Sağ sol çatışırken aradan sıyrılanlar

İsrafil K.KUMBASAR

Ortasından geçen dere ile değil, bambaşka bir nedenden dolayı adeta ortadan ikiye bölünmüştü mahallemiz.
Bir tarafta ‘bizler’, diğer tarafta ise ‘onlar’.
Bir taraf, ya ‘sömürücü düzeninin’ tetikçiliğini yapan ‘faşistlerin yuvası’idi, ya da ‘Küçük Moskova’ olarak bilinen ‘kurtarılmış’ bir bölge idi karşı tarafın nazarında
Çiftçi bir ailenin çocuğu olan Salih, çalıştığı fabrikada ‘haklarını’ arayan işçiler ile neden karşı karşıya geldiğini zaman zaman sorgular, ama bir türlü çözemezdi.
Babası devlet memuru olan Sadık, emniyette  “Bu çocuğu neden aldınız?”  diyen apoletli adamın sesini tanır, ama suretini bir türlü çıkaramazdı.
Öbür taraf da öyle.
Tokatlı bir esnafın oğlu olan Ünal, bazen başını elleri arasına alır, fakat  “Neden hep faşist diye gariban çocuklarına saldırıyoruz?” sorusuna cevap bulamazdı.
Marks, Engels, Lenin, Mao portrelerinin taşındığı yürüyüşlerde, her nedense Bingöllü bir astsubayın mahdumu olan Fikret, hep başı çekerdi.
Dere kenarındaki okula gelen hemen herkes, ayrı bir hikaye anlatırdı.
Kaç ders, “Bugün arkadaşım yanı başımda şehit düştü, bir şey anlatamayacağım”  diyerek gözyaşı döken muallimleri dinlerdik.

 


***

 


Sonra bir Eylül rüzgarı ile adeta yaprak gibi savruldu herkes, ‘bizler’de, ‘onlar’da.
Tavan aralarında ‘direnişi’ örgütleyen siyah gözlüklü ‘esrarengiz’ adamlar, bir anda kadem basıp Almanya’nın yolunu tuttu.
Mahallede ayakta kalanlar kimlerdi, merak ediyor musunuz?
‘Tornacının’ oğluna tomar tomar kitap taşıyan ‘hoca’ efendi. ‘Zurnacının’ oğluna burs veren vakıf için yardım toplayan ‘muhterem’ kişi. ‘Fıkıh’ derslerinden kaçıp ‘futbol’ takımında top koşturmak için birbirleri ile yarışan imam hatip öğrencileri. Ülke, nice ‘ateş çemberlerinden’ geçti, ama onlar adeta ‘gizli bir gücün’ koruyucu kanatları altında ‘dal-budak’, ‘börtü-böcek’, ‘çiçek-kelebek’ hikayeleri ile günden güne semirdi, serpildiler.
Yadda, yabanda, kucaktan kucağa ‘riyakar’ roller ile fildişi kulelerde serpilip bugünlere geldiler.
Açtı, açıktaydı, perişandı mahallenin delikanlıları.
Kimi ‘düştü’, kimi ‘sendeledi’, kimi her şeye rağmen ‘mertçe’ duruşunu sürdürdü.
‘Ayakta kalanlar’ hep aynıydı.
İzbe apartman odalarında ‘sövgü’ üzerine kuramlar geliştiren ve tek meziyetleri ‘geçmişe dair’ hınç besleyenler.

 


***

 


O gün her iki tarafa da ‘şirinlik’ taklaları atanların, ama her fırsatta  “Bunlar ırkçı, onlar dinsiz” diye düşmanlık tohumları ekenlerin; zaman içinde nasıl da sahtiyandan suratlara sahip olduklarını, ‘ikiyüzlülük üzerine’ nasıl ihtisas yaptıklarını ne yazık ki çok sonra öğrenebildik.
Ve çok sonra öğrendik, hayalini kurdukları ‘yeryüzündeki’ cennete ulaşmak için ‘her yolun mübah’ olduğu düşüncesini taşıdıklarını.
Okullardan ‘ampul’ çalacak tıynetteki adamlar, birden bire ‘ehl-i dürüstlük timsali’ olarak dikiliverdiler tepemize.
Çalıp, çırpıp üstüne yatıyorlar, yetmiyor deveyi ‘havudu’ ile götürmeye kalkışıp millete ‘tevekkül’ ve ‘sabır’ telkin ediyorlar.
Mahalle dağınık, mahalle perişan.
Sağcısıyla, solcusuyla ‘kuruşuna’ dahi tenezzül edilmeyen günlerden, inanç sömürüsü üzerinden ‘vurguna’, ‘soyguna’, ‘talana’maruz kalan bir memlekete.
Sonunun ‘tufan’ olduğunu bildiğimiz bir geleceğe doğru pupa yelken yol alıyoruz.
‘Suretler’ gelip geçiyor ömrümüzden, ‘sıratlar’ kuruluyor yarınlarımıza.
‘Konuşması’ gerekenler ise sus pus olup, ‘geçmişin izlerini’ silmeye çalışıyorlar. 

 


***

 


Ah be koçum, ya rehin kaldı ruhunuz ‘maddenin’ tılsımında, yahut yalan yere yutkunup duruyorsunuz ‘iktidarın’ burcunda.
Bir tek kelam duysak, bir tek sözcük
‘harama’ ve ‘çalıp çırpmaya’ dair, belki inanacağız da.
Ya ‘kumaşınız’ bu işlere meyyal, ya da ipleriniz ‘başkasının’ avucunda.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş