Sadakat kiralamak mümkün değildir

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Kula kulluk maddi ve manevi bütün değerlerin inkârı anlamına gelir. Varlığını ya da insanlığını bir başkasının uşaklığına bağlamış olanlar önce insanlıktan çıkarlar. Şahsiyet sahibi olmak hür düşünmeyi ve kendi ayakları üzerinde yürümeyi zorunlu kılar. Birilerinin sırtında kene gibi yaşamak; uşaklığı ve kimliksizliği de beraberinde getirir. Bu bakımdan ülkü sahiplerinin fikirlere, değerlere ve davalara bağlanmak gibi mecburiyetleri vardır. Temelde bireyin hedeflere kilitlenmesi de şahıslara kendini adaması da bir kişilik ve seciye sorunudur. Zira her insan hangi ideolojik formasyona sahip olursa olsun sonuç itibariyle kendi türküsünü söyler.



Yapamadığı için karşı çıkmak!

Ezcümle haksızlık yapma imkânı bulamadığı için haksızlığı lanetlemek, aldatma imkânı bulamadığı için aldatanları yermek ya da çalamadığı için hırsızlığa karşı çıkmak da marifet değildir. Çünkü hatanın, ihanetin, entrikanın ve gafletin ideolojisi ya da dini yoktur. Erdem, ahlak ve fazilet kokan düşüncelere sahip görünenlerin ellerine geçen ilk fırsatta velinimetlerini dahi kesmeye kalkışmaları bütün dinler ve ideolojiler yönünden aşağılık olarak kabul edilen davranışlardır. Dünkü efendilerine bugün ihanet edenlerin, bugünkü efendilerine de yarın ihanet edeceklerinden akıl ve izan sahipleri kuşku duymazlar.



İnsanoğlunun doğası!

Özbekistanlı yazar Nur Ali Kabul tarafından yazılan “Unutulan Sahiller” adlı romandaki ibret verici cümleler bir kıymık gibi ilgililerin yüreğine saplanacak kadar dikkat çekicidir: “Ayağım üzengide olduğu günlerde herkes dostum, herkes benim iyiliğimi isteyen kişiydi. Benden akıllı ve tecrübeliler dahi gelip benden tavsiye isterlerdi. Ağzımdan çıkan ahmakça sözler dahi bir hikmet incisi olarak kabul edilirdi. Gölgeme selam verirler, akılları sıra beni göklere çıkarıp, neredeyse peygamber ilan etmeye kalkışırlardı. Bu ise bende hakarete uğramış insan duygusu yaratır, kendimden ve bu insanlardan nefret ederdim. Tanrım beni dostlarımdan koru. Beni başı üstünde taşımak isteyenler yarın bir gün kaldırıp yere çarpacaklardı ve ben bunu bilip, azap çekerdim. Dost bildiklerim başımı yediler... Kendisini dost sandığım, sırtımdan gün gören, ben kaçtıkça paçama yapışıp kalan kişilerin o günkü hallerini hatırladıkça geceleri uykum kaçıyor. Bence vicdansızlık ve kalleşliğin de bir sınırı olmalıydı. Ama öyle değilmiş. Bu hasletin sınır yokmuş. İşin en korkunç yanı ise o hain ve riyakârların şimdi millete yol gösteriyor ve kendilerine dahî süsü veriyor olmaları.”
Çok az insan bir ömür boyu sadakatli olur ve her tür şart altında gerçeği söyler. Bunun çok çeşitli nedenleri vardır. Bilmek zorundayız ki, insanlar bir makama oturunca sesi kendiliğinden kısılıverir. Onu ikbale gark eden makamın bir şartı vardır; kravat takacaksın ama mollanın bindiği eşek gibi sesini keseceksin. Gücü elinde tutanlar ne emrederlerse bozacının eşeği gibi boyun bükerek kabul edeceksin!
Buna bir de yirmi birinci yüzyılın doğuştan insanın zihnini ve vicdanını iğfal eden şartlarını ekleyiniz. Durumun ne kadar vahim olduğunu o zaman anlarsınız! Çünkü sadakat kiralanabilir bir değer değildir. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları