Rusya nereye gidiyor?

Agah Oktay GÜNER

                Rusya'da siyasi rejim vaktiyle Çarlık'tı. Devletin ideolojisi Panslavizm'di. Rejim değişti. Sosyalist düzene geçiş mücadelesi başladı, oturdu; devletin ideolojisi yine Panslavizm'dir. Marksist sosyalist düzen yıkıldı, yeni bir geçiş dönemi başladı. Devletin resmi ideolojisi yine Panslavizm'dir.

                Ne savaşlar, galibiyetler ve mağlubiyetler ne de rejim değişiklikleri Rusya'nın resmi ideolojisini değiştirmedi, değiştiremedi. Ruslar Slav ırkı olarak daima millî hedefleri belli, bu hedeflere ulaşmak için kısa ve uzun vadeli planları olan bir millî şuur ve sorumluluğun sahibi oldular. Son Ukrayna istilası bu Panslavist planın gereğidir. Deli Petro bu planın büyük hazırlayıcılarındandır. Ruslar bizim Kıbrıs'taki başarısız ve gözü kapalı tutumumuz sebebiyle Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğal gaz yataklarına adeta el koydular. Yine Panslavist planın gereği Ukrayna'ya girildi. Kırım işgal edildi. Böylece Karadeniz'de ve Doğu Akdeniz'de Rus hâkimiyeti kurulmuş oldu.

                Rus uçağının düşürülmesinden sonra Rusya'nın Türkiye'ye karşı tavrı tesadüfi değildir. Uçağın düşürülmesi ayrı, ondan sonraki Putin'in tavrı apayrı 2 konudur. Türkiye ile Rusya'nın çok yönlü ilişkilerine rağmen bunların hepsini yok sayarak Türkiye'ye cephe almasının, olayı savaş çizgisine itelemesinin sebebi Panslavist ideolojinin gereğidir.

Panslavizm nedir?

Panslavizm, Rusya'nın özellikle Çarlık döneminde benimsediği, uyguladığı; bütün Slavları büyük ağabey Rusya'nın hakimiyeti altında toplamayı hedef tayin eden ideolojinin adıdır. Panslavizmin çıkışının temelinde Kırım savaşının ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığı yer almaktadır. Balkanlarda Osmanlı hakimiyetinin sarsılması ve yıkılmasında Panslavist ideolojinin adeta maşası olan Ortodoks kilisesinin rolü büyüktür. Bu ideolojinin 1. adımı Slav birliğinin sağlanması, 2. adımı ise sıcak denizlere inilmesidir. Sıcak denizlere inme hedefinde en önemli güç deniz kuvvetidir. Rus donanması Kırım'da Sivastopol Limanı'nı üs edinmiş, özel bir anlaşmayla Ukrayna hükümetinin muvafakatiyle buraya yerleşmiştir. Sivastopol Limanı, Rusya'nın güvenliği için çok büyük stratejik öneme sahiptir. Rusya'nın en büyük donanması Karadeniz'deki Sivastopol Limanı'nda üslenmiştir. Suriye'de Tartus Limanı'ndaki Rusya'nın deniz üssü, Lazkiye'deki hava üssü de Rusya'nın Akdeniz'deki varlığı açısından büyük önemi haizdir. Nitekim Rusya bu sebeple Suriye'deki savaşa fiilen dahil oldu. Böylece Ruslar pençelerini vazgeçilmez biçimde bu 2 mekana kenetleyerek her geçen gün koruma başta olmak üzere bütün tedbirlerini alıyorlar.

Sahipsiz kaldılar

                 Kırım'da da Rusları rahatsız eden Kırım Tatarlarının varlığıdır. II. Cihan Harbi sonrasında büyük zulümlerle Sibirya'ya gönderdiği bu insanlardan sağ kalanları Kırım'a dönmüş ve yaşama savaşına başlamıştır. Kırım işgal edilirken Tatarların sessiz kalması yaşadıkları, gördükleri zulüm sebebiyle susmaları çok zordu. Onları destekleyen bir güç de yoktu. Dış Türklere ve Türk ailesinden halklara AKP iktidarı gözlerini yumdu. Şimdi Kırım Tatarları Türk ailesinden olmanın, Müslüman olmanın bedelini çok ağır bir biçimde ödemeye başladı. AB ve ABD gözlerini yummuş, kulaklarını bu zulme isyan edenlerin seslerine tıkamıştır.

                Hiç şüphesiz Türkiye'nin Cumhuriyet'ten bu yana uyguladığı dış politika çizgisi takip edilseydi Rusya ile akıllı ve verimli diyalog kapısı açık tutularak Kırım Tatarlarına sahip olmak, Türk ve Rus ilişkilerini korumak mümkün olabilirdi. Bugün ne yazık ki AKP iktidarı döneminde dış politikamızın uğradığı hezimeti olanca gerçekliğiyle göremiyoruz. İktidarın nimetlerinden beslenen dalkavuklar ordusu her yere yalan perdeleri geriyor. 13 yılın sonunda ittifaklarımızın bünyesinde 13 yıl öncesine göre çok zayıf durumdayız. NATO'nun bize tavrı ortadadır. AB'nin Türkiye ile ilgili konulardaki soğukluğu isabetle değerlendirilmelidir. 13 yıl önce Rusların Panslavist ideolojisi sıcak denizlere inme hedefi yine vardı. Ama Türkiye'nin çok tecrübeli Dışişleri Bakanlığı'ndaki diplomat kadroları sağduyulu Dışişleri Bakanları dış politikanın en ince ve en küçük teferruatına teenni (acele etmeden soğukkanlı karar vermek) ile yaklaşarak köşeleri ahenkli bir biçimde dönmeyi başardı. AKP iktidarı döneminde itidal, teenni, basiret, durendişlik (ileriyi görmek, tedbirlilik) kavramları unutuldu. Sadece "Ben bilirim, ben görürüm, ben yaparım" anlayışıyla tecrübeli kadroların yerini bir tek "Ben" aldı. Tarihin hiç bir devrinde ve hiç bir devletinde "Ben" kavramına tapan, enaniyet ve kibir atına binmiş insanların hangi mevkide olursa olsun başarılı olduğu görülmemiştir. Biz de bu kaderi bütün acılığıyla yaşıyoruz.  Nefsimizi aklımızın gerisine almadan gerçeği görmek ve hakikate ulaşmak mümkün değildir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Yeni Çağ Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0212) 452 40 40 Faks : (0212) 452 40 58