açtı ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani, Türkiye’ye davet edildi.
AKP iktidarı ABD’nin Atlantik Konseyi adlı kuruluşunun ortaya koyduğu görüşlerin benzerlerini “Kürt açılımı” adı altında devreye soktu. Halktan “Kürt açılımı”na itiraz geldikçe açılımda “yola devam” denilirken açılımın isminde değişmeye gidildi. “Kürt açılımı” oldu “demokratik açılım!”

“Kürt açılımı”na “kapı” aralanıyor!
Açılım, Habur’da meydana gelen gelişmeler sonrası rölantiye alınmış olsa da  “Kürt/Demokratik” açılımın önündeki büyük engelin TC Anayasası olduğu ortaya çıkmıştı. “Demokratik açılım”ın önündeki en büyük engel olarak Türk vatandaşlığını tanımlayan 66. madde, Devletin “dili Türkçedir” diyen üçüncü madde ve Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyetine, milli devlet vurgusu yapan “Başlangıç” bölümü değiştirilmeliydi. Ancak böylece  “Kürt kimliği” anayasaya girer ve anayasal güvence altına alınabilirdi.
İlk genel seçimini “Türban, ekonomik kriz ve YÖK”; İkinci seçimini “Cumhurbaşkanlığı seçimi için AYM’nin verdiği 367 kararı, 28 Nisan Elektronik Bildirisi” üzerine oturtarak kazanan AKP için yeni ve güçlü bir gerekçe lazımdı. 2011 seçimleri için bu gerekçe de Anayasa değişikliği oldu. Dikkat edilirse her seçim öncesi AKP’nin, kamuoyunu icraatlarını tartışmadan uzaklaştırmak için suni ve güçlü bir gündem yarattığı görülür. Bu seferki gündem Anayasa değişikliğidir. Başbakan “Bu anayasa değişikliği ile her şey” in bitmediğini, “2011 seçimlerinden sonra daha geniş tabanlı yeni bir anayasanın temellerinin atılacağını söyleyerek “şimdi kapıyı açıyoruz kapıyı” demiştir. Kapının “yerel yönetimleri güçlendiriyoruz” adı altında PKK’nın “demokratik özerklik” taleplerine açılmaya çalışıldığı açıktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları