Rusya mı?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Sovyetlerin komünistliğin merkezi olduğu dönemlerde AKEL-Sovyetler işbirliğini “müşterek bir çerçeveye” oturtmak mümkündü de şimdiki Rusya’nın komünist AKEL partisinin propaganda organı Haravgi ile balayı yaşamasını anlamak mümkün değildir. Sovyetlerin eskiden iki NATO üyesinin arasını daha da açmak çabasını ve Akdeniz’e inmek için Makarios’tan yana ağırlığını koymasını da anlamak mümkündür de, bugünün Rusya’sının Kıbrıs konusunda gerçekleri bilmezden gelerek Rumların ve özellikle komünist AKEL partisinin hoşuna gidecek sözler söylemesini anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Meğer ki Güney Kıbrıs’taki Rus elçiliğinin maslahatgüzarı Aleksander Sierbakov’un Rusya adına değil kendi şahsı adına konuştuğu kabul edilmiş olsun.

Bu yazıyı Muratağa-Sandallar Atlılar ve ertesi gün Taşkent şehitlerini anma törenlerine katıldıktan sonra büyük bir acı içinde yazmaktayım. Güneyde “meşru Kıbrıs hükümeti” zannettikleri geçmişi masum insanların kanıyla kirli Rum idaresine akredite büyükelçiler 1963-74 yıllarının “insanlık suçu ve soykırımı” abidelerini ziyaret edip Kıbrıs Türklerine yapılanları anlamaya çalıştıklarına hiç şahit olmadık. Bu “rahatlarından başka bir şey düşünmeyen büyük insanlar” Kıbrıs meselesi nedir sorusunu sormaktan da korkuyorlar, çünkü bu soruyu sormuş olsalar rahatları kaçacak, hükümetlerine “Biz bunca yıldır soykırımı suçu işlemiş olanları destekledik” raporunu vermek zorunda kalacaklar.
Rusya’nın Güney Osetya’ya müdahalesini  Irak’ı ezip geçen ve “demokrasi transfer etti” diye övünen ABD’nin kınaması ne kadar “hesapsız”sa, Osetya’ya “yasal bir müdahalede bulunduğunu” savunan Rusya’nın Garantör Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini Rum ağzıyla eleştirmesi de o kadar anlamsız ve hesapsızdır. Sierbakov’un Kıbrıs’taki görev süresi dün başlamış olsa bile, yetenekli bir diplomat olarak, Kıbrıs meselesinin ne olduğunu, Rum liderliği tarafından hangi maksatla yaratıldığını ve bugüne kadar neden halledilmediğini bilerek konuşması gerekmektedir. Halbuki Haravgi’ye verdiği beyanat Kıbrıs konusunda ya bir kara cahil olduğunu ya da Rum propagandasını hiç düşünmeden “yoldaşlık adına” yutuverdiğini göstermektedir. Sayın Sierbakov, KKTC’de Türk makamlarından bilgi almış mıdır? Bu makamları ve partileri, Şehit Aileleri Derneği’ni, Mücahit Dernekleri’ni ziyaret ederek “Kıbrıs meselesinde ikinci taraf olan” Türk tarafı ile temas etmiş midir? Bilmiyoruz.
Haravgi’nin “Kıbrıs ile Güney Osetya’daki durum arasındaki benzerlik hakkında” sorduğu bir soruya bakınız Sayın Sierbakov ne cevap veriyor:

“İki olay arasında paralellik kurulması çabalarının dayanağı ve mantığı yoktur. Yabancı sloganları mekanik şekilde tekrarlamayan ve bilgi sahibi herkes bu iki sorunun kökenleri, tarihleri ve parametrelerinin farklı olduğunu anlaması gerekir... Çok önemli bir ’detayı’ele alalım... Burada Kıbrıs’ta yerli nüfus, BM Güvenlik Konseyi kararları ihlâl edilerek işgal altında bulunan ata topraklarına, kendi yurduna, kendi topraklarına dönmek istiyor. Ancak Güney Osetya’da Gürcü askerler ... küçük bir halkı zor kullanarak ata topraklarından, ata yurtlarından kovmaya çalıştı. Bu insanların evlerini yıktılar ve ikamet yerlerini ortadan kaldırmaya çalıştılar. İki durum arasında bir benzerlik bulmaya çalışanlar ya siyasi cahildirler veya kötü niyetlidirler. Ancak Kıbrıs-Rusya ilişkilerini zehirlemek isteyenler böyle davranabilir. Bu tür çabalara katkı koyanlar, Kıbrıs halkının çıkarları doğrultusunda hareket etmiyorlar”!

Sayın Sierbakov bu açıklamasıyla Kıbrıs konusunda Kıbrıs’ta tek değil iki eşit egemen halkın var olduğunu, 1960 Antlaşmaları’na göre Rumların seçtikleri Rum idaresinin Kıbrıs’ın tümünü temsil etmediğini, 1960 Cumhuriyeti’nin bir Ortaklık Devleti olduğunu, bunu yıkmış olan tarafın 1963’ten 1974’e kadar Türk ortağı yok etmek için onu devletin dışına attığını, evinden, yurdundan ettiğini, masum insanları katlederek toplu mezarlara koyduğunu bilmeyen bir siyasi cahil veya kötü niyetli olduğunu kanıtlamış bulunmaktadır. İnşallah söyledikleri şahsına aittir ve Rusya’nın görüşünü veya siyasetini yansıtmamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu “Kıbrıs cahilini” davet ederek kendisine gerçekleri anlatmasını beklemekteyiz. Yoksa Sayın Başbakan mı bunu yapar veya Sayın Dışişleri mi harekete geçer? Bekliyoruz.    

Yazarın Diğer Yazıları