Referandum sonucu ve MHP'den istifalar

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

1946 seçimleri 70 yılı geçmesine rağmen tartışılıyor. Üstelik "46 ruhu" denir. 16 Nisan referandumu en az 100 yıl tartışılır. Her tarafı şaibe olan bu referandum, iptal edilerek yenilenmediği takdirde Türkiye ve dünyada tanınmayacaktır. 94 yıllık Cumhuriyet'e bir "abidik gubidik" ile veda edeceğimizi zannedenler yanılıyor. Yüzde 1,5'luk farka kimse inanmadığı gibi bu seçimi en az yüzde 6-7'lik bir oran ile 'Hayır'cıların kazandığı su götürmez gerçektir. Zeka seviyemizle alay edenler matematik biliminden haberdar olmayanlar 689 bin 964 kişinin tercihini 'Hayır'dan yana yapması durumunda referandumun kazananın adresini biliyor. Kaldı ki "geçersiz oylar" neredeyse 1 milyon. 865 bin geçersiz oyun hangi gerekçelerle geçersiz sayıldığı meçhuldür. Bu 865 bin hangi haneye yazılmıştır. Siyasi parti seçimleri değildir. Mühür Evet ya da 'Hayır'a basıldığına göre neden geçersiz olur. Diyelim ki bazı insanlar protesto maksatlı farklı işlem yaptı. Bunun sayısı 100 bini bile bulmaz. Mühürsüz oy pusulası ve zarf miktarını ne resmi bir yetkili ne de emir kulları açıklayamadı. En az 2,5 milyondan bahsediliyor. 3 milyonu geçtiği kanaatimi kimse değiştiremez. Bu da 5-6 puan etmektedir.

***

Klasik "Geç gelen adalet, adalet değildir" ya da "Yanlış hesap Bağdat'tan döner" gibi sözlerin ardına sığınılamayacağı gibi "Atı alan Üsküdar'ı geçti" oldu bittisine de boyun eğmek mümkün değildir. Her şeyden önce Anayasaya aykırı olan seçim yasalarının KHK denen ucube ile değiştirilerek, radyo ve televizyonlardaki propaganda eşitliğinin ihlali bile tek başına bu referandumun iptaline yeter de artar. Bu suça ortak olanlar elbette tarih önünde hesap verecek. Dahası Anayasayı ihlalden yargılanacak. Hüküm giyecektir. Bunu zafer olarak nitelendirenlerin bilmem sokağa çıkacak yüzleri kalacak mı? 16 Nisan'ı hukuk, siyasi ve sosyolojik olarak mercek altına almaya devam edeceğiz. Sandıktaki oyların gasp edilmesi 16 Nisan'da Türkiye'de siyasetin yeniden yapılanması gerçeğini engelleyememiştir. Sokaktaki vatandaş, o günden itibaren yalnız olmadığını dahası azınlıkta kalmayarak daha fazla olduğunun bilincine varmıştır. Korku duvarı yıkılmıştır. Korku, korkutulmuştur kısacası...

Gelelim MHP'deki depremin artçı sarsıntılarına. Devlet Bahçeli, koltuğunun bekası adına MHP'yi siyasi tarihe gömecek anayasa değişikliğine "evet" diyerek yüklendiği misyonu yerine getirmiş olabilir. Ancak ülkücüler Bahçeli'yi affetmeyecektir. 1100 delegenin 700'den fazlasının talebini yerine getirmediği gibi yüzlerce il-ilçeyi görevden alıp parti binalarına kilit vuran Bahçeli'nin, MHP'ye oy verenlerin yüzde birini bile arkasından götüremediği ortaya çıkmıştır. Her yanı şaibeli referandumdan zafer çıkarma gayreti, müflis tüccar konumuna sokmuştur O'nu... AKP'liler bile Bahçeli ile kurulan ittifakın fayda yerine zarar getirdiğini ifade etmekteler. Aynı şekilde merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun siyasi mirasını çarçur eden Mustafa Destici ardından bir tek Alperen götürememiş, BBP seçmeni topyekûn Hayır demiştir. Yüksek İstişare Kurulu'nun kararına rağmen son dakika evetçisi konumuna düşen Destici orada bir dakika bile kalmamalıdır. BBP'den beklenen istifaların gelmeyişi Destici ile hesaplaşmak içindir. Bahçeli gibi direnmeye devam ederse dernek statüsüne bile inemez.

***

MHP'den istifaları tüm Türkiye heyecan, hüzün ve merak ile izliyor. Bugün sadece 4 profili ele alacağım.

Müsavat Dervişoğlu: Siyasi biyografisini ele almaktansa 80 öncesi Fatsa Ülkü Ocakları Başkanlığını, 80'den sonra Ülkü Ocakları Genel Başkanlığını hatırlatayım. "Kimseden ülkücülük dersi alacak durumu olmayan" Dervişoğlu, haksızlığa ve kötü gidişe Bahçeli karşısında Genel Başkan adayı olarak dikilmişti. O'nun kopuşu bizim "Yitik Kuşak" diye nitelendirdiğimiz 78'lilerin gemileri yakmasıdır.

Bir 78'li de Mustafa Pekdoğan. Kırıkkale Ülkü Ocağı Başkanlığını 80 öncesinde yaptı. Hapis yattı. Bayrağı düşürmedi. Belediye Başkanı oldu. MHP'nin MYK'sında görevliydi. "Sokakta yolumu çeviren ülkücülerin yüzüne bakamaz hale geldik. İstifa ederek ülküdaşlarıma son görevimi yapabildim." derken yüreğinin sızısının bakışlarına yansıdığını hissetim.

Av. Mehmet Tolga Akalın: 90'ların gençlik lideri. Trakya Beylerbeyi. Edirne'de Ocak ve İl Başkanı... En iyisi, Sevgili Cüneyt Öztürk'ün muhteşem yazısından okuyun.

Ve Musa Ertugan: Fedakarlığın sembolü demek bile onun için yeterli değil.

"Hedef ve Ülkü birliğimiz kalmadığı inancı ile istifa ediyorum" imzasını elleri ve yürekleri titreyerek atan bu yiğit insanları yüzlerce, binlerce, on binlercesi takip ediyor. Yüzbinler, milyona dayanırken Salı sallamalarında Bahçeli, gazete ve yazarlarını hedef alarak sütre gerisine saklanıyor. Ayıp!..

  • Yorumlar 10
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları